DİNDE SÖZÜN SAHİBİ DURURKEN

 


DİNDE SÖZÜN SAHİBİ DURURKEN:

Dinî Bilgide Aracıları Aşmak ve Metinle Doğrudan Temas

Giriş: Hakikatin Önündeki En Büyük Perde

İnsanlık tarihi incelendiğinde dikkat çekici bir döngü görülür. Allah önce bir söz gönderir; insanlar o söz etrafında toplanırlar. Fakat zaman geçtikçe söz geri planda kalır, sözü taşıyan kişiler öne çıkar. Sonra bu kişiler ekollere, mezheplere, kurumlara, geleneklere ve dokunulmaz isimlere dönüşür. En sonunda ise insanlar, Allah'ın ne söylediğini araştırmak yerine o isimlerin ne söylediğini araştırmaya başlarlar.

Böylece hakikatin merkezi değişir.

Vahiy merkez olmaktan çıkar; yorum merkez olur.

Kitap konuşmayı bırakır; insanlar kitabın yerine konuşmaya başlar.

İşte din tarihindeki en büyük kırılmalardan biri budur.

Bu kırılma yalnızca geçmiş ümmetlerin problemi değildir. Bugün de din adına yaşanan tartışmaların önemli bir kısmı, doğrudan Kur'an'ın ne dediği üzerine değil; belirli kişilerin, ekollerin veya geleneklerin ne söylediği üzerinedir. Böylece Allah'ın sözü ikinci plana itilirken insanların sözleri fiilen birincil otorite haline gelir.


İsimlerin Dinleşmesi ve Otoritenin İnşası

İnsan zihni soyut hakikatten çok somut kişilere bağlanmaya eğilimlidir.

Çünkü bir kişiye bağlanmak, düşünme yükünü azaltır.

Kendi adına araştırmak yerine bir otoriteye teslim olmak daha kolaydır.

Bu yüzden tarih boyunca insanlar;

"O benim yerime bilir."

"O benim yerime yorumlar."

"O benim yerime karar verir."

diyerek sorumluluklarını başkalarına devretmişlerdir.

İşte tam bu noktada din, Allah'ın mesajı olmaktan uzaklaşıp insanların yorumlarının etrafında şekillenmeye başlar.

İsimler büyür.

Ekol büyür.

Kurum büyür.

Şahsiyet büyür.

Fakat Kitap küçülür.

Aslında kimse "Kitabı reddediyorum." demez.

Fakat uygulamada Kitabın yerini yorumlar alır.

İnsanlar Kur'an'a, çoğu zaman doğrudan bakmazlar; önce bir ismin gözlüğünü takarlar. Böylece okudukları artık metnin kendisi değil, metnin onlar için hazırlanmış yorumudur.


Kur'an'ın Çağrısı: Doğrudan Dinlemek

Kur'an dikkat çekici biçimde insanı sürekli düşünmeye çağırır.

Akletmez misiniz?

Düşünmez misiniz?

Öğüt almaz mısınız?

Hiç düşünmez misiniz?

Bunların tamamı bireyin zihinsel sorumluluğunu hatırlatan sorulardır.

Kur'an hiçbir yerde:

"Filanca kişiyi sorgulamadan takip edin."

demez.

Çünkü vahyin amacı takipçi üretmek değil; düşünen insan yetiştirmektir.

Kur'an muhatabını edilgen değil, aktif bir özne haline getirir.

Okuyan…

Düşünen…

Karşılaştıran…

Sorgulayan…

Delil isteyen…

Sonunda karar veren bir insan…

İşte vahyin inşa etmek istediği bilinç budur.


Yankıyı Dinlemek mi, Sesi Dinlemek mi?

Bir dağın karşısında bağırdığınızda geri dönen ses sizin sesiniz değildir.

O yalnızca yankıdır.

Ses aynı gibi görünür.

Fakat aynı değildir.

Mesafe onu değiştirmiştir.

Duvarlar onu biçimlendirmiştir.

Zaman onu dönüştürmüştür.

Dinî gelenekler de çoğu zaman böyledir.

Allah'ın sözü ilk sestir.

Tarih boyunca oluşan yorumlar ise yankılardır.

Yankılar faydasız değildir.

Bazen yön gösterebilirler.

Fakat hiçbir yankı kaynağın kendisi olamaz.

Bugün birçok insan sesi değil, yankıyı dinlemektedir.

Yankılar çoğaldıkça ses kaybolmaktadır.

Oysa hakikati arayan kişinin yapması gereken ilk şey, yankıların arasından ilk sesi ayırt edebilmektir.


En Büyük Aracılık Sorunu

Kur'an'ın en önemli mücadelelerinden biri, insan ile Allah arasına giren otoritelerledir.

Çünkü her otorite zamanla kendisini vazgeçilmez görmeye başlar.

