NASIL BİR NEBÎ'YE İNANIYORSUNUZ❓️

 

SİZ NASIL BİR NEBÎ'YE İNANIYORSUNUZ?

Kur'an'ın Anlattığı Nebî ile Zihinlerde Oluşturulan Nebî Aynı Kişi mi?

Bugün Müslüman toplumlara şu soruyu sorsak:

"Nebî nasıl bir insandı?"

Alacağımız cevapların önemli bir kısmı doğrudan Kur'an'dan değil; asırlar boyunca oluşmuş kültürel anlatılardan, rivayetlerden, menkıbelerden ve geleneksel tasavvurlardan beslenmektedir.

Zihinlerde oluşan nebi tasavvuru çoğu zaman şöyledir:

  • Gökten yanına melek inen,
  • Gaybı bilen,
  • Göğe çıkıp gelen,
  • Dilediğinde doğa yasalarını değiştiren mucizeler gösteren,
  • Kâinat üzerinde olağanüstü tasarruf sahibi,
  • İnsanüstü özelliklerle donatılmış bir şahsiyet...

Fakat durup şu soruyu sormak gerekir:

Kur'an gerçekten böyle bir Nebî mi anlatıyor?

Yoksa ilk inkârcıların reddettiği "insanüstü elçi" beklentisi, daha sonra dinin merkezine mi yerleşti?

Asıl sarsıcı soru şudur:

Kur'an'ın anlattığı Nebî ile bugün anlatılan Nebî gerçekten aynı kişi midir?


İlk İnkârcılar Neden Nebî'yi Kabul Etmedi?

Mekke müşriklerinin temel problemi Kur'an değildi.

Onların problemi, vahyi getiren elçinin kendileri gibi bir insan olmasıydı.

Kur'an bunu şöyle aktarır:

"Bu nasıl elçi? Yemek yiyor, çarşılarda geziyor. Ona bir melek indirilmeli değil miydi?"

(Furkân 7)

Başka bir ayette ise beklentilerini daha açık dile getirirler:

"Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya içinden yiyip yararlanacağı bir bahçesi olsaydı..."

(Furkân 8)

Daha da ileri giderek şöyle derler:

"Sana inanmayacağız... Göğe çıkmadıkça da inanmayacağız..."

(İsrâ 90-93)

Dikkat edilirse onların problemi vahyin doğruluğu değildi.

Onlar insan olan bir elçiyi kabullenemiyorlardı.

Melek istiyorlardı.

Göğe çıkıp gelen biri istiyorlardı.

Sürekli mucizeler gösteren biri istiyorlardı.

Servet sahibi biri istiyorlardı.

Yani Allah'ın seçtiği Nebî'yi değil; kendi zihinlerinde tasarladıkları olağanüstü bir figürü istiyorlardı.


Asıl Sarsıcı Gerçek

İlk inkârcılar:

"Bu nasıl peygamber?" dediler.

Asırlar sonra ise aynı beklentilerin büyük bölümü, bu defa iman adına yeniden üretildi.

İlk inkârcılar Nebî'yi reddetmek için onu insanüstü görmek istiyorlardı.

Sonraki nesiller ise Nebî'yi yüceltmek adına aynı insanüstü tasviri benimsediler.

Yöntem farklıydı.

Sonuç aynıydı.

Her iki durumda da Kur'an'ın anlattığı Nebî geri planda kaldı.


Allah Bu Beklentiyi Kesin Bir Dille Reddetti

Allah Nebî'ye şöyle demesini emrediyor:

"De ki: Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak beşer bir elçiyim."

(İsrâ 93)

Bu ayet Nebî'nin kimliğini iki kelimeyle tanımlar:

Beşer.

Elçi.

Ne ilah...

Ne yarı ilah...

Ne melek...

Ne de insanüstü bir varlık...

Kur'an aynı hakikati tekrar eder:

"De ki: Ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Bana yalnızca ilahınızın tek ilah olduğu vahyediliyor."

(Kehf 110)

Nebî'yi diğer insanlardan ayıran şey;

  • bedeni değildir,
  • kanı değildir,
  • soyu değildir,
  • biyolojisi değildir.

Onu farklı kılan tek şey vahiy almasıdır.


Gaybı Biliyor muydu?

Kur'an bu konuda en küçük bir belirsizlik bırakmaz.

"De ki: Size Allah'ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmiyorum."

(En'âm 50)

Başka bir ayette:

"De ki: Eğer gaybı bilseydim elbette daha çok hayır elde ederdim ve bana kötülük dokunmazdı."

(A'râf 188)

Eğer Nebî gaybı kendi iradesiyle biliyor olsaydı;

  • tuzaklara düşmezdi,
  • zarar görmezdi,
  • savaşlarda sıkıntı yaşamazdı,
  • hayatı boyunca ağır imtihanlardan geçmezdi.

