HİÇBİR ŞEY KAYBOLMUYOR

 


HİÇBİR ŞEY KAYBOLMUYOR: KAYITLAR AÇILDIĞINDA GERÇEKLER KONUŞACAK

Bugün geçmişi araştırırken yalnızca insanların anlattıklarına güvenmiyoruz.

Bedenimiz iz bırakıyor.
Tarih iz bırakıyor.
Yeryüzü iz bırakıyor.
Uzay iz bırakıyor.
Eşyalar iz bırakıyor.

Bir olayın üzerinden yüzlerce, binlerce yıl geçse bile geride bıraktığı izleri inceleyerek ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz.

Bir kemik bize bir hayatın izlerini anlatabiliyor. Bir kaya geçmişte yaşananları taşıyabiliyor. Eski bir yapı bir medeniyet hakkında bilgi verebiliyor. Bir eşya, onu kullanan insanların yaşam biçimini ortaya koyabiliyor. Gökyüzünden gelen ışık, milyonlarca yıl önce gerçekleşmiş olayların izlerini bugün bize ulaştırabiliyor.

Yani zaman geçiyor ama izler kalıyor.

Peki insanın yaptığı hiçbir şeyin kaybolmayacağını söyleyen Kur’an'ı hiç bu açıdan düşündük mü?

KAYIT SADECE KÂĞITTA DEĞİLDİR

Kur’an, insanın yaptıklarının kayıt altına alındığını bildirir:

“Yaptıklarınızı kaydeden değerli yazıcılar vardır. Ne yaparsanız bilirler.”
(İnfitâr 82:10-12)

Buradaki temel mesele yalnızca “bir yerde yazı tutulması” değildir.

Asıl mesele şudur:

İnsan hiçbir davranışının iz bırakmadan yok olduğunu sanmamalıdır.

Biz bugün bile geçmişi, geride bıraktığı izlerden okuyabiliyoruz.

Öyleyse insanın kendi hayatının da tamamen kaybolduğunu düşünmesi ne kadar gerçekçidir?

Kur’an'ın kıyamet tasvirlerinde bunun çok çarpıcı bir karşılığı vardır:

“Kitap ortaya konur. Suçluları, onda bulunanlardan dolayı korkuya kapılmış görürsün. ‘Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük büyük hiçbir şeyi bırakmadan hepsini saymış!’ derler.”
(Kehf 18:49)

Dikkat edin:

“Küçük büyük hiçbir şeyi bırakmadan...”

İnsan bazı davranışlarını önemsiz görebilir.

Bir söz…

Bir haksızlık…

Bir küçümseme…

Bir zulüm…

Bir iyilik…

Bir fedakârlık…

Kimsenin görmediğini düşündüğü bir davranış…

İnsan unutabilir.

Ama unutmak, gerçekleşmiş olanı ortadan kaldırmaz.

SONRA KAYIT AÇILIR

Kur’an'ın en çarpıcı ifadelerinden biri şudur:

“Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak nefsin sana yeter.”
(İsrâ 17:14)

Burada insanın karşısına dışarıdan bir hikâye getirilmiyor.

“Kitabını oku.”

Yani insan kendi kaydıyla karşılaşıyor.

Dün inkâr ettiği şey, bugün önüne konuluyor.

Dün gizlediği şey, bugün açığa çıkıyor.

Dün “Kim bilecek?” dediği şey, bugün kendi kaydında karşısına çıkıyor.

İşte asıl sarsıcı olan budur:

İnsan, kendi hayatının tanığı haline geliyor.

BUGÜN EŞYALAR BİLE GEÇMİŞİ ANLATIYOR

Bir eşyanın geçmişine bakarak onun nasıl kullanıldığını, hangi döneme ait olduğunu, hangi şartlarda üretildiğini araştırıyoruz.

Toprakta kalan bir iz, geçmişte yaşanan bir olay hakkında delil olabiliyor.