Önce açıklayan olur.

Sonra belirleyen olur.

Ardından hüküm koyan olur.

En sonunda ise sorgulanamaz hale gelir.

İşte burada din, Allah merkezli olmaktan çıkar; otorite merkezli hale gelir.

Artık insanlar,

"Allah ne diyor?"

sorusundan önce,

"Bizim büyüklerimiz ne dedi?"

sorusunu sormaya başlar.

Böylece Allah'ın sözü insanlar aracılığıyla filtrelenmiş olur.

Hakikate ulaşmak isteyen kişi artık doğrudan kaynağa değil, yorum zincirine mahkûm edilir.


Bilginin Kaynağı mı, Bilginin Bekçisi mi?

Uzmanlık elbette değerlidir.

Dil bilenler…

Tarih bilenler…

Semantik çalışanlar…

Bağlam inceleyenler…

Hepsi önemli katkılar sunabilir.

Fakat uzmanlık başka şeydir.

Mutlak otorite başka şeydir.

Uzman, metni anlamaya yardım eder.

Otorite ise metnin yerine geçer.

İşte tehlike burada başlar.

Hiçbir insan Allah'ın kelamından daha büyük değildir.

Hiçbir yorum vahyin yerine geçemez.

Hiçbir isim sorgulanamaz değildir.

Metin herkesin önündedir.

Uzman yalnızca metne giden yolu gösterebilir.

Yolun kendisi olamaz.


Hesap Günü Kimsenin Adına Olmayacak

Kur'an'ın dikkat çektiği en temel gerçeklerden biri bireysel sorumluluktur.

İnsan kendi yaptığından sorumludur.

Kendi tercihinden…

Kendi kararından…

Kendi yönelişinden…

Hiç kimse başkasının yükünü taşıyamaz.

Bu ilke dinî bilgi için de geçerlidir.

Yarın,

"Ben falancaya uymuştum."

demek kimseyi kurtarmayacaktır.

Çünkü Allah insana akıl vermiştir.

Kitap vermiştir.

Delil vermiştir.

Okuma imkânı vermiştir.

Bunların ardından sorumluluğu da bireye yüklemiştir.


İlk Muhatap Olmak

Kur'an okunurken çoğu insan ayetleri başkaları üzerine düşünür.

Şunları eleştiriyor…

Bunları anlatıyor…

Şunlardan bahsediyor…

Oysa Kur'an'ın istediği ilk okuma biçimi şudur:

"Bu ayet bana ne söylüyor?"

Metin önce okuyanı dönüştürmelidir.

Başkalarını değil.

Kendini sorgulamayan bir okuma, çoğu zaman bilgi üretir; fakat bilinç üretmez.

Kur'an ise bilgi kadar bilinç de inşa eder.


Hakikat, İsmin Arkasında Değil Sözün İçindedir

İnsanlık tarihi gösteriyor ki putlar yalnızca taşlardan yapılmaz.

Bazen put, bir isimdir.

Bazen bir gelenektir.

Bazen bir mezheptir.

Bazen bir kurumdur.

Bazen de sorgulanamaz kabul edilen bir otoritedir.

Kur'an'ın mücadelesi yalnızca taş putlarla değildir.

Asıl mücadele, Allah'ın önüne geçirilen her türlü zihinsel otoriteyledir.

Çünkü hakikat hiçbir isme ait değildir.

Hakikat yalnızca Allah'a aittir.

İnsanlar ise ancak o hakikati anlamaya çalışan yolculardır.


Sonuç: Yankıları Azalt, Kaynağa Yaklaş

Bugün Müslüman dünyanın en büyük ihtiyaçlarından biri, daha fazla konuşan insan değil; daha fazla okuyan insandır.

Daha fazla tartışma değil, daha fazla doğrudan temas…

Daha fazla slogan değil, daha fazla tefekkür…

Daha fazla isim değil, daha fazla metin…

Çünkü sözün sahibi bellidir.

Söz hâlâ insanların elindedir.

Kitap hâlâ okunmayı beklemektedir.

Hakikat, hiçbir kişinin tekelinde değildir.

Onun için ilk adım şudur:

Aracıları mutlaklaştırma.

İsimleri kutsallaştırma.

Yorumları vahyin yerine koyma.

Önce metni oku.

Sonra düşün.

Sonra sorgula.

Sonra karar ver.

Çünkü hesap günü, hangi isme bağlı olduğumuz değil; Allah'ın sözü karşısında nasıl bir tavır aldığımız sorulacaktır.

Sözün Sahibi dururken, sözü başkalarının gölgesinde aramak; kaynağın yanında dururken yalnızca yankılarla yetinmektir. Hakikate yaklaşmanın yolu ise yankıların gürültüsünü azaltıp doğrudan Ses'e kulak vermekten geçer.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