Kayıtlar

KUR’AN’IN İNŞA ETTİĞİ DUA DİLİ

Resim
KUR’AN’IN İNŞA ETTİĞİ DUA DİLİ Eşyayı İstemekten Öte: Hidayet, Ahlak, Rıza ve Sorumluluk Dua çoğu zaman insanın ihtiyaçlarını Allah’a bildirdiği bir “istek mekanizması” olarak algılanır. Para, sağlık, ev, iş, makam, başarı, rahatlık, güvenlik… İnsan zihni duayı kolaylıkla sahip olmak istediği şeylerin Allah’a sunulduğu bir talep listesine dönüştürebilir. Oysa Kur’an’ın inşa ettiği dua dili bundan çok daha derindir. Kur’an’da dua yalnızca: “Allah bana ne verecek?” sorusunun cevabı değildir. Daha temel soru şudur: “Ben nasıl bir insan olmalıyım?” Kur’an dualarına bütünlük içerisinde bakıldığında, onların insanı sürekli olarak hidayete, bağışlanmaya, şükre, salih amele, sabra, doğru anlayışa, güzel ahlaka ve Allah’ın rızasına yönelttiği görülür. Bu nedenle dua, insanın arzularını sınırsız biçimde büyüten bir araç olmaktan çıkar; arzuları terbiye eden, niyeti düzelten ve insanı sorumluluğa hazırlayan bir kulluk dili hâline gelir. 1. DUA, ALLAH’A SİPARİŞ VERMEK DEĞİLDİR Dua bazen şu zih...

"ibrahim" KALICI BİR KELİME VE GERİ DÖNÜŞ

Resim
  KALICI BİR KELİME VE GERİ DÖNÜŞ Kur’an’da bazı ayetler, tek başına okunduğunda sınırlı görünen fakat öncesi, sonrası ve Kur’an’ın bütünüyle birlikte değerlendirildiğinde çok daha derin bir anlam ortaya koyan yapılara sahiptir. Zuhruf suresinin 28. ayeti bunlardan biridir: “Ve onu, kendisinden sonrakiler arasında kalıcı bir kelime yaptı ki, belki dönerler.” Bu ayette üç temel kavram öne çıkar: kelime, kalıcılık ve dönüş. Fakat ayeti anlamanın anahtarı yalnızca bu üç kavramın sözlük anlamlarında değildir. Ayetin hemen öncesinde İbrahim’in ne söylediğine bakmak gerekir. Çünkü 28. ayette geçen “onu” zamiri, önceki ayetlerde ortaya konan İbrahimî söyleme bağlanmaktadır. ayette İbrahim kavmine: “Sizin taptıklarınızdan uzağım.” der. ayette ise: “Ancak beni yaratandan başka.” ifadesini kullanır. Ardından 28. ayet gelir: “Ve onu, kendisinden sonrakiler arasında kalıcı bir kelime yaptı ki, belki dönerler.” Bu sıralama son derece dikkat çekicidir. İbrahim önce reddeder , sonra istisna eder...

RASÛLE İTAAT Mİ, DİN ADAMLARINA İTAAT Mİ?

Resim
  RASÛLE İTAAT Mİ, DİN ADAMLARINA İTAAT Mİ? Şeytanın Yolun Tam Ortasına Kurduğu En Sinsi Tuzak Kur’an’a göre din, Allah’ın dinidir. Hüküm koyma yetkisi Allah’a aittir. O hâlde en kritik sorulardan biri şudur: “Rasûle itaat edin” emri, gerçekten rasûlün Allah’tan getirdiği vahye itaati mi ifade eder; yoksa yüzyıllar sonra ortaya çıkan din adamlarına, mezhep imamlarına ve onların aktardığı rivayetlere itaati mi? İşte asıl kırılma noktası buradadır. Çünkü tarih boyunca insanlara doğrudan, “Allah’ın hükmünü bırakın, bizim hükmümüze uyun” denildiğinde bunun kabul edilmesi kolay değildir. Bunun yerine çok daha tehlikeli bir yöntem geliştirilmiştir: Önce din adamı, rasûlün temsilcisi ilan edilir. Sonra rasûle itaat, din adamına itaate dönüştürülür. Böylece Allah’ın kitabına yönelmesi gereken insan, farkına bile varmadan kullara bağlanır. Kur’an ise bu tehlikeye karşı son derece açık bir ölçü koyar: “Allah’a itaat edin, Rasûle itaat edin...” Burada dikkat edilmesi gereken temel ...

İSLAM MUHAMMED’LE Mİ BAŞLADI?

Resim
BAKARA 136: NEDEN İBRAHİM’LE BAŞLIYOR? Kur’an’a Göre İslam Yeni Bir Din mi? Bakara 136. ayet, ilk bakışta müminin hangi peygamberlere ve hangi vahiylere iman edeceğini bildiren bir iman beyanı gibi görünür. Ancak ayetin özellikle İbrahim’le başlaması , ardından İsmail, İshak, Yakub ve Esbât’ın zikredilmesi, daha sonra Musa, İsa ve diğer nebîlere geçilmesi dikkatle düşünüldüğünde, Kur’an’ın din anlayışı hakkında çok daha temel bir tablo ortaya çıkar. Ayet şöyle der: “Deyin ki: Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve Esbât’a indirilene, Musa’ya ve İsa’ya verilene ve nebîlere Rableri tarafından verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırmayız. Biz O’na teslim olanlarız.” Bakara 2:136 Burada temel soru şudur: Kur’an neden “Muhammed’e indirilene iman ettik” diyerek başlamıyor da İbrahim’den itibaren genişleyen bir vahiy çizgisi kuruyor? Çünkü Kur’an’ın ortaya koyduğu din anlayışında Allah’a teslimiyet, Muhammed ile başlamış yeni bir din değildir. Muham...

Nakledilegelen bir SİHİR söylemi

Resim
SİHİR VE SİHİRBAZ Algı Yönetimi, Manipülasyon ve Hakikatin İtibarsızlaştırılması  S-H-R KÖKÜ VE “SEHER” İLE “SİHİR” ARASINDAKİ ÇAĞRIŞIM  Kur’an’da aynı kökten gelen farklı kullanımların birbirleriyle anlam bakımından ilişki kurduğu görülür. “Seher” kelimesi, gecenin sona erip gündüzün henüz tam olarak ortaya çıkmadığı zaman dilimini ifade eder. Bu vakitte çevrenin görünürlüğü değişir. Gece tamamen ortadan kalkmamıştır. Gündüz de henüz bütün açıklığıyla ortaya çıkmamıştır. Dolayısıyla sınırların belirsizleştiği bir eşik söz konusudur.   Kur’an şöyle der: “Seher vakitlerinde bağışlanma dilerler.” (Âl-i İmrân 3:17)   Kamer Suresi’nde de Lut topluluğunun kurtarılışı “seher” vaktiyle ilişkilendirilir:   “Onları seher vaktinde kurtardık.” (Kamer 54:34)  Buradan hareketle “seher” ile “sihir” arasında Kur’an’ın kullanımında ortaya çıkan belirsizlik, görünürlüğün değişmesi ve algısal eşik çağrışımına dikkat etmek gerekir. Sihir de insanın hak...