Kayıtlar

İLAHLIK VE RABLİK ⚠️

Resim
  İLAHLIK VE RABBLİK Kur’an’da “ilah” ve “rab” kavramları aynı şey değildir. Fakat ikisini birbirinden kopardığımızda, Kur’an’ın şirk anlayışının önemli bir boyutunu gözden kaçırırız. İlah , kendisine kulluk edilen, ilah edinilen varlıktır. Rab ise hükmeden, yöneten, düzenleyen, terbiye eden, öğreten, sorulara cevap veren ve otorite sahibi olandır. Bu nedenle Kur’an’ın şirk eleştirisi yalnızca “Allah’tan başka ilah var” demekle sınırlı değildir. Asıl meselelerden biri, Allah’ın hüküm ve otoritesinin başka varlıklara aktarılmasıdır. Firavun’un sözlerine bakalım: “Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilah bilmiyorum.” (Kasas 28:38) Firavun burada kendisini açıkça “ilah” ilan ediyor gibi görünmektedir. Fakat başka bir ayette söylediği söz, meselenin daha derin olduğunu gösterir: “Ben sizin en yüce rab binizim.” (Nâziât 79:24) Dikkat edin: Firavun yalnızca “Ben sizin ilahınızım” demiyor; “Ben sizin rabbinizim” diyor. Yani insanların hayatında en üst otoriteni...

KARUN HAZİNESİ

Resim
  KÂRÛN’UN HAZİNESİ: ALTIN MI, BİLGİ Mİ, GÜÇ İLLÜZYONU MU? Kârûn denildiğinde çoğu insanın zihninde hemen “sayısız altın ve servet” canlanır. Oysa Kur’an’ın Kârûn kıssasına baktığımızda, asıl şaşırtıcı olan şeyin hazinenin miktarı değil, insanın sahip olduğu şeylerle kendisini nasıl tanımladığı olduğunu görürüz. Kur’an şöyle der: “Şüphesiz Kârûn, Musa’nın kavmindendi; fakat onlara karşı azgınlık etti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki anahtarları güçlü kuvvetli bir topluluğa ağır geliyordu.” Kasas 28:76 Dikkat edin: Kur’an “Kârûn’un şu kadar ton altını vardı” demiyor. Hazinenin ayrıntılı envanterini de vermiyor. Özellikle anahtarların çokluğunu ve ağırlığını vurguluyor. Burada önemli olan servetin miktarından ziyade, servetin insan üzerindeki etkisidir. KÂRÛN’UN ASIL İDDİASI NEYDİ? Kârûn’un serveti kendisine hatırlatıldığında verdiği cevap çok daha çarpıcıdır: “Bu, bende bulunan bir bilgi sayesinde bana verilmiştir.” Kasas 28:78 İşte kıssanın kilit noktalarından ...

Peygamber mi namazı öğretti❕️ peki önceki nesillere kim öğrendi ❓️

Resim
  İbrahim’e salâtı kim öğretti? Musa’ya kim öğretti? Kur’an’ın verdiği tabloya bakınca cevap şudur: Salât, nebilerin birbirlerinden icat ederek öğrendikleri bir uygulama değil; Allah’ın nebilerine verdiği kulluk düzeninin bir parçasıdır. Örneğin İbrahim’in duasında: “Rabbim! Beni ve soyumdan olanları salâtı ikame edenlerden kıl.” İbrahim 14:40 İsmail hakkında: “Ailesine salâtı ve zekâtı emrederdi.” Meryem 19:55 Musa’ya ise doğrudan: “Şüphesiz Ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni anmak için salâtı ikame et.” Tâhâ 20:14 deniliyor. Dolayısıyla Musa’ya salâtı Muhammed nebimiz öğretmiş olamaz. Muhammed nebimizden yaklaşık olarak çok daha önce Musa’ya Allah tarafından salât emredilmiştir. Dahası Kur’an, İsa nebimizin diliyle de şöyle aktarır: “Hayatta olduğum sürece bana salâtı ve zekâtı emretti.” Meryem 19:31 Burada çok önemli bir sonuç ortaya çıkıyor: Salât yeni bir uygulama değildir. İbrahim’de vardır. İsmail’de vardır. Musa’da va...

KUR’AN’IN İSTEDİĞİ TOPLUM: DÜŞÜNEN İNSAN

Resim
KUR’AN’IN İSTEDİĞİ TOPLUM: DÜŞÜNEN İNSAN Kur’an’ın insan yetiştirme projesini anlamak için çok basit bir soruyu sormak gerekir: Rabbimiz bize neden sürekli düşünmeyi, akletmeyi, anlamayı ve ibret almayı emrediyor? Çünkü Kur’an’ın hedefi, kendisine söyleneni sorgulamadan tekrarlayan bir kalabalık oluşturmak değildir. Hedef; vahiy karşısında aklını kullanan, ne söylediğini bilen, doğruyu yanlıştan ayırabilen ve sorumluluğunu başkasına devretmeyen bilinçli insanlardan oluşan bir toplum meydana getirmektir. AKLETMEYEN İNSAN, KENDİSİNE VERİLENİ TEKRARLAR Bakara 2:44’te Rabbimiz şöyle sorar: “İnsanlara iyiliği emrediyor da kendinizi unutuyor musunuz? Üstelik Kitabı okuyorsunuz. Hâlâ akletmeyecek misiniz?” Dikkat edin: “Hocan ne diyorsa onu dinle” demiyor. “Bir otoritenin yorumunu sorgulama” demiyor. “Büyüklerinin sözlerini tekrar et” demiyor. Tam tersine: “Hâlâ akletmeyecek misiniz?” Çünkü vahiy, insanın aklını devre dışı bırakmak için değil, aklını vahyin ışığında çalıştırmak için gelir. M...

