KURANA GÖRE KAMER "Toplumsal Bir Ayraç Olarak"
Kozmik Bir Ayna ve Toplumsal Bir Ayraç Olarak Kamer
Kur’an’da Ay, Nur, Zaman ve Şikâk Hakikati
Kur’an-ı Kerim’de evren, insanın dışında işleyen nötr bir mekanizma değil; ayetlerle konuşan, bilinç uyandıran bir kevnî kitaptır. Bu kitapta gök cisimleri, salt fiziksel varlıklar olarak değil; anlam, ölçü ve uyarı taşıyan işaretler olarak yer alır. Kamer (Ay), bu işaretlerin en çok katmanlı olanlarından biridir. Çünkü o, aynı anda nurun mahiyetini, zamanın düzenini, itaatin estetiğini ve nihayetinde hakikat karşısındaki toplumsal ayrışmayı temsil eder.
1. Işık: Kaynak ile Yansıma Arasındaki İlahi Denge
Kur’an’ın ışık dili, basit bir betimleme değil; derin bir ontolojik ayrımdır:
“Güneşi bir ziya, Ay’ı bir nur kıldı.”(Yûnus, 10:5)
Bu ayet, iki varlık arasındaki farktan çok, iki varoluş biçimini ortaya koyar:
-
Şems (Güneş): Kaynak, üretici, yakıcı – menba
-
Kamer (Ay): Yansıtan, serin, yön gösterici – mazhar
Kamer’in nuru, kendinden değildir; emanettir. Bu yüzden Ay:
-
Kendini göstermez
-
Kaynağa işaret eder
-
Parladığında bile tevazuyu temsil eder
Bu yapı, Kur’an’da nübüvvet gerçeğiyle birebir örtüşür. Peygamber, hakikatin kaynağı değil; hakikatin aynasıdır. Kamer nasıl Güneş’e rağmen değil, Güneş sayesinde anlamlıysa; insan da hakikate rağmen değil, vahiy sayesinde yol bulur.
2. Zamanın Ritmi: Kamer ve İlahi Ölçü (Kader)
Kur’an’da zaman, soyut ve düz bir çizgi değil; kozmik bir ritimdir. Bu ritmin merkezinde Kamer yer alır:
“Ay için menziller takdir ettik; sonunda eski bir hurma dalı gibi olur.”(Yâsîn, 36:39)
Buradaki teşbih, sadece astronomik değil; varoluşsaldır:
-
Başlangıç
-
Doluluk
-
Eksilme
-
Dönüş
Bu yüzden İslam’da:
-
Oruç
-
Hac
-
Aylar
-
İddet
3. Boyun Eğmiş Kozmos: Kamer ve Musahhar Gerçeği
Kur’an, Kamer’i tekrar tekrar şu sıfatla anar:
“Güneşi ve Ay’ı musahhar kıldı.”(İbrahim 14:33; Nahl 16:12)
Bu ifade, antik çağların Ay tanrısı algılarını kökten reddeder. Ay:
-
Güç değildir
-
Kader yazmaz
-
İlahlık taşımaz
4. Kozmik Yarılmadan Toplumsal Ayrışmaya: Şikâk Hakikati
Kur’an, gökteki olayları yerdeki bilinçten koparmaz. Kamer Suresi bunun en sarsıcı örneğidir:
“Saat yaklaştı ve Ay yarıldı.”(Kamer, 54:1)
4.1 Gökteki Yarılma: İradeye Teslimiyet
4.2 Yerdeki Yarılma: Zihinsel ve Toplumsal Şikâk
Ancak Kur’an, mucizeden hemen sonra insanın tavrını anlatır:
“Onlar bir ayet görseler, yüz çevirirler ve ‘Bu süregelen bir büyüdür’ derler.”(Kamer, 54:2)
İşte burada asıl şikâk başlar.
Ay’ın yarılması:
-
Mümin için ayet
-
Münkir için algı oyunu
Bu, basit bir inkâr değil; hakikatin anlamını bozmadır. Ayeti “büyü” olarak etiketleyen zihin, aslında kendi konforunu korumak için nurla arasına perde çeker.
5. Toplumsal Bir Ayna Olarak Kamer
Ay nasıl nurunu Güneş’ten alıyorsa; toplumlar da medeniyet nurunu vahiyden alır:
-
Vahye Ayarlanmış Toplum: Dengeli, yön bulabilen, karanlıkta bile ilerleyebilen
-
Vahyi Reddeden Toplum: Hakikat geldiğinde “yarılan”, kutuplaşan, anlam kaybı yaşayan
Vahiy geldiği anda toplum artık tek parça değildir. Kamer’in yarılması, zihinlerin saflaşmasını hızlandıran bir katalizördür. Ay gökte ikiye ayrılırken, insanlar yerde basiret ve inkâr olarak ayrışır.
Sonuç: Evren İtaat Ederken İnsan Ne Yapar?
Bu makalede Kamer’i:
-
Nur taşıyan bir ayna
-
Zamanı ölçen bir mizan
-
Evren itaati temsil eden bir ayet
-
Hakikat karşısında toplumu ayıran bir furkan
olarak okuduk.
Ay, Rabbine itaat ederek yarılırken; insanın bu ayet karşısında “büyü” demesi, varoluşsal bir trajedidir. Kur’an’ın sessiz ama sarsıcı sorusu şudur:
“Evren boyun eğmişken, insan neden direniyor?”
Çünkü insan, bazen karanlığı değil; ışığın sorumluluğunu reddeder.
UYARI / HATIRLATMA
.jpg)
Yorumlar
Yorum Gönder