Kayıtlar

ÖLÜ KARDEŞİNİN ETİNİ Mİ YİYORSUN?

Resim
  ÖLÜ KARDEŞİNİN ETİNİ Mİ YİYORSUN? Kur’an’da Gıybet: Bir Kelimenin Ardındaki Sarsıcı Gerçek İnsan bazen kendi elleriyle yapmaya cesaret edemeyeceği bir şeyi diliyle yapar. Karşısındaki insanın yüzüne söyleyemediği sözleri, o kişi arkasını döndüğünde rahatça söyler. Onun itibarını parçalar, kusurlarını anlatır, özel hayatını başkalarına taşır. Üstelik bütün bunları yaparken kendisini ahlaklı, dürüst, hatta dindar biri olarak görebilir. Peki, Rabbimiz bu davranışı nasıl anlatıyor? Kur’an’ın verdiği cevap, insanı kendi diliyle yüzleştirecek kadar sarsıcıdır. 1. Gıybet kelimesinin kökünde ne var? Arapçada gıybet kelimesi, غ ي ب (ğ-y-b) köküyle ilişkilidir. Bu kökün temel anlam alanında görünmemek, gözden uzak olmak ve hazır bulunmamak vardır. Aynı kökten gelen ğayb kelimesi, görünmeyen veya doğrudan algılanamayan şeyleri ifade eder. Ğâib ise hazır bulunmayan, uzakta olan demektir. Kur’an’da bu kökün farklı kullanımları vardır. Örneğin Yûsuf Suresi 52. ayette, “Ben onun yokl...

KALEM, TABLET VE PİŞİRİLEN KELİMELER

Resim
KALEM, TABLET VE PİŞİRİLEN KELİMELER Tanrısal Sözün İnsan Elindeki Tahrifi: Kalemden Sekar’a Uzanan Sorgulama Yemin edilen kaleme dikkat edin; yazılana ve yazılanın kime nispet edildiğine dikkat edin! Kur’an’ın kalem ve yazılanlar üzerine yemin etmesi, bilginin kaydedilmesi kadar, yazının taşıdığı sorumluluğu da düşünmeye çağırır. Çünkü kalem yalnızca hakikati kaydetmez; insanın kendi düşüncelerini kalıcılaştırmasına, yorumlarını yaymasına ve bazen kendi sözlerini ilahî otoriteyle sunmasına da aracılık eder. Asıl mesele, kimin yazdığı kadar, yazdığının kaynağını nasıl açıkladığıdır. İnsan kendi düşüncesini üretebilir, bir metni yorumlayabilir, tarihî bir aktarımı kayda geçirebilir. Ancak kendi eliyle yazdığını Allah’ın sözü olarak sunması, bilgi üretmekten farklıdır: Bu, insan sözüyle vahiy arasındaki sınırı ortadan kaldırma iddiasıdır. 1. Yemin Edilen Kalem ve İnsanın Yazdığı Kitap Kalem suresinde şöyle buyrulur: “Nûn. Kaleme ve yazdıklarına andolsun ki sen, Rabbinin nimeti sayesinde...

GÖĞÜN ÖTESİNDE DEĞİL, YARATTIĞI ÂLEMİN RABBİ!

Resim
ALLAH GÖĞÜN NERESİNDE? GÖĞÜN ÖTESİNDE DEĞİL, YARATTIĞI ÂLEMİN RABBİ! Allah nerededir? Âlemin bir köşesinde, gökyüzünün üstünde, bir tahtta mı oturmaktadır? İnsan zihninin görünmeyeni somutlaştırma ve aşkın olanı gökyüzüne yerleştirme eğilimi, beraberinde önemli bir soruyu getiriyor: Eğer Allah gökteyse, O’na yakınlaşmak için birilerinin göğe çıkması mı gerekiyor? Bu soru yalnızca Allah’ın nerede olduğu meselesi değildir. Aynı zamanda insanın Allah’la ilişkisini nasıl kurduğu, vahyi mi esas aldığı, yoksa göksel makamlar üzerinden oluşturulan dinî otoritelere mi bağlandığı meselesidir. Allah Bir Mekânın İçinde Olabilir mi? Kur’an, Allah’ı gökyüzündeki bir mekâna hapsetmez. O, yalnızca göğün değil, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir: “Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir.” (Şuarâ 26:24) Bu ifade, Allah’ın egemenliğini belirli bir bölgeyle sınırlandırmaz. Gökler de yer de yaratılmış âlemin parçalarıdır. Öyleyse yaratılmış olan mekânı, onu yarat...

