ADAK KAVRAMI: PAZARLIK DEĞİL, ADANMIŞLIK
KUR’AN-I KERİM AÇISINDAN ADAK KAVRAMI: PAZARLIK DEĞİL, ADANMIŞLIK VE SORUMLULUK
Adak denildiğinde toplumda çoğu zaman şu anlayış akla gelir:
“Şu işim gerçekleşirse Allah için şunu yapacağım.”
Bir hastalık iyileşirse kurban kesmek, bir dilek gerçekleşirse yemek dağıtmak, bir sıkıntıdan kurtulursa belirli bir ibadeti yapmak...
Peki Kur’an adak kavramını gerçekten böyle bir Allah ile pazarlık ilişkisi içinde mi ele alıyor?
Kur’an’ın kendi kavram dünyasına baktığımızda karşımıza çok daha farklı bir tablo çıkar.
Kur’an’da nezr/nüzûr, insanın kendi iradesiyle üstlendiği ve yerine getirmesi gereken bir söz, yükümlülük ve adanmışlık bağlamında karşımıza çıkar. Kur’an’ın övdüğü şey, Allah’tan bir menfaat elde etmek için O’na bir şey teklif etmek değil; üstlenilen sorumluluğa sadık kalmaktır.
ADAK ALLAH’I İKNA ETMEK DEĞİLDİR
Öncelikle temel bir yanılgıyı ortadan kaldırmak gerekir.
Allah’ın bizim malımıza, kurbanımıza, yemeğimize veya herhangi bir maddi varlığa ihtiyacı yoktur.
Kur’an bunu son derece açık biçimde ortaya koyar:
Hac 22:37:
“Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır.”
Bu ayet, insanın Allah ile kurduğu ilişkinin maddi bir alışveriş ilişkisi olmadığını gösterir.
Dolayısıyla:
“Allah’a şu şeyi verirsem, Allah da bana istediğim şeyi verir.”
şeklindeki bir anlayışı Kur’an’ın temel ilkeleriyle özdeşleştirmek mümkün değildir.
Allah herhangi bir maddi sunuma muhtaç değildir.
Öyleyse adak, Allah’ı kandırmak veya O’ndan bir şey koparmak için kullanılan bir araç değildir.
1. ADAK: ÜSTLENİLEN SÖZÜ YERİNE GETİRMEKTİR
Kur’an’da adakla ilgili en açık ifadelerden biri Hac 22:29’da yer alır:
“Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atîk’i tavaf etsinler.”
Burada dikkat edilmesi gereken ifade:
“Adaklarını yerine getirsinler.”
Adağın Kur’an’daki önemli yönü burada ortaya çıkar.
Bir insan Allah adına bir yükümlülük üstlenmişse, artık mesele Allah’a yeni bir şey satın aldırmak değildir. Mesele, kendi sözünün gereğini yerine getirmektir.
Bu nedenle adak kavramını şu iki anlayışı birbirinden ayırarak değerlendirmek gerekir:
Pazarlık anlayışı:
“Allah’ım, bunu verirsem bana şunu ver.”
Adanmışlık anlayışı:
“Allah için şu sorumluluğu üstleniyorum ve verdiğim sözü yerine getireceğim.”
Kur’an’ın öne çıkardığı husus ikinci anlayıştır.
2. İNSAN SÖZÜYLE KENDİSİNİ SORUMLU HALE GETİRİR
Kur’an genel olarak insanın verdiği sözlere bağlı kalmasını ister.
Nahl 16:91:
“Allah’ın ahdini yerine getirin; antlaşmayı pekiştirdikten sonra bozmayın...”
Bu ilke adak konusunda da önemlidir.
İnsan bazen kendi iradesiyle bir yükümlülük üstlenir. Daha sonra o yükümlülüğü yerine getirmek istemeyebilir.
Fakat Kur’an’ın ahlak anlayışında sözün bir ağırlığı vardır.
Bu nedenle adak, Allah’ın ihtiyacını karşılayan bir işlemden çok, insanın kendi iradesiyle üstlendiği sorumluluğun bilincinde olmasıdır.