Beden üzerinde kalan izler, geçmişte yaşananları ortaya çıkarabiliyor.

Gökyüzünden bize ulaşan ışık, çok uzak geçmişin görüntüsünü taşıyabiliyor.

Demek ki “geçti” dediğimiz her şey mutlaka “yok oldu” anlamına gelmiyor.

Geçmiş, iz bırakabiliyor.

Kur’an da insanın amellerinin karşısına çıkarılacağını bildiriyor:

“Kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür.”
(Zilzâl 99:7-8)

Burada ölçünün küçüklüğü bile ortadan kaldırılmıyor.

Zerre kadar...

Çünkü mesele yalnızca büyük suçların kaydedilmesi değildir.

Mesele, hiçbir amelin değersiz ve kayıtsız olmadığının bildirilmesidir.

İNSANIN EN BÜYÜK YANILGISI: “KİMSE GÖRMEDİ”

İnsan bazen kendisini yalnızca insanların gördüğü kadarıyla değerlendirir.

Kimse görmediyse olmadığını zanneder.

Kimse bilmiyorsa kapanmış olduğunu düşünür.

Kimse hatırlamıyorsa yok olduğunu sanır.

Fakat Kur’an'ın mesajı bunun tam tersidir:

“Allah yaptıklarınızı görendir.”
(Bakara 2:265)

Ve:

“Yaptıklarınızı bilin; Allah yaptıklarınızı görmektedir.”
(Bakara 2:233)

İnsanların hafızası sınırlıdır.

İnsanların bilgisi sınırlıdır.

İnsanların şahitliği sınırlıdır.

Ama Allah'ın bilgisi sınırlı değildir.

Bu yüzden hesap günü, insanın “Ben bunu yapmadım” diyerek kurtulabileceği bir gün olarak anlatılmaz.

Kur’an şöyle der:

“O gün ağızlarını mühürleriz; elleri bize konuşur, ayakları da yaptıklarına şahitlik eder.”
(Yâsîn 36:65)

Bir düşünün:

İnsan kendisini savunmak için konuşamayacak hale geldiğinde, kendi bedeni şahitlik ediyor.

Eller…

Ayaklar…

Kendi varlığı…

Kendi yaptıkları…

TARİHİN KAYITLARI BİZE DERS VERİYORSA...

Bugün tarihî kalıntıları inceliyoruz.

Eski toplumların bıraktığı izlerden onların nasıl yaşadığını anlamaya çalışıyoruz.

Bir medeniyetin geride bıraktığı eserler, onun hakkında konuşuyor.

Bir savaşın izleri, savaşın yaşandığını gösteriyor.

Bir bedenin kalıntıları, geçmiş hakkında bilgi veriyor.

Bir yıldızdan gelen ışık, çok uzak bir geçmişe dair bilgi taşıyor.

Yani biz zaten hayatın içinde “izlerden gerçeğe ulaşma” prensibiyle yaşıyoruz.

Öyleyse Kur’an'ın kıyamet gününde kayıtların açılacağını, şahitlerin konuşacağını ve amellerin ortaya konacağını bildirmesi üzerine neden düşünmeyelim?

Belki de mesele sandığımızdan çok daha büyük:

Hiçbir şey gerçekten kaybolmuyor.

Bizim “geçti” dediğimiz şey, Allah'ın bilgisi dışında kalmıyor.

Bizim “unutuldu” dediğimiz şey, mutlaka yok olmuş olmuyor.

Bizim “kimse görmedi” dediğimiz şey, Allah'ın bilgisinden çıkmıyor.

Ve bir gün kayıt açıldığında…

Bahaneler değil, gerçekler konuşacak.

İşte Kur’an'ın uyarısı tam burada insanın karşısında duruyor:

“Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür.”
(Zilzâl 99:7-8)

O gün mesele kimin ne söylediği olmayacak.

Mesele, senin ne yaptığın olacak.

Çünkü kayıt tutuluyor.

Ve bir gün:

Kayıt açılacak.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