Kayıtlar

KUR’AN’A YOĞUNLAŞMAK

Resim
  KUR’AN’A YOĞUNLAŞMAK Rabbimizin Dikkat Çektiği Detaylara Bakmak İnsan, geçmişi merak eder. “Ne oldu, nasıl oldu, kim söyledi, hangi tarihte gerçekleşti, kaç kişiydiler, isimleri neydi?” gibi sorular sorar. Merak etmek insanın tabiatında vardır. Fakat Kur’an bize çok önemli bir ölçü öğretir: Her bilgi, din açısından gerekli bilgi değildir. Her ayrıntıyı bilmek zorunda değiliz. Her tartışmayı sonuçlandırmak zorunda değiliz. Her rivayetin peşinden gitmek zorunda değiliz. Çünkü Rabbimiz, bize rehber olması için Kur’an’ı indirmiştir. “Bu, ayetleri üzerinde düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sâd 38:29) Demek ki Kur’an’ın amacı yalnızca bize geçmiş hakkında bilgi vermek değildir. Asıl amaç, ayetler üzerinde düşünmemiz ve öğüt almamızdır. Burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkar: Kur’an’da anlatılan bilgi ile bizim o bilgi hakkında üretmek istediğimiz bütün ayrıntılar aynı şey değildir. Kur’an Neden Bazı Ayrıntıları Veri...

VAHYİN İÇİNDE BİR NEBÎ’NİN HAYATI

Resim
  KUR’AN BASİT BİR KİTAP DEĞİLDİR: VAHYİN İÇİNDE BİR NEBÎ’NİN HAYATI Kur’an’ı yalnızca okunup sevap kazanılan bir metin gibi görmek, onun insanı dönüştüren mesajını küçültmektir. Kur’an, gökten kopuk ve hayattan bağımsız bir kitap olarak inmedi. Bir insanın hayatının tam ortasına indi. Bir Nebî’nin ailesine, toplumuna, mücadelesine, korkularına, sorumluluklarına, insanlarla ilişkilerine, yaptığı tercihlere ve karşılaştığı sorunlara ışık tuttu. Bu nedenle Kur’an’ı anlamak, yalnızca kelimeleri okumak değil; vahyin hangi hayatın içinde konuştuğunu görmek demektir. VAHİY HAYATIN İÇİNE İNDİ Allah şöyle buyurur: “Biz onu hak ile indirdik ve o da hak ile indi.” (İsrâ 17:105) Bu indiriş, insan hayatından kopuk değildir. Kur’an, yaşanan olayların içine girer; sorulara cevap verir, yanlışları düzeltir, sınırlar koyar, teselli eder, uyarır ve yön gösterir. Hatta Nebî’nin şahsî hayatına ilişkin konular bile vahyin konusu olur. Mesela Ahzâb Suresi’nde Nebî’nin aile hayatı ve evli...

FARKLI NEBİLERİN SALÂTLARI AYNI MIYDI?

Resim
  FARKLI NEBİLERİN SALÂTLARI AYNI MIYDI? Kur’an’a baktığımızda dikkat çekici bir gerçekle karşılaşırız: Salât yalnızca Son Nebi’ye verilen bir uygulama değildir. Önceki nebiler ve onların toplumları da salât ile ilişkilendirilir. Fakat burada önemli bir soru ortaya çıkar: Farklı nebilerin salâtları bütün ayrıntılarıyla aynı mıydı? Kur’an’ın verdiği cevap, bu konuda dikkatli olmamızı gerektiriyor. SALÂTIN KÖKÜ ORTAK: ALLAH’I ANMAK Musa’ya verilen emir son derece açıktır: “Şüphesiz Ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve Beni anmak için salâtı ikame et.” Tâhâ 20:14 Burada salâtın amacı bizzat açıklanıyor: “Beni anmak için…” Demek ki salâtın merkezinde Allah’ı anmak, O’nu hatırlamak ve O’na yönelmek vardır. Bu anlam yalnızca Musa ile sınırlı değildir. İbrahim şöyle dua eder: “Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri salâtı ikame edenlerden eyle.” İbrahim 14:40 İsmail hakkında ise: “Ailesine salâtı ve zekâtı emrederdi ve Rabbi katında hoşnutluğa er...

