KUR’AN’A YOĞUNLAŞMAK
KUR’AN’A YOĞUNLAŞMAK
Rabbimizin Dikkat Çektiği Detaylara Bakmak
İnsan, geçmişi merak eder. “Ne oldu, nasıl oldu, kim söyledi, hangi tarihte gerçekleşti, kaç kişiydiler, isimleri neydi?” gibi sorular sorar. Merak etmek insanın tabiatında vardır.
Fakat Kur’an bize çok önemli bir ölçü öğretir:
Her bilgi, din açısından gerekli bilgi değildir.
Her ayrıntıyı bilmek zorunda değiliz. Her tartışmayı sonuçlandırmak zorunda değiliz. Her rivayetin peşinden gitmek zorunda değiliz.
Çünkü Rabbimiz, bize rehber olması için Kur’an’ı indirmiştir.
Demek ki Kur’an’ın amacı yalnızca bize geçmiş hakkında bilgi vermek değildir. Asıl amaç, ayetler üzerinde düşünmemiz ve öğüt almamızdır.
Burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkar:
Kur’an’da anlatılan bilgi ile bizim o bilgi hakkında üretmek istediğimiz bütün ayrıntılar aynı şey değildir.
Kur’an Neden Bazı Ayrıntıları Verir?
Kur’an geçmiş toplumlardan, nebilerden, olaylardan ve insanlardan söz eder.
Fakat dikkat edelim:
Kur’an tarih kitabı gibi davranmaz.
Bir olayın bütün kronolojisini vermek yerine, insanın ihtiyacı olan noktayı öne çıkarır.
Bir kişinin hayatının tamamını anlatmak yerine, onun yaşadığı imtihanın insanlara vereceği dersi gösterir.
Bir toplumun bütün sosyal ayrıntılarını sıralamak yerine, onların yanlışını, sonucunu ve bundan çıkarılması gereken ibreti gösterir.
Bu nedenle Kur’an’daki kıssalar yalnızca “ne olmuş?” sorusuna cevap vermek için değil, “bundan ne öğrenmeliyiz?” sorusunu cevaplamak için vardır.
Allah şöyle buyurur:
Dikkat edin:
İbret vardır.
Yani kıssanın hedefi, insanı ayrıntı koleksiyoncusu yapmak değil; düşündüren, uyaran ve dönüştüren bir bilgiye ulaştırmaktır.
Ashâb-ı Kehf Örneği
Kur’an bu konuda çok çarpıcı bir örnek verir.
Ashâb-ı Kehf anlatılırken insanların onların sayısı hakkında tartıştıkları belirtilir:
“Onlar üçtür, dördüncüleri köpekleridir diyecekler. Beştir, altıncıları köpekleridir diyecekler. Gayb hakkında tahminde bulunarak yedidir, sekizincileri köpekleridir diyecekler.”
Ardından Allah şöyle buyurur:
Burada çok önemli bir Kur’anî eğitim vardır.
İnsanlar sayıya takılmıştır.
Fakat Kur’an, insanın dikkatini başka yere çeker.
Çünkü mesele onların kaç kişi olduğu değildir.
Mesele; onların Allah’a güvenmeleri, baskıya rağmen inançlarını korumaları ve Allah’ın kudretinin ortaya çıkmasıdır.
Kur’an bize onların sayısını kesin bir rakam olarak vermiyorsa, bizim bunu dinin temel meselesi haline getirmemiz neden gerekli olsun?
Daha da önemlisi, Allah bize açıkça:
“Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir.”
diyorsa, bilmediğimiz bir ayrıntıyı kesin bilgiymiş gibi savunmak yerine “Rabbim daha iyi bilir” diyebilmek gerekir.
İşte Kur’an merkezli düşüncenin önemli bir ahlakı budur:
Bilmediğini bilmek.
Kur’an’ın Sustuklarını Dinleştirmemek
Bir başka önemli nokta da budur.
Kur’an'ın vermediği bir ayrıntı hakkında insanlar konuşabilir.
Tarihçiler farklı şeyler söyleyebilir.
Rivayetler farklı bilgiler aktarabilir.
İnsanlar çeşitli yorumlar geliştirebilir.
Fakat bunların hiçbirini otomatik olarak “Allah’ın dini” haline getiremeyiz.
Çünkü Allah şöyle buyurur:
Buradaki temel mesele yalnızca büyük ibadetler değildir.
Dinin sınırlarını belirleme yetkisi meselesidir.
Bir bilgi, dini bir zorunluluk haline getiriliyorsa artık şu soru sorulmalıdır:
Bunu Allah mı söyledi?
Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçü budur.
“Sana Ne Oldu?” Değil, “Sana Ne Öğretiyor?” Sorusu
Kur’an kıssalarını okurken yanlış bir yönteme düşebiliriz.
Örneğin:
“Bu olay tam olarak hangi yılda gerçekleşti?”