Şiir mi❓️KUR’AN’IN EDEBÎ DİLİ

Resim
  KUR’AN’IN EDEBÎ DİLİ: TOPLUMSAL BİLİNCİN VE ADALETİN İNŞASI Kur’an’ın dili, insanın yalnızca zihnine değil; vicdanına, düşüncesine ve toplumsal hayatına da hitap eder. Güçlü benzetmeler, tekrarlar, kıssalar, karşılaştırmalar, yeminler, uyarılar ve dikkat çekici ayet sonları, mesajın insan zihninde kalıcı hâle gelmesini sağlar. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Kur’an şiir değildir. Kur’an bunu açıkça bildirir: “Biz ona şiir öğretmedik; bu ona yakışmaz da. O, ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır.” (Yâsîn 36:69) Dolayısıyla Kur’an’ın etkileyici ve estetik dilini “şiir” olarak nitelendirmek yerine, onun edebî, ahenkli, yoğun, sembolik ve çok katmanlı anlatımını incelemek daha doğru olacaktır. 1. Kur’an’ın Dilindeki Güç ve Estetik Kur’an, mesajını kuru bir bilgi aktarımı şeklinde sunmaz. İnsanları düşündürür, geçmiş toplumları hatırlatır, sorular sorar, örnekler verir ve insanın zihninde sahneler oluşturur. Örneğin: “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ...

KUR’AN’A YOĞUNLAŞMAK

Resim
  KUR’AN’A YOĞUNLAŞMAK Rabbimizin Dikkat Çektiği Detaylara Bakmak İnsan, geçmişi merak eder. “Ne oldu, nasıl oldu, kim söyledi, hangi tarihte gerçekleşti, kaç kişiydiler, isimleri neydi?” gibi sorular sorar. Merak etmek insanın tabiatında vardır. Fakat Kur’an bize çok önemli bir ölçü öğretir: Her bilgi, din açısından gerekli bilgi değildir. Her ayrıntıyı bilmek zorunda değiliz. Her tartışmayı sonuçlandırmak zorunda değiliz. Her rivayetin peşinden gitmek zorunda değiliz. Çünkü Rabbimiz, bize rehber olması için Kur’an’ı indirmiştir. “Bu, ayetleri üzerinde düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sâd 38:29) Demek ki Kur’an’ın amacı yalnızca bize geçmiş hakkında bilgi vermek değildir. Asıl amaç, ayetler üzerinde düşünmemiz ve öğüt almamızdır. Burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkar: Kur’an’da anlatılan bilgi ile bizim o bilgi hakkında üretmek istediğimiz bütün ayrıntılar aynı şey değildir. Kur’an Neden Bazı Ayrıntıları Veri...

VAHYİN İÇİNDE BİR NEBÎ’NİN HAYATI

Resim
  KUR’AN BASİT BİR KİTAP DEĞİLDİR: VAHYİN İÇİNDE BİR NEBÎ’NİN HAYATI Kur’an’ı yalnızca okunup sevap kazanılan bir metin gibi görmek, onun insanı dönüştüren mesajını küçültmektir. Kur’an, gökten kopuk ve hayattan bağımsız bir kitap olarak inmedi. Bir insanın hayatının tam ortasına indi. Bir Nebî’nin ailesine, toplumuna, mücadelesine, korkularına, sorumluluklarına, insanlarla ilişkilerine, yaptığı tercihlere ve karşılaştığı sorunlara ışık tuttu. Bu nedenle Kur’an’ı anlamak, yalnızca kelimeleri okumak değil; vahyin hangi hayatın içinde konuştuğunu görmek demektir. VAHİY HAYATIN İÇİNE İNDİ Allah şöyle buyurur: “Biz onu hak ile indirdik ve o da hak ile indi.” (İsrâ 17:105) Bu indiriş, insan hayatından kopuk değildir. Kur’an, yaşanan olayların içine girer; sorulara cevap verir, yanlışları düzeltir, sınırlar koyar, teselli eder, uyarır ve yön gösterir. Hatta Nebî’nin şahsî hayatına ilişkin konular bile vahyin konusu olur. Mesela Ahzâb Suresi’nde Nebî’nin aile hayatı ve evli...

FARKLI NEBİLERİN SALÂTLARI AYNI MIYDI?

Resim
  FARKLI NEBİLERİN SALÂTLARI AYNI MIYDI? Kur’an’a baktığımızda dikkat çekici bir gerçekle karşılaşırız: Salât yalnızca Son Nebi’ye verilen bir uygulama değildir. Önceki nebiler ve onların toplumları da salât ile ilişkilendirilir. Fakat burada önemli bir soru ortaya çıkar: Farklı nebilerin salâtları bütün ayrıntılarıyla aynı mıydı? Kur’an’ın verdiği cevap, bu konuda dikkatli olmamızı gerektiriyor. SALÂTIN KÖKÜ ORTAK: ALLAH’I ANMAK Musa’ya verilen emir son derece açıktır: “Şüphesiz Ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve Beni anmak için salâtı ikame et.” Tâhâ 20:14 Burada salâtın amacı bizzat açıklanıyor: “Beni anmak için…” Demek ki salâtın merkezinde Allah’ı anmak, O’nu hatırlamak ve O’na yönelmek vardır. Bu anlam yalnızca Musa ile sınırlı değildir. İbrahim şöyle dua eder: “Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri salâtı ikame edenlerden eyle.” İbrahim 14:40 İsmail hakkında ise: “Ailesine salâtı ve zekâtı emrederdi ve Rabbi katında hoşnutluğa er...