Sahte Kurtuluş Vaatleri
“Bizim Yolumuza Uyun, Günahınızı Biz Üstlenelim”
Kur’an’da Bireysel Sorumluluk ve Sahte Kurtuluş Vaatlerinin Analizi
1. Giriş: Ahlâkî Özerkliğin İlanı
Kur’an’ın antropolojik vizyonu, insanı "irade sahibi bir özne" olarak tanımlar. Bu özne olma hali, beraberinde "mesuliyetin parçalanamazlığı" ilkesini getirir. Ankebût Suresi 12. ayette müşriklerin müminlere yönelik sarf ettiği "Bizim yolumuza uyun, günahlarınızı biz yüklenelim" ifadesi, sadece tarihsel bir anekdot değil; insanın sorumluluktan kaçma eğiliminin evrensel bir prototipidir.
2. "Yük" Kavramı ve Ontolojik Ağırlık
Kur’an, günahı ve sorumluluğu tanımlarken "Vizr" (yük) kelimesini kullanır. Bu kelime seçimi tesadüf değildir; günahın insan ruhu üzerinde ontolojik bir ağırlık oluşturduğunu simgeler.
Paralel İlke: "Hiçbir günahkâr, bir başkasının yükünü yüklenmez." (Fâtır, 18)
Analiz: Ayetlerde geçen "lâ teziru vâziratun" ifadesi, hukuk dilindeki "suçun şahsiliği" ilkesinin ötesinde, ahiretteki "hesabın paylaşılamazlığını" vurgular. Hiç kimse bir başkasının ruhsal tekâmülünü veya çöküşünü onun yerine üstlenemez.
3. Sorumluluk Devri Yanılsamasının Üç Ayağı
Bu makaleye, insanların neden bu "ahlâki dolandırıcılığa" kandığını açıklayan şu üç kavramı eklemek derinliği artıracaktır:
Bedel Ödeme İllüzyonu: Kur’an, "Kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye (bedel) alınmayacağı" (Bakara, 48) uyarısıyla, ahiretin bir "takas pazarı" olmadığını ilan eder. "Günahı üstlenme" vaadi, ilahi adaleti rüşvetle veya vekaletle kandırma girişimidir.
Velayet İstismarı: Otorite figürlerinin "Ben kefilim" söylemi, Kur’an’ın "Veli" kavramını saptırmasıdır. Gerçek veli (dost/yardımcı) Allah’tır; oysa bu yapılar kendilerini Allah ile kul arasında birer "güvenlik tamponu" gibi sunarlar.
Sürü Psikolojisi ve "Müstazaflar": Sebe Suresi 31-33. ayetler, dünyada liderlerin peşinden körü körüne gidenlerin (müstazaflar) ahiretteki kavgasına ışık tutar. Orada "Siz olmasaydınız biz inanacaktık" diyenlere liderleri, "Size hidayet geldikten sonra biz mi sizi engelledik?" diyecektir.
4. Saptıranın "Ekstra" Yükü: Sorumluluk Artar ama Bölünmez
Metnindeki Nahl 25. ayet vurgusu çok kritik. Bunu şu mantıkla detaylandırabiliriz:
Kural: Günah bölünmez (A’nın günahı B’ye geçmez).
İstisna Değil, Ek: B kişisi A’yı saptırdıysa, A’nın günahından eksilme olmaz. Ancak B, "saptırma eylemi" için kendi hanesine ek bir ceza alır. Bu, "sebep olan, işleyen gibidir" ilkesinin negatif versiyonudur.
5. Modern Zamanlarda "Günah Sigortacılığı"
Bu bölümü makalenin güncelliğini artırmak için genişletebiliriz. Günümüzde bu söylem sadece dini cemaatlerde değil, siyasi ve ideolojik yapılarda da yaşar:
İdeolojik Muafiyet: "Dava için yapıyorsan mubahtır, sorumluluk liderindir."
Kurumsal Vicdan: "Ben sadece emir kuluyum, kurumun politikasını uyguluyorum."
Kur’an, bireye "Hayır, sen emir kulu değil, Allah'ın kulusun" diyerek her türlü hiyerarşik bahaneyi elinin tersiyle iter.
6. Şeytanın İtirafı: Nihai Terk Ediliş
İbrahim Suresi 22. ayet, "sorumluluk devri" vaadinde bulunanların son durağını gösteren en sarsıcı metindir. Şeytan orada evrensel bir savunma yapar: "Benim sizin üzerinizde bir gücüm yoktu, sadece çağırdım, siz de geldiniz. Beni kınamayın, kendinizi kınayın."
Bu, "Günahınızı biz üstlenelim" diyenlerin ahiretteki maske düşüş anıdır.
Sonuç ve Güncelleme: Emaneti Geri Almak
Kur’an, göklerin ve yerin yüklenmekten kaçındığı "emaneti" (Ahzâb, 72) insanın yüklendiğini söyler. Bu emanet, seçme ve sorumlu olma yetisidir. Emaneti başkasına devretmeye çalışmak, insanlıktan istifa etmektir.
Ankebût 12. ayetteki "Yalancıdırlar" hükmü, sadece bir durum tespiti değil; insan onurunu koruyan bir metafizik kalkandır.
UYARI / HATIRLATMA

Yorumlar
Yorum Gönder