“Kaç kişiydiler?”
“Şu kişinin adı neydi?”
“Bu olayın Kur’an’da anlatılmayan devamında ne oldu?”
gibi soruların peşinde uzun zaman harcayabiliriz.
Bunların bazıları tarihsel araştırma açısından ilginç olabilir.
Ancak din açısından asıl soru şudur:
Rabbimiz bu olayı neden anlattı?
İşte Kur’an’ın bizi yönlendirdiği merkez burasıdır.
Çünkü Allah'ın indirdiği bilgi, insanı Allah'a yaklaştırmalı; düşünmeye, sorumluluk almaya ve doğru davranmaya yöneltmelidir.
Gereksiz Bilgi Neden Tehlikeli Olabilir?
Gereksiz ayrıntı yalnızca zaman kaybı değildir.
Bazen daha büyük bir probleme dönüşür.
İnsanlar Kur’an’ın açık hükümlerinden uzaklaşıp, Kur’an’ın etrafında oluşturulan ayrıntılar üzerinde tartışmaya başladığında dinî kimlikler ortaya çıkabilir.
Bir grup bir ayrıntıyı savunur.
Başka bir grup başka ayrıntıyı savunur.
Sonra:
“Bizim görüşümüz doğru.”
“Onlarınki yanlış.”
“Bizim imamımız böyle söyledi.”
“Bizim mezhebimiz böyle kabul eder.”
“Bizim rivayetimiz daha sağlam.”
derken insanlar kitabın etrafında birleşmek yerine bilgi kaynaklarının etrafında kümelenmeye başlar.
Kur’an ise uyarır:
Ve yine:
Buradaki problem sadece farklı düşünmek değildir.
Asıl problem, dinin parçalara ayrılması ve insanların bu parçaları kimlik haline getirmesidir.
Bilgi Çokluğu Hakikat Çokluğu Değildir
Günümüzde bir insanın ulaşabileceği bilgi miktarı inanılmaz derecede arttı.
Fakat bilgi miktarının artması, hakikatin arttığı anlamına gelmez.
Binlerce kitap okuyabiliriz.
Yüzlerce rivayet öğrenebiliriz.
Onlarca kişinin yorumunu ezberleyebiliriz.
Fakat sonunda Allah'ın kitabının açık mesajını gözden kaçırabiliriz.
Kur’an bize başka bir yol gösterir:
Burada üç aşama vardır:
Ayetleri okumak → üzerinde düşünmek → öğüt almak.
Amaç yalnızca bilgi biriktirmek değildir.
Bilgiyi hikmete ve doğru davranışa dönüştürmektir.
Allah Bazı Şeyleri Neden Detaylandırır?
Tam tersine, Kur’an bazı konularda son derece ayrıntılıdır.
Örneğin borçlanma konusunda:
Ardından şahitlik, yazma, kâtibin adaletli olması ve benzeri birçok ayrıntı verilir.
Neden?
Çünkü burada insanların hayatını doğrudan ilgilendiren bir mesele vardır.
Allah gerekli gördüğü yerde ayrıntı verir.
Bu bize önemli bir ölçü kazandırır:
Allah'ın detaylandırdığı şeyi küçümsememeli; Allah'ın detaylandırmadığı şeyi de zorla detaylandırıp din haline getirmemeliyiz.
İşte denge budur.
Kur’an Kendisi İçin “Açıklama” Der
Kur’an'ın bilgi bakımından yeterliliğini anlamak için şu ayete de bakabiliriz:
Buradaki “her şeyi açıklama” ifadesini, insanın dünyadaki her teknik ayrıntısının Kur’an’da bulunması şeklinde anlamak doğru değildir.
Kur’an'ın bağlamında mesele hidayet ve din açısından gerekli açıklamadır.
Kur’an insanın nasıl bir kul olması gerektiğini açıklar.
Tevhidi açıklar.
Şirki açıklar.
Adaleti açıklar.
Zulümden sakındırır.
Yalanı, haksızlığı, ölçü ve tartıda eksiltmeyi, yetimin hakkını yemeyi, kibri ve taşkınlığı eleştirir.
İnsanın sorumluluğunu açıklar.
Ahireti hatırlatır.
Allah'a kulluğu öğretir.
Yani Kur’an'ın asıl uzmanlık alanı insanı hidayete ulaştırmaktır.
“Bilmiyorum” Demek Eksiklik Değildir
Kur’an merkezli yaklaşımın en önemli özelliklerinden biri de bilgi konusunda haddini bilmektir.
Allah şöyle buyurur:
Bu ayet son derece açıktır.
Bilmediğimiz bir şeyin peşine düşmemek gerekir.
Öyleyse bir konuda Kur’an kesin bilgi vermiyorsa:
“Bilmiyoruz.”
demek neden zor olsun?
Bazen insan, bilmediğini kabul etmek yerine boşluğu rivayetle doldurur.
