Kur’an Statik Bir Kanunname mi, Evrensel Bir Adalet Sınırı mı?
Kur’an’ın İnşa Ettiği Zihniyet: Statik Bir Kanunname mi, Evrensel Bir Adalet Sınırı mı?
İnsanlık tarihi boyunca toplumsal düzeni sağlama, hak ve adaleti ikame etme arayışı, insanı her dönemde bir "hüküm ve otorite" arayışına itmiştir. Bu arayışın modern dünyadaki karşılığı yazılı anayasalar ve detaylı hukuk kodları iken, dinî metinler söz konusu olduğunda da benzer bir indirgemecilikle karşılaşılmaktadır. Kur’an’ı sadece suç ve ceza maddelerinden, helal-haram listelerinden oluşan statik bir "hukuk kitabı" gibi okuma eğilimi, onun asıl varlık sebebini ve inşa etmek istediği insan zihnini gölgelemektedir. Bu makale, doğrudan ve sadece Kur’an ayetleri referans alınarak, kitabın bir hukuk metni olup olmadığını ve sıkça ideolojik zeminlere çekilen "Hüküm yalnızca Allah’ındır" ilkesinin Kur'ani bağlamını netleştirmeyi amaçlamaktadır.
1. Kur’an’ın Nüzul Amacı ve "Yasa" Kavramına Yaklaşımı
Kur’an, kendisini tanımlarken bir "kanun dizini" (kodifikasyon) vurgusu yapmaz. Aksine, onun varlık gerekçesi insan zihnini, ahlakını ve tasavvurunu inşa etmektir. Bakara Suresi 2. ayette ifade edildiği üzere o, "müttakiler (sorumluluk bilinci taşıyanlar) için bir hidayet rehberidir." Sadece hukuki normlar koyan bir metin olsaydı, hitabının ezici çoğunluğunu insanı tefekküre, adalete ve vicdana çağıran ayetler oluşturmazdı.
Kur’an’ın getirdiği sistem, detaylarda boğulan ve insanı mekanik bir uygulayıcıya dönüştüren kurallar bütünü değildir. O, zamana ve mekana göre değişmeyecek, insanlığın üzerinde ittifak etmesi gereken üst ilkeler koyar. Bu ilkelerin başında ise "Adalet" gelir:
"Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar." (Nahl Suresi, 90)
Kur’an, toplumların kendi çağlarına, örflerine ve ihtiyaçlarına göre hukuk üretmelerinin önünü açar; ancak bu hukukun çerçevesini adalet, emanet ve liyakat gibi sarsılmaz sütunlarla sınırlar:
"Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder." (Nisâ Suresi, 58)
Buradan anlaşılan şudur: Kur’an, değişen zamanın şartlarına göre donup kalacak detaylı usul kanunları getirmek yerine; her çağda üretilecek hukukun ruhunu, ahlakını ve adalet parametrelerini belirleyen bir hidayet ve zihniyet kitabıdır.
2. "Hüküm Yalnızca Allah’ındır" İlkesinin Kur'ani Bağlamı
Kur’an’da geçen "İni’l-hükmü illâ lillâh" (Hüküm ancak Allah’ındır) ifadesi (Yusuf Suresi 40, 67; En'âm Suresi 57), tarih boyunca insani iradeyi ve içtihadı yok saymak adına bağlamından koparılarak sloganlaştırılmıştır. Oysa Kur’an bütünlüğü içinde bu ilke, iki temel esasa dayanır:
A. Yer-Gök ve Varoluşsal Egemenlik
Yaratılışta, doğada ve toplumsal yasaların (Sünnetullah) işleyişinde yegane otorite Allah’tır. Evrenin fiziksel yasalarını da, toplumların ahlaki çürüme neticesinde çöküşe geçmesini sağlayan sosyolojik yasaları da koyan O'dur.