YALDIZLI HADİSLERİN VAHYİ

Resim
  YALDIZLI HADİSLERİN VAHYİ: ŞEYTANIN DOSDOĞRU YOL ÜZERİNDEKİ OYUNU Şeytanın insanı nasıl saptıracağını Kur’an açıkça anlatıyor. Fakat dikkat çekici olan, şeytanın her zaman insanı doğrudan kötülüğe çağırmamasıdır. Bazen hakikate benzeyen, süslü, etkileyici ve dinî bir görüntü taşıyan sözler üzerinden insanı saptırır. Şeytanın kendi ağzından aktarılan şu söz bunun çarpıcı ifadesidir: “Andolsun, beni saptırmana karşılık, ben de onlar için Senin dosdoğru yolunun üzerinde oturacağım.” “Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın.” A‘râf 7:16-17 Demek ki şeytanın hedefi yalnızca insanı dosdoğru yoldan uzaklaştırmak değildir. Daha dikkat çekici olan, dosdoğru yolun üzerine oturmaktır. Peki bu nasıl gerçekleşir? SÜSLÜ SÖZLERLE SAPTIRMA Kur’an bu konuda son derece dikkat çekici bir ifade kullanır: “Böylece biz her nebiye insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Onlardan bazıları diğerlerine aldatm...

Kuranda Şartlı İhtimaller ⁉️

Resim
KUR’AN’DA ŞARTLI İHTİMALLER VE MANTIKSAL REDDİYE METODU Kur’an, insanı hakikate ulaştırırken yalnızca doğrudan hükümler bildirmez. Muhatabın iddiasını onun kendi mantığı içinde ele alır, bazen bir ihtimali varsayarak o varsayımın nasıl bir çelişkiye götürdüğünü gösterir ve ardından iddiayı kesin biçimde reddeder. Bu, Kur’an’ın dikkat çekici bir reddiye ve delillendirme yöntemidir. Burada önemli bir metodolojik nokta vardır: Kur’an’ın bir iddiayı tartışmak amacıyla “eğer şöyle olsaydı...” şeklinde kurduğu şartlı cümle, o şeyin gerçekten var olduğunu veya Allah tarafından mümkün görüldüğünü göstermez. Aksine çoğu zaman amaç, muhatabın iddiasını farz ederek onun sonucunu ortaya çıkarmaktır. Başka bir ifadeyle: “Böyle olduğunu kabul etsek bile...” denilerek, iddianın kendi mantığıyla çürütülmesidir. Bu yöntemi gözden kaçırmak, şartlı bir ifadeyi Allah’ın doğrudan muradı veya dinin sabit bir hükmü zannetmeye yol açabilir. 1. ŞARTLI İHTİMAL VE FARZ-I MUHAL Şartlı ihtimal, bir idd...

ALLAH VE RESUL KAVRAMI NASIL İKİ İLAH EDİNMEYE DÖNÜŞTÜ?

Resim
  ALLAH VE RESUL KAVRAMI NASIL İKİ İLAH EDİNMEYE DÖNÜŞTÜ? Kur’an’ın temel çağrısı tevhiddir: “Allah’tan başka ilah yoktur.” Buna rağmen din anlayışında zamanla ortaya çıkan önemli sorunlardan biri, Allah’ın yanında resulü veya nebi şahsını bağımsız bir dinî otorite konumuna yükseltmektir. Buradaki mesele resulü reddetmek değildir. Tam tersine mesele, resulün Kur’an’daki gerçek konumunu belirlemek ve onu Allah’ın hükmüne ortak etmemenin ne anlama geldiğini ortaya koymaktır. Bunun için özellikle şu kavramları birbirine karıştırmamak gerekir: Allah – vahiy – kitap – resul – nebi – itaat – hüküm – hakem. ALLAH VE RESUL: TEK İLAH, TEK HÜKÜM, TEK HAKEM Kur’an’ın en sarsıcı sorularından biri şudur: “Allah’tan başka bir hakem mi arayayım?” (En‘âm 6:114) Bu soru yalnızca hakemlik meselesini değil, din adına son sözü kimin söyleyeceğini ortaya koyar. Kur’an’ın cevabı nettir: “Hüküm yalnız Allah’ındır.” (Yûsuf 12:40) Ve: “O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez.” (Kehf 18:26) Öyleyse temel mesele...

DİN NASIL BAŞLADI?

Resim
  DİN NASIL BAŞLADI? İnsan Tanrıyı mı icat etti, yoksa kendisine bildirilen hakikati mi unuttu? Bugün dünyada milyarlarca insan farklı dinlere inanıyor. Camiler, kiliseler, tapınaklar, kutsal kitaplar, din adamları, ibadet biçimleri, bayramlar ve törenler var. Peki bütün bunların başlangıcında ne vardı? Din nasıl başladı? Yaygın tarih anlatıları bu soruya çoğunlukla insanın doğayı anlamlandırma çabası üzerinden cevap verir. İnsan şimşeği gördü, yağmuru anlamadı, ölümü açıklayamadı, rüyasında ölülerini gördü ve görünmeyen güçlere inanmaya başladı. Sonra bu inançlar ritüellere, tanrılara, tapınaklara, rahiplere ve nihayet dinlere dönüştü. Bu açıklama bazı insan topluluklarının dini davranışlarının nasıl şekillenmiş olabileceğini anlatabilir. Fakat Kur’an başka bir soru sorar: Ya din insanın icadı değilse? Ya başlangıçta insanın ürettiği bir din değil, kendisine