Sonra rivayet kesinleşir.
Kesinleşen bilgi dinî hükme dönüşür.
Dinî hüküm mezhep veya hizip kimliğinin parçası olur.
Sonunda insanlar Allah'ın kitabında bulunmayan bir ayrıntıyı savunmak için birbirleriyle mücadele eder.
İşte burada başlangıçtaki küçük merak, büyük bir ayrışmaya dönüşebilir.
Kur’an’ın Bize Yetmeyen Yönü Yoktur; Bizim Kur’an’a Yetmeyen Dikkatimiz Vardır
Bazen Kur’an'ın çok şey söylemediğini düşünürüz.
Oysa sorun kitabın eksikliği değil, bizim dikkatimizin dağınıklığı olabilir.
Bir ayeti okur geçeriz.
Fakat aynı ayetin başka surelerde nasıl kullanıldığını araştırmayız.
Aynı kökün Kur’an'daki diğer kullanımlarına bakmayız.
Ayetin öncesini ve sonrasını okumayız.
Konunun Kur’an'ın bütünüyle nasıl ilişkilendiğini incelemeyiz.
Sonra da başka kaynaklarda daha fazla ayrıntı bulunca onu “daha zengin bilgi” zannederiz.
Oysa bazen dışarıdan eklenen yüzlerce ayrıntının yerine Kur’an'ın birkaç ayeti üzerinde derin düşünmek çok daha öğreticidir.
Çünkü Kur’an:
diye sorar.
Demek ki mesele yalnızca okumak değil, düşünmektir.
Gereksiz Ayrıntıdan Uzaklaşmak Bilgisizlik Değildir
Burada yanlış anlaşılmaması gereken önemli bir nokta vardır.
Kur’an'a yoğunlaşmak:
“Tarihi, dili, aklı, bilimi veya insanlığın biriktirdiği bütün bilgileri reddedelim.”
demek değildir.
Hayır.
Bilgi öğrenilebilir.
Tarih araştırılabilir.
Dil incelenebilir.
Arkeoloji yapılabilir.
Bilim öğrenilebilir.
Fakat bunların hiçbiri Allah'ın dinine ek bir kaynak haline getirilmemelidir.
Bir bilginin tarihsel veya akademik değeri ile dinî bağlayıcılığı aynı şey değildir.
Bu ayrımı korumak gerekir.
Asıl Mesele: Kur’an Bizi Değiştiriyor mu?
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru budur:
Kur’an hakkında çok şey biliyor muyuz, yoksa Kur’an'dan çok şey öğreniyor muyuz?
İkisi aynı değildir.
Kur’an hakkında binlerce tartışma bilmek mümkündür.
Ama adaleti öğrenmemiş olabiliriz.
Tevhidi anlatabiliriz.
Ama insanlara kulluk edebiliriz.
Şirki eleştirebiliriz.
Ama kendi heva ve arzularımızı ölçü haline getirebiliriz.
Ahiretten söz edebiliriz.
Ama dünya hayatında haksızlık yapabiliriz.
İşte Kur’an'ın istediği bilgi böyle bir bilgi değildir.
Kur’an, insanı değiştiren bilgidir.
Sonuç: Bilginin Değil, Hakikatin Peşinden Gitmek
Rabbimizin bize sunduğu bilgiyi önemsemeliyiz.
Kur’an'ın anlattığı kıssalara dikkat etmeliyiz.
Ayetlerin bağlamını incelemeliyiz.
Tek tek ayetleri değil, Kur’an'ın bütünlüğünü dikkate almalıyız.
Allah'ın özellikle üzerinde durduğu konuları merkeze almalıyız.
Bilmediğimiz konuda kesin konuşmamalıyız.
Kur’an'ın açıklamadığı ayrıntıları dinin zorunlu bilgileri haline getirmemeliyiz.
Ve en önemlisi:
Kur’an'ın bizi götürmek istediği yere gitmeliyiz.
Çünkü amaç geçmişin bütün ayrıntılarını ezberlemek değildir.
Amaç, Rabbimizin bize gösterdiği yoldan yürümektir.
Kur’an bize sadece:
“Bunları öğren.”
demez.
Bize:
der.
Bu nedenle Kur’an'a yoğunlaşmak, dünyadaki bütün bilgileri reddetmek değil; hangi bilginin ne işe yaradığını bilmek ve dini Allah'ın indirdiği ölçünün dışına taşırmamak demektir.
Çünkü gereksiz ayrıntıların çoğalması bazen hakikati büyütmez.
Tam tersine, hakikatin üzerini örter.
Ve insan sonunda şu soruyu sormak zorunda kalır:
Rabbimizin bize verdiği bilgiyle mi yaşayacağız, yoksa insanların din hakkında biriktirdiği ayrıntılarla mı?
Seçim bizimdir.
Fakat hesap da bizimdir.

Yorumlar
Yorum Gönder