GÖĞÜN ÖTESİNDE DEĞİL, YARATTIĞI ÂLEMİN RABBİ!
ALLAH GÖĞÜN NERESİNDE? GÖĞÜN ÖTESİNDE DEĞİL, YARATTIĞI ÂLEMİN RABBİ!
Allah nerededir? Âlemin bir köşesinde, gökyüzünün üstünde, bir tahtta mı oturmaktadır? İnsan zihninin görünmeyeni somutlaştırma ve aşkın olanı gökyüzüne yerleştirme eğilimi, beraberinde önemli bir soruyu getiriyor: Eğer Allah gökteyse, O’na yakınlaşmak için birilerinin göğe çıkması mı gerekiyor?
Bu soru yalnızca Allah’ın nerede olduğu meselesi değildir. Aynı zamanda insanın Allah’la ilişkisini nasıl kurduğu, vahyi mi esas aldığı, yoksa göksel makamlar üzerinden oluşturulan dinî otoritelere mi bağlandığı meselesidir.
Allah Bir Mekânın İçinde Olabilir mi?
Kur’an, Allah’ı gökyüzündeki bir mekâna hapsetmez. O, yalnızca göğün değil, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir:
“Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.” (Şuarâ 26:24)
Bu ifade, Allah’ın egemenliğini belirli bir bölgeyle sınırlandırmaz. Gökler de yer de yaratılmış âlemin parçalarıdır. Öyleyse yaratılmış olan mekânı, onu yaratandan bağımsız ve Allah’ın içinde bulunduğu bir sınır gibi düşünmek ne kadar tutarlıdır?
Kur’an bu konuda temel bir ölçü koyar:
“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ 42:11)
İnsan bir yerde bulunur, bir yöne döner ve mekân içinde hareket eder. Fakat insanın özelliklerini Allah’a taşıyarak O’nu da bir konuma yerleştirmek, O’nu yaratılmışlarla kıyaslama tehlikesini doğurur.
Allah’ın göklerin Rabbi olması, O’nun yalnızca gökte aranması gerektiği anlamına gelmez. Bir şeyin üzerinde egemenlik sahibi olmakla o şeyin içinde bulunmak aynı değildir.
Allah İnsana Ne Kadar Yakındır?
İnsan Allah’a yakınlığı çoğu zaman mesafeler üzerinden düşünür. Göğe yükselmeyi, yukarıda bir yere ulaşmayı veya belirli bir makamın yakınında bulunmayı zihninde canlandırır. Oysa Kur’an, Allah’ın yakınlığını insanın anlayabileceği en çarpıcı ifadelerle anlatır:
“Kullarım sana beni sorarlarsa, şüphesiz ben yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına karşılık veririm.” (Bakara 2:186)
Bir başka ayette şöyle bildirilir:
“Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf 50:16)
Buradaki yakınlığı fiziksel bir mesafeye indirgemek gerekir mi? Ayet, insanın iç dünyasını, düşüncelerini ve kendisinden bile gizleyebildiği yönlerini bilen Allah’ın bilgisine ve kuşatıcılığına dikkat çeker.
Allah’a yönelmek için gökyüzünde bir noktaya ulaşmak, belirli bir fiziksel mesafeyi aşmak veya bir insanın aracılığına muhtaç olmak gerektiği düşüncesi, Kur’an’ın bu yakınlık vurgusuyla yeniden sorgulanmalıdır.
Allah’a yakınlık, gökte bir yere ulaşmak mıdır, yoksa O’na yönelmek ve O’nun mesajına uygun yaşamak mıdır?
Allah’a Yaklaşmak İçin Göğe Çıkmak mı Gerekir?
Gökyüzünü ilahî makamların bulunduğu fiziksel bir alan olarak düşünmek, zamanla dinî anlatıların da bu mekân anlayışı etrafında şekillenmesine yol açabilir. Böyle bir düşüncede göğe yükselen kişiler, göksel makamlar ve bu makamlara dayandırılan otoriteler öne çıkarken, vahyin kendisi ikinci plana düşebilir.
Burada mesele, Kur’an’da anlatılan olayları baştan reddetmek değildir. Asıl mesele, bu olaylardan hareketle Allah ile insan arasına vazgeçilmez aracılar yerleştirilip yerleştirilmediğini sorgulamaktır.
Son Nebi’nin konumunu gökteki bir makamla açıklamak ve bu makamı dinî otoritenin dayanağı hâline getirmek, onun getirdiği mesajın önüne geçme tehlikesini taşır.
Oysa Kur’an, Son Nebi’ye kendisini bir beşer olarak tanıtmasını söyletir:
“De ki: Ben de ancak sizin gibi bir beşerim. Bana, ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve Rabbine kullukta hiç kimseyi ortak koşmasın.” (Kehf 18:110)
Ayetin vurgusu açıktır: Beşer olan nebiye vahyedilen mesaj, ilahın tek olduğu gerçeğidir. İnsanın sorumluluğu ise salih amel işlemek ve kulluğunda Allah’a ortak koşmamaktır.