"Göklerin ve yerin mülkü (egemenliği) adece O'nundur. O, çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. O, her şeyi yaratmış, ona bir nizam vermiş ve mukadderatını tayin etmiştir." (Furkân Suresi, 2)
B. Hakikat ve Değer Ölçüsünün Sınırını Çizme
İnsan zihni; güce, çıkara, kabileciliğe veya kendi heva ve hevesine göre "hukuk" uydurmaya eğilimlidir. "Hüküm Allah'ındır" ilkesi, güçlülerin zayıfları ezmek için yasa yapamayacağını, mutlak doğru ve yanlışın ölçüsünün insan hevesine bırakılamayacağını ilan eder. Bu, insanın insan üzerindeki tahakkümünü bitiren bir özgürleşme bildirisidir.
3. Kur’an’da İnsana Verilen "Hükmetme" Yetkisi
"Hüküm ancak Allah'ındır" ayetini, "insanlar hiçbir konuda karar veremez, yasa yapamaz, hüküm kuramaz" şeklinde anlamak, Kur’an’ın kendi lafzına ve açık emirlerine tamamen aykırıdır. Çünkü Kur’an, bizzat pratik hayatın içinde uyuşmazlıkların çözümü için insanları hakem tayin etmekte ve onların hüküm vermesini emretmektedir:
- Aile İçi Anlaşmazlıklarda İnsani Hüküm: "Eğer karı-kocanın arasının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin." (Nisâ Suresi, 35)
- Pratik Hayattaki Cezaların Takdirinde İnsani Hüküm: Kur’an, ihramlıyken avlanmanın cezası gibi pratik bir meselede bile mutlak bir ölçü koymaz, kararı insanın adalet duygusuna bırakır: "...İçinizden adalet sahibi iki kişinin hükmedeceği (yahkumu bihi zevâ adlin minkum), Kabe'ye ulaşacak bir kurbanlık veya yoksulları doyurmak şeklinde bir kefarettir." (Mâide Suresi, 95)
- Nebilerin İnsanlar Arasında Hükmetmesi: Nebi'lerin görevi de vahyin getirdiği adalet ilkeleriyle insanlar arasında hüküm vermek olarak tanımlanır: "Şüphesiz biz sana Kitab'ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin." (Nisâ Suresi, 105)
"Eğer karı-kocanın arasının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin." (Nisâ Suresi, 35)
"...İçinizden adalet sahibi iki kişinin hükmedeceği (yahkumu bihi zevâ adlin minkum), Kabe'ye ulaşacak bir kurbanlık veya yoksulları doyurmak şeklinde bir kefarettir." (Mâide Suresi, 95)
"Şüphesiz biz sana Kitab'ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin." (Nisâ Suresi, 105)Eğer "hüküm" kelimesi insanların karar almasını, kural koymasını ve adalet dağıtmasını tamamen yasaklayan bir kavram olsaydı, Kur’an’ın bizzat kendisi insana "adaletle hükmedin" emrini vermezdi.
Sonuç
Kur’an, maddeleri alt alta sıralanmış, zamanın belli bir kesitine sıkışmış klasik anlamda bir hukuk/kanun kitabı değildir. O; zamandan, mekandan ve kültürlerden bağımsız olarak, insanlığın kuracağı tüm hukuk sistemlerinin uymak zorunda olduğu ahlaki, vicdani ve adil üst sınırları çizen bir hidayet rehberidir.
"Hüküm yalnızca Allah’ındır" ilkesi ise, yeryüzünde insanın iradesini, aklını ve yönetim mekanizmalarını felç eden bir dogma değil; tam aksine, gücü elinde bulunduran elitlerin, tiranların veya çoğunlukların kendi çıkarlarına göre adaleti eğip bükmesini engelleyen, egemenliğin ve mutlak adaletin kaynağını insani ihtirasların üzerine çıkaran sarsılmaz bir güvencedir. İnsan, Allah’ın koyduğu adalet, liyakat ve meşveret ilkelerine bağlı kalarak yeryüzünde hükmettiği müddetçe, ilahi iradenin yeryüzündeki adalet arayışını ikame etmiş olur.

Yorumlar
Yorum Gönder