Kur'an bunun aksini gösterir.

Allah dilerse elçilerine vahiy kapsamında gaybdan bilgi bildirir:

"O, gaybı bilendir. Gaybını hiç kimseye açmaz. Ancak razı olduğu bir elçiye..."

(Cin 26-27)

Yani gayb Nebî'nin sahip olduğu bir güç değil; Allah'ın dilediği kadar bildirdiği vahiy bilgisidir.


Mucizeleri Kendisi mi Yapıyordu?

Kur'an'a göre hayır.

"Hiçbir elçinin Allah'ın izni olmadan bir ayet (mucize) getirmesi mümkün değildir."

(Mü'min 78)

Demek ki mucize;

Nebî'nin kişisel kudreti değildir.

Allah'ın yaratmasıdır.

Kur'an sürekli mucize isteyenlere şu cevabı verir:

"Kendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi?"

(Ankebût 51)

Asıl mucize;

Nebî'nin bedeni değil,

Nebî'nin getirdiği vahiydir.

Bu yüzden meydan okuma da Kur'an üzerindendir.

"Eğer kulumuza indirdiğimizden şüphedeyseniz onun benzeri bir sure getirin."

(Bakara 23)


Nebî'nin Görevi Neydi?

Kur'an Nebî'nin görevini sınırlandırır.

O;

  • Tebliğ eder.
  • Uyarır.
  • Arındırır.
  • Müjdeler.
  • Vahyi ayetle açıklar.
  • Yaşayarak örnek olur.

Bunun dışında insanların kalplerini yönetmez.

Kimseyi zorla iman ettirmez.

Kur'an şöyle der:

"Sana düşen yalnızca tebliğdir."

(Şûrâ 48, Mâide 99)

Başka bir ayette:

"Sen onların üzerinde bir zorba değilsin."

(Ğâşiye 22)

Ve yine:

"Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin. Fakat Allah dileyeni hidayete erdirir."

(Kasas 56)


Kur'an Nebî'yi Sürekli Denetlenen Bir Kul Olarak Tanıtır

Kur'an'da Nebî gerektiğinde uyarılır.

Abese Suresi'nde davranışı düzeltilir.

Tahrîm Suresi'nde yaptığı bir tercih nedeniyle ikaz edilir.

Uhud sonrası değerlendirilir.

Bedir esirleri konusunda uyarılır.

Çünkü Nebî;

vahiy alan,

ama Allah'ın terbiyesi altında bulunan bir kuldur.

Kur'an hiçbir yerde dokunulmaz, sorgulanamaz, mutlak yetkili bir insan portresi çizmez.


Ahirette O da Hesap Verecektir

Kur'an şöyle buyurur:

"Elbette kendilerine elçi gönderilenleri de sorgulayacağız; gönderilen elçileri de mutlaka sorgulayacağız."

(A'râf 6)

Bu ayet çok önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır.

Hesap verecek olan biri;

ilah olamaz.

Mutlak otorite olamaz.

Allah'ın huzurunda sorgulanacak olan bir kuldur.


Bugün Karşı Karşıya Olduğumuz En Büyük Sorun

İnsanlar Kur'an'ı okurken;

Kur'an'ın anlattığı Nebî'yi değil,

zihinlerindeki Nebî'yi ayetlere taşımaktadır.

Sonra da ayetleri, o tasavvura uydurmaya çalışmaktadırlar.

Böylece Kur'an açıklayan kitap olmaktan çıkmakta;

önceden oluşturulmuş kabulleri onaylayan bir kitaba dönüştürülmektedir.

Oysa yapılması gereken bunun tam tersidir.

Önce Kur'an konuşmalıdır.

Nebî'yi Allah tanıtmalıdır.

Çünkü elçisini en iyi tanıyan Allah'tır.


Son Soru

Kur'an'ın anlattığı Nebî;

Allah'ın vahyini eksiksiz tebliğ eden,

yalnızca Allah'a kulluk eden,

insanlar gibi yaşayan,

acıkan,

yorulan,

üzülen,

dua eden,

yanlış tercih ettiğinde vahiy tarafından uyarılan,

kendisi de hesap verecek olan asil bir beşer elçidir.

Peki siz...

Kur'an'ın tanıttığı Nebî'ye mi inanıyorsunuz?

Yoksa asırlar boyunca rivayetlerin, kültürün ve insan zihninin oluşturduğu olağanüstü Nebî tasavvuruna mı?

Çünkü Allah, elçisini en doğru şekilde tanıtan kitabı indirmiştir.

Nebî'yi tanımak isteyen için ilk ve en güvenilir kaynak, Allah'ın koruduğunu bildirdiği Kur'an'dır.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