Kur’ân’da Saldırganla Savaşmak
Kur’ân’da Saldırganla Savaşmak: Huşû, Adalet ve Barış
1. Adaletin Kılıcı ve Kalbin Huşûsu
Kur’ân’da savaş (kıtal), bağımsız bir amaç değil; ahlâkî bir zorunluluk durumunda başvurulan bir araçtır. Bu yönüyle İslam’da savaş, bir imha stratejisi değil; bir ıslah ve denge kurma çabasıdır.
Kur’ân mümini iki zıt gibi görünen vasıfla tanımlar:
-
Secdede huşû içinde bir kul
-
Zulme karşı ayakta duran bir şahsiyet
Bu iki durum çelişkili değil, tamamlayıcıdır. Çünkü Kur’ân’da huşû, pasiflik değil; nefsin Allah’ın sınırlarına (hudûdullah) teslimiyetidir. Mümin, savaşırken dahi nefsinin değil, ilahî ölçünün emrindedir.
2. Saldırganlık (Bağy ve Udvân)
Kur’ân’da saldırganlık iki temel kavramla ifade edilir:
-
Bağy: Haksız yere taşkınlık, zorbalık
-
Udvân: Sınır ihlali, düşmanca saldırı
2.1. Haddi Aşmama İlkesi
Bakara 190:
“Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın; fakat haddi aşmayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.”
Bu ayet savaş hukukunun anayasasıdır. Üç temel sınır koyar:
-
Savaş, saldırıya karşıdır.
-
Amaç Allah yoludur (kişisel çıkar değil).
-
Haddi aşmak yasaktır.
Bu “haddi aşmama” ilkesi, savaşın bile mutlak olmadığını gösterir. İlahi sınırın dışına çıkan savaş, meşruiyetini kaybeder.
2.2. Saldırgan Kimdir?
Kur’ân’a göre saldırgan yalnızca kılıç çeken değildir. Aynı zamanda:
-
Anlaşmaları bozan (Tevbe 12–13)
-
İnsanları yurtlarından çıkaran (Bakara 191)
-
İnanç özgürlüğünü engelleyen (fitne çıkaran)
-
Barışı sistematik biçimde sabote eden
her yapı “mütecaviz” olarak nitelenir.
Tevbe 13 bu çerçevede çok net bir retorik soru sorar:
“Yeminlerini bozan, Resûlü yurdundan çıkarmaya azmeden ve size karşı saldırıya ilk başlayan bir kavimle savaşmaz mısınız?”
Burada savaşın gerekçesi üçlüdür:
-
Ahdi bozma
-
Tehcir (zorla çıkarma)
-
İlk saldırıyı başlatma
Yani Kur’ân’da savaşın meşruiyeti savunma ve sözleşme hukukuna dayanır.
3. Huşû ve Savaş: Korkunun Dönüşümü
Makalenin en özgün boyutu burada ortaya çıkar.
İnsan saldırgandan korktuğu sürece boyun eğmeye meyleder. Kur’ân bu psikolojiyi kırar:
“Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz, kendisinden korkulmaya en layık olan Allah’tır.” (Tevbe 13)
3.1. Huşû Nedir?
Huşû, sadece korku değildir;
-
Allah’ın mutlak otoritesini idrak
-
O’na karşı bilinçli saygı
-
İçsel disiplin ve sınır bilincidir
Bu bilinç, mümini iki aşırılıktan korur:
-
Korkaklık (zulme boyun eğme)
-
Vahşet (intikam hırsıyla sınır aşma)
3.2. Huşû: Savaşın Emniyet Sibobu
Allah’tan huşû duyan biri:
-
Esire zulmedemez
-
Sivile dokunamaz
-
Ağaçları ve ekinleri yakamaz
-
İntikam saikiyle hareket edemez
Çünkü asıl korku zalimden değil, Allah’ın hesabındandır.
4. Savaş Hukukunda Denge: Sabır ve Takva
Kur’ân savunma hakkını tanırken psikolojik disiplini ihmal etmez.
4.1. Kin ve Adalet
Maide 8:
“Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin.”
Bu ayet savaş psikolojisini düzenler. Çünkü savaş anında en büyük tehlike:
-
Haklıyken haksızlaşmak
-
Adalet adına adaleti çiğnemektir
Kur’ân’a göre savaşın ahlâkî değeri, adaletle sınırlı olmasıyla ölçülür.
4.2. İbadet Bilinci
Nisa 102’de savaş esnasında namazın düzenlenmesi, çok derin bir mesaj taşır:
-
Mücadele dahi Allah merkezlidir.
-
Eylem, nefsî değil ibadetseldir.
Bu, savunmanın sadece politik değil; ahlâkî bir sorumluluk olduğunu gösterir.
5. Kur’ân’ın Barış (Sulh)
Savaş, Kur’ân’da nihai hedef değildir. Nihai hedef sulhtur.
5.1. Barışa Açıklık
Enfal 61:
“Eğer barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş.”
Bu ayet savaşın geçici bir tedbir olduğunu ortaya koyar.
5.2. Eman (Güvence) İlkesi
Tevbe 6:
“Eğer müşriklerden biri senden eman isterse, ona eman ver ki Allah’ın kelamını işitsin; sonra onu güvenli yerine ulaştır.”
Bu, savaş hukukunun zirvesidir.
Düşman bile:
-
Sığınma talep edebilir
-
Güvence alabilir
-
Güvenle bırakılabilir
Bu yaklaşım, savaşın amacının yok etmek değil; zulmü sona erdirmek olduğunu gösterir.
5.3. Fetih Kavramı
Kur’ân’da fetih, toprak işgali değil; kilitli kapıların açılmasıdır. Mekke’nin fethi, askeri zaferden çok ahlâkî bir üstünlük örneğidir.
Gerçek fetih:
-
Kalplerin açılmasıdır
-
Zorbalığın çözülmesidir
-
Gücün merhametle dengelenmesidir
6. Modern Çağa Mesaj: Güç, Korku ve Ahlâk
Günümüzde savaş çoğu zaman:
-
Güç gösterisi
-
Jeopolitik çıkar
-
İntikam refleksi
üzerine kuruludur.
Kur’ân ise farklı bir paradigma sunar:
-
Savaş, saldırıya karşıdır.
-
Amaç, zulmü sınırlamaktır.
-
Huşû, gücü denetler.
-
Barış, nihai hedeftir.
Bu perspektifte mümin:
-
Saldırgandan korkmaz (çünkü huşû Allah’adır).
-
İntikam için değil, adalet için direnir.
-
Barış teklifini asla geri çevirmez.
-
Savaşta bile insan kalır.
Sonuç
Kur’ân’da saldırganla savaşmak:
-
Nefretin değil, sınır koymanın eylemidir.
-
İntikamın değil, adaletin pratiğidir.
-
Gücün değil, huşûnun kontrolündedir.
Huşû, savaşın ruhunu arındıran ilahî filtredir.
Gerçek iman sahibi:
-
Zalimden korkmaz,
-
Ama Allah’tan korktuğu için zalime dönüşmez.
Ve böylece Kur’ân, tarihin en zor sorusuna cevap verir:
“Güç kullanırken nasıl insan kalınır?”
UYARI / HATIRLATMA

Yorumlar
Yorum Gönder