3. İNSAN SURESİ 7: ADAK VE SADAKAT
Kur’an’da adak kavramının en dikkat çekici kullanımlarından biri İnsan Suresi 7. ayettedir:
“Onlar adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar.”
Burada adaklarını yerine getiren kişiler övgüyle anılmaktadır.
Ancak ayette:
“Allah’tan istediklerini almak için adak adarlar.”
denmez.
Tam tersine onların özelliği, verdikleri sözü yerine getirmeleridir.
Bu nedenle ayetin vurgusu adağın karşılığında elde edilecek dünyevi kazanç değil, sorumluluk ve sadakattir.
Kur’an’ın övdüğü insan tipi, söz verip daha sonra çeşitli bahanelerle sözünden dönen insan değildir.
4. MERYEM’İN ANNESİ VE “SANA ADADIM”
Adak kavramının anlaşılması açısından en önemli örneklerden biri Âl-i İmrân Suresi 35. ayettir.
Meryem’in annesi şöyle der:
“Rabbim! Karnımdakini özgürce yalnız Sana adadım. Benden kabul et. Şüphesiz Sen işitensin, bilensin.”
Burada son derece önemli bir ayrıntı vardır.
Meryem’in annesi Allah ile bir pazarlık yapmamaktadır.
“Eğer çocuğum olursa sana şunu vereceğim.”
şeklinde bir alışveriş mantığı yoktur.
Aksine elindeki varlığı Allah’a adama ve O’na yöneltme anlayışı vardır.
Bu örnek, Kur’an’daki adak kavramının merkezinde adanmışlık bulunduğunu göstermektedir.
Burada “adamak”, insanın sahip olduğu şeyi Allah’ın mülküne dönüştürmesi anlamında değil; onu Allah’ın yoluna tahsis etme ve O’na yöneltme iradesi anlamındadır.
5. ADAK ALLAH’A BİR ŞEY KAZANDIRMAZ
Kur’an’ın tevhid anlayışında Allah mutlak anlamda zengindir.
İnsanların ibadetleri Allah’ın mülkünü artırmaz.
İnsanların günahları da Allah’ın mülkünü azaltmaz.
Bu nedenle adak kavramını:
“Allah’a bir şey vererek O’nu razı etme”
mantığına indirgemek Kur’an’ın Allah tasavvuruyla bağdaşmaz.
Hac 22:37 burada yeniden önem kazanır:
“Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır.”
Demek ki Allah’ın baktığı şey maddi nesnenin kendisi değildir.
Takvadır.
Bu nedenle kurban, adak veya herhangi bir ibadet üzerinden Allah’la maddi pazarlık kurmak Kur’an’ın ortaya koyduğu ilişki biçimi değildir.
6. PEKİ “İŞİM OLURSA ADAK ADARIM” ANLAYIŞI NEDİR?
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Bir insanın gelecekte yapacağı bir iyiliği bir şartla ilişkilendirmesi ile Allah’a samimi biçimde bir yükümlülük üstlenmesi aynı şey değildir.
Örneğin:
“Çocuğum olursa Allah için şu işi yapacağım.”
ifadesi, insanın kendi iradesiyle bir söz üstlenmesi olarak değerlendirilebilir.
Fakat bunun zihinsel arka planı:
“Allah, benim istediğimi gerçekleştirsin; ben de karşılığında O’na bir şey vereyim.”
şeklinde bir alışveriş mantığına dönüşürse burada ciddi bir problem ortaya çıkar.
Çünkü Allah kullarının kendisine vereceği bir şeye muhtaç değildir.
Dolayısıyla mesele adak kelimesinin kendisinden çok, adağın arkasındaki Allah tasavvurudur.
7. ADAK İLE CAHİLİYE UYGULAMASINI AYIRMAK
Kur’an’da adakla ilgili önemli bir başka ayet Mâide 5:103’tür:
“Allah bahîre, sâibe, vasîle ve hâm diye bir şey koymamıştır. Fakat inkâr edenler Allah’a karşı yalan uyduruyorlar ve onların çoğu akletmiyor.”