Burada nebinin kendi kişiliğini yüceltmesi değil, insanları tek ilaha yöneltmesi söz konusudur. Onun görevi kendisine kulluk edilmesini sağlamak değil, vahyi duyurmaktır.
Öyleyse şu soruyu sormak gerekir: Nebi’nin getirdiği mesajı mı esas alacağız, yoksa onun adına oluşturulan göksel makam ve otorite anlatılarını mı?
Gökte Bulunmak, Allah’a Ortak Olmak Değildir
Kur’an, göklerde ve yerde bulunan her şeyin Allah’a ait olduğunu bildirir:
“Göklerde ve yerde kim varsa O’nundur. O’nun katında bulunanlar, O’na kulluk etmekten büyüklenmezler ve yorulmazlar.” (Enbiyâ 21:19)
Bu ayet, göklerde bulunanların bile Allah’a kulluk eden varlıklar olduğunu ifade eder. Dolayısıyla gökte bulunmak, Allah’ın yetkisine ortak olmak veya O’ndan bağımsız bir dinî otoriteye sahip olmak anlamına gelmez.
Buradan hareketle asıl mesele, bir kişinin göğe yükselip yükselmediğinden çok daha kapsamlıdır: Allah’ın mesajına dayanmayan bir otorite, yalnızca kutsal bir makama atfedildiği için bağlayıcı hâle gelebilir mi?
Bir insanın Allah adına konuştuğunu söylemesi, ona Allah’ın yetkisini devretmez. Hiç kimsenin makamı, Allah’ın hükmünün yerine geçirilemez.
Allah ile İnsan Arasına Kim Giriyor?
Kur’an, insanların dinî önderlerini sorgulamadan otorite kabul etmelerine karşı çarpıcı bir uyarıda bulunur:
“Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rabler edindiler...” (Tevbe 9:31)
Bu ayet, yalnızca geçmişte yaşamış belirli toplulukların hikâyesi olarak okunmamalıdır. Aynı zamanda insanın dinî otoriteyle kurduğu ilişkiyi sorgulamasına imkân verir.
Bir kişinin sözünü Allah’ın mesajından üstün tutmak, onun yorumunu sorgulanamaz kabul etmek veya Allah’ın adına konuşma yetkisini yalnızca belirli bir sınıfa ait görmek, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi meselelerdir.
Elbette bilgi edinmek, bilenlere danışmak ve başkalarının açıklamalarından yararlanmak başka; bir insanı sorgulanamaz dinî otorite hâline getirmek başkadır.
Sorun, birinden bilgi almak değil; insan sözünü Allah’ın mesajının önüne geçirmektir.
Allah’ın mesajını anlamaya çalışan insan, aklını ve sorumluluğunu başkasına devredemez. Hiç kimse kendi makamını kullanarak Allah ile kul arasına vazgeçilmez bir otorite olarak yerleşmemelidir.
Sonuç: Allah’ı Gökte Aramak Yerine Mesajını Anlamak
Allah nerededir?
Kur’an’ın anlattığı Allah, gökyüzünün bir köşesine yerleştirilmiş, belirli bir mekânın sınırları içinde bulunan bir varlık değildir. O, göklerin, yerin ve bütün âlemlerin Rabbidir. O’nun benzeri yoktur; insana yakınlığı da basit bir fiziksel mesafeyle açıklanamaz.
Bu nedenle Allah’a yönelmek için gökyüzünde bir yer aramak yerine O’nun mesajına kulak vermek, O’na kulluk etmek ve hayatı bu mesajın ölçüleri doğrultusunda düzenlemek gerekir.
Mesele Allah’ın nerede bulunduğuna dair zihnimizde bir görüntü oluşturmak değil, O’nun karşısında nasıl bir sorumluluk taşıdığımızı anlamaktır.
Allah’ın yakınlığını belirli kişilerin makamlarına bağlamak, insanın kendi kulluk sorumluluğunu başkasına devretmesine neden olabilir. Oysa Kur’an, insanı doğrudan Allah’a yönelmeye, O’na ortak koşmamaya ve salih ameller işlemeye çağırır.
Allah’ı gökyüzüne yerleştirip O’na ulaşmayı belirli insanların makamlarına bağlamak yerine, Allah’ın indirdiği mesajı esas alalım.
Çünkü asıl soru yalnızca “Allah göğün neresinde?” değildir.
Asıl soru şudur: Allah’ın hükmünün yerine kimleri koyuyoruz ve Allah ile aramıza kimleri yerleştiriyoruz?

Yorumlar
Yorum Gönder