KUR’AN’IN TERTİBİ TESADÜF MÜ?

Resim
  KUR’AN’IN TERTİBİ TESADÜF MÜ? Kur’an’ı yalnızca peş peşe okunacak ayetlerden oluşan bir metin olarak görmek, onun nasıl anlaşılması gerektiği konusunda önemli bir yanılgıdır. Çünkü Kur’an kendisini “kitap” olarak tanıtır ve kendi bütünlüğüne dikkat çeker. Kıyâmet Suresi’nde Rabbimiz son derece dikkat çekici bir ifade kullanır: “Şüphesiz onu toplamak ve onu okutmak bize aittir. O hâlde biz onu okuduğumuz zaman onun okunuşunu takip et . Sonra onu açıklamak da bize aittir.” (Kıyâmet 75:17-19) Burada üç önemli fiil art arda gelir: Toplamak… okutmak… açıklamak. Üstelik bunların öznesi insanoğlu değil, Allah’tır. “Onu toplamak bize aittir.” Bu ifade üzerinde ciddi biçimde düşünmek gerekir. Eğer Allah vahyi indiriyor, onu topladığını söylüyor, okunmasını kendisi öğretiyor ve açıklamasını da kendisine nispet ediyorsa; Kur’an’ın parçalarını birbirinden kopararak, her ayeti kendi başına değerlendirip sonra dışarıdan açıklamalarla tamamlamak ne kadar doğru olabilir? Kur’an’ın di...

RASÛLÜ ÜCRETLİ DİN ADAMINA DÖNÜŞTÜRMEK

Resim
RASÛLÜ ÜCRETLİ DİN ADAMINA DÖNÜŞTÜRMEK Kur’an’ı anlamanın ilk şartlarından biri, kavramları birbirine karıştırmamaktır. Bunların başında Nebi ve Rasûl gelir. Nebi ile Rasûl aynı kavram değildir. Ancak bu, iki ayrı insan olmak zorunda oldukları anlamına da gelmez. Bir kişi hem Nebi hem Rasûl olabilir. Nitekim Muhammed için Kur’an: “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; fakat Allah’ın Rasûlü ve nebilerin sonuncusudur.” der. (Ahzâb 33:40) Burada iki ayrı nitelik açıkça görülmektedir: Rasûl ve Nebi . Nebi, Allah tarafından vahiy ile bilgilendirilen kişiyi ifade eder. Rasûl ise kendisine verilen ilahî mesajı insanlara ulaştıran elçidir. Dolayısıyla Rasûllük, öncelikle mesajı ulaştırma ve tebliğ etme göreviyle ilgilidir. Kur’an’da nebilik açısından kesin bir sonlandırma vardır: “...Allah’ın Rasûlü ve nebilerin sonuncusudur.” (Ahzâb 33:40) Fakat ayette “Rasûllerin sonuncusudur” denmez. Buradan yeni bir Rasûl veya yeni bir vahiy geleceği sonucu kesinlikl...

KUL YÖNETİCİ OLABİLİR, AMA RAB OLAMAZ

Resim
İSLAM NEDİR? KUL YÖNETİCİ OLABİLİR, AMA RAB OLAMAZ İslam denildiğinde birçok insanın zihninde devletler, fetihler, sınırlar, siyasi güçler ve yönetimler canlanır. Oysa Kur’an’a dönüp şu temel soruyu sormadan sağlıklı bir sonuca ulaşamayız: İslam aslında nedir? Kur’an’a göre dinin özü, insanın Allah’a teslim olmasıdır: “Allah katında din İslam’dır.” (Âl-i İmrân 3:19) İslam; insanın Allah’a yönelmesi, kulluğunu yalnız O’na yapması ve hayatının merkezine yalnız O’nun hükmünü koymasıdır. Bu nedenle Fâtiha suresinin özü şudur: “Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz.” (Fâtiha 1:5) Burada çok temel bir ilke ortaya çıkar: Kul yönetici olabilir; ama rab olamaz. İnsan görev alabilir, yönetebilir, karar verebilir; fakat Allah’ın yerine geçerek mutlak hüküm koyamaz, kulluk talep edemez, kendisini sorgulanamaz bir otorite hâline getiremez. Çünkü Kur’an şöyle der: “Hüküm yalnız Allah’ındır. O, yalnız kendisine kulluk etmenizi emretmiştir.” (Yûsuf 12:40) Bu ayet yalnızca hukuki bi...