Burada Allah adına bazı hayvanları belirli biçimlerde dokunulmaz ilan eden cahiliye uygulamaları reddedilmektedir.
Bu çok önemlidir.
Çünkü insanın:
“Bunu Allah için yaptım.”
demesi, yaptığı her uygulamanın otomatik olarak Allah tarafından din haline getirildiği anlamına gelmez.
Kur’an, Allah’a ait olmayan hükümleri Allah’a nispet etmeyi reddeder.
Bu nedenle adak kavramı da Allah’ın koymadığı haramları, kutsallıkları veya ritüelleri Allah adına üretme aracına dönüştürülemez.
8. ADAK BAŞKA, ALLAH’A ŞİRK KOŞMAK BAŞKADIR
Kur’an’ın tevhid öğretisi açısından bir başka kritik nokta da şudur:
Adanan şeyin yöneltildiği merci Allah olmalıdır.
Kur’an, Allah’tan başkasına yönelik kutsallık ve ibadet anlayışlarını eleştirir.
Çünkü insanın Allah’a yaklaşmak amacıyla başka varlıkları aracılaştırması, Kur’an’ın şirk eleştirisinin merkezinde yer alır.
Zümer 39:3:
“Biz onlara yalnızca bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.”
İşte Kur’an’ın eleştirdiği mantık budur:
Allah’a ulaşmak için Allah ile kul arasına başka kutsal otoriteler koymak.
Dolayısıyla adak da herhangi bir şahsa, türbeye, şeyhe, veliye veya başka bir varlığa yöneltilecek bir ibadet biçimi değildir.
Adak anlayışı, tevhid çizgisinde değerlendirilmelidir.
9. ADAK BİR “RÜŞVET” DEĞİL, SORUMLULUKTUR
Kur’an merkezli bakıldığında konuyu tek cümlede şöyle özetleyebiliriz:
Allah’a adak sunarak O’nu ikna etmeyiz; verdiğimiz sözü yerine getirerek kendi sorumluluğumuzu yerine getiririz.
Allah bizim kurbanımıza, paramıza, yiyeceğimize veya malımıza muhtaç değildir.
Biz Allah’a muhtacız.
Bu nedenle adak kavramını tersine çevirmek büyük bir anlam kaymasına yol açar.
İnsan Allah’a bir şey verip Allah’tan bir şey satın almıyor.
İnsan, kendi iradesiyle üstlendiği bir sorumluluğu yerine getiriyor.
SONUÇ: ADAK, ALLAH'LA PAZARLIK DEĞİL, İNSANIN KENDİ SÖZÜYLE SORUMLULUK ÜSTLENMESİDİR
Kur’an’daki nezr/nüzûr kullanımları birlikte değerlendirildiğinde adak kavramının merkezinde üç temel unsur görülür:
Söz vermek.
Adanmak.
Verilen sözü yerine getirmek.
Hac 22:29 adakların yerine getirilmesini emreder.
İnsan 76:7, adaklarını yerine getirenleri övgüyle anar.
Âl-i İmrân 3:35 ise Allah’a adanmışlığın somut bir örneğini gösterir.
Hac 22:37 ise bütün bu anlayışın temelini ortaya koyar:
“Onların etleri ve kanları Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır.”
Öyleyse adak, Allah’ı kandırma yöntemi değildir.
Allah’a rüşvet verme yöntemi hiç değildir.
Allah’ın ihtiyacını karşılama aracı da değildir.
Adak, insanın Allah adına üstlendiği bir sorumluluğu yerine getirmesidir.
Asıl mesele de adanan şeyin büyüklüğü değil, insanın sözüne sadakati ve takvasıdır.
Kur’an’ın ortaya koyduğu anlayışta Allah ile kul arasındaki ilişki bir alışveriş pazarı değildir.
Kul Rabbine muhtaçtır.
Rabb ise hiçbir şeye muhtaç değildir.
Bu yüzden gerçek soru:
“Allah’a ne vereceğim ki istediğimi bana versin?”
değil;
“Allah adına verdiğim sözün arkasında duracak mıyım?”
sorusudur.

Yorumlar
Yorum Gönder