FARKLI NEBİLERİN SALÂTLARI AYNI MIYDI?

 


FARKLI NEBİLERİN SALÂTLARI AYNI MIYDI?

Kur’an’a baktığımızda dikkat çekici bir gerçekle karşılaşırız: Salât yalnızca Son Nebi’ye verilen bir uygulama değildir. Önceki nebiler ve onların toplumları da salât ile ilişkilendirilir.

Fakat burada önemli bir soru ortaya çıkar:

Farklı nebilerin salâtları bütün ayrıntılarıyla aynı mıydı?

Kur’an’ın verdiği cevap, bu konuda dikkatli olmamızı gerektiriyor.

SALÂTIN KÖKÜ ORTAK: ALLAH’I ANMAK

Musa’ya verilen emir son derece açıktır:

“Şüphesiz Ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve Beni anmak için salâtı ikame et.”
Tâhâ 20:14

Burada salâtın amacı bizzat açıklanıyor:

“Beni anmak için…”

Demek ki salâtın merkezinde Allah’ı anmak, O’nu hatırlamak ve O’na yönelmek vardır.

Bu anlam yalnızca Musa ile sınırlı değildir.

İbrahim şöyle dua eder:

“Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri salâtı ikame edenlerden eyle.”
İbrahim 14:40

İsmail hakkında ise:

“Ailesine salâtı ve zekâtı emrederdi ve Rabbi katında hoşnutluğa ermişti.”
Meryem 19:55

İsa da şöyle bildirir:

“Yaşadığım sürece bana salâtı ve zekâtı emretti.”
Meryem 19:31

Dolayısıyla salât, farklı nebilerin getirdiği vahiylerde ortak bir kulluk unsurudur.

AMA BÜTÜN AYRINTILAR AYNI MIYDI?

İşte burada Kur’an’ın önemli bir ölçüsü vardır:

“Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik.”
Mâide 5:48

Bu ayet, farklı topluluklara verilen hükümlerin ve uygulamaların her ayrıntısının zorunlu olarak aynı olmadığını gösterir.

Kur’an bize Musa’nın, İsmail’in, İsa’nın veya İbrahim’in salâtında bugün bildiğimiz bütün uygulama ayrıntılarının birebir aynı olduğunu söylemez.

Bu nedenle Kur’an’dan hareketle:

“Bütün nebilerin salâtı her ayrıntısıyla kesinlikle aynıydı.”

demek de,

“Önceki nebilerde salât yoktu.”

demek de isabetli değildir.

Kur’an ikisini de doğrulamıyor.

ORTAK OLAN NE?

Ortak olan temel unsur çok açıktır:

Allah’a kulluk.

Allah’ı anmak.

O’na yönelmek.

Vahyin rehberliğinde yaşamak.

Musa’ya:

“Beni anmak için salâtı ikame et.”
(Tâhâ 20:14)

deniliyor.

İbrahim’in duasında salât vardır.

İsmail’in ailesine salâtı emretmesi vardır.

İsa’nın salâtla görevlendirilmesi vardır.

Demek ki salâtın temelinde Allah ile kurulan kulluk bağı vardır.

SALÂT SADECE BEDENSEL HAREKETLER Mİ?

Kur’an’ın salâtı tanımlarken kullandığı ifadeler, onu yalnızca fiziksel hareketlere indirgememize izin vermez.

Çünkü Rabbimiz salâtın amacını:

“Beni anmak için…”
(Tâhâ 20:14)

şeklinde açıklar.

Ayrıca:

“Şüphesiz salât, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak ise en büyüktür.”
Ankebût 29:45

buyurur.

Burada salâtın insanın ahlakına ve hayatına dokunan bir yönü olduğu görülür.

Eğer insan salât ediyor ama Allah’ın sınırlarını hiç hatırlamıyorsa, salâtın Kur’an’da açıklanan “Allah’ı anma” boyutu nerede kalmaktadır?

Çünkü Allah’ı anmak, yalnızca dili hareket ettirmek değildir.

Allah’ın ne emrettiğini hatırlamaktır.

Neyi yasakladığını hatırlamaktır.

Hangi sınırı çizdiğini hatırlamaktır.

Hesap gününü hatırlamaktır.

Ve bütün bunları hayatına taşımaktır.

PEKİ KUR’AN OKUMAK NEREDE?

Burada zikir ile Kur’an arasındaki bağlantı önem kazanır.

Rabbimiz:

“Şüphesiz zikri Biz indirdik ve onun koruyucusu da elbette Biziz.”
Hicr 15:9

buyurur.

Kur’an kendisini başka bir yerde şöyle tanımlar:

“Bu, bizim indirdiğimiz mübarek bir zikirdir.”
Enbiyâ 21:50

O halde indirilen zikir Kur’an’dır.

Bu nedenle Allah’ı anmanın en temel vahyî kaynağı, Allah’ın indirdiği zikirdir.

Kur’an okunurken de:

“Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.”
A‘râf 7:204

buyurulur.

Dolayısıyla salât, zikir ve Kur’an tilaveti arasında Kur’an’ın kendi içinde güçlü bir bağlantı vardır.

NEBİLERİN SALÂTI: AYNI ÖZ, AYNI AYRINTILAR DEĞİL

Burada dengeli sonuç şudur:

Farklı nebilerin salâtında Allah’a yöneliş ve Allah’ı anma ortak bir esastır.

Ancak Kur’an, bütün nebilerin salât uygulamalarının her ayrıntısıyla aynı olduğunu bildirmemektedir.

Çünkü her ümmet için farklı şeriat ve yolların bulunduğunu bildiren ayet vardır.

Bu nedenle din adına Kur’an’ın söylemediği ayrıntıları kesin hüküm haline getirmek doğru değildir.

Kur’an bize salâtın özünü gösteriyor:

Allah’ı anmak.

Musa’ya:

“Beni anmak için salâtı ikame et.”
(Tâhâ 20:14)

İbrahim’e:

“Beni ve soyumdan gelecekleri salâtı ikame edenlerden eyle.”
(İbrahim 14:40)

İsmail’e:

“Ailesine salâtı… emrederdi.”
(Meryem 19:55)

İsa’ya:

“Bana salâtı… emretti.”
(Meryem 19:31)

Bütün bu ayetlerin ortak noktasında Allah’a kulluk ve O’nu anma vardır.

Öyleyse asıl mesele şu soruya dönüşür:

Salâtın şekli hakkında Kur’an’ın söylemediği ayrıntıları mı merkeze alacağız, yoksa Kur’an’ın bizzat açıkladığı amacı mı?

Rabbimiz cevabı kendisi veriyor:

“Beni anmak için salâtı ikame et.”
Tâhâ 20:14

Salâtın merkezinde Allah vardır.
Zikrin merkezinde Allah vardır.
Duanın yönü Allah’tır.
Tesbihin muhatabı Allah’tır.
Okunan vahiy ise Allah’ın indirdiği zikirdir.

Bu yüzden salâtı anlamanın başlangıç noktası, Allah’ı anmayı merkeze almaktır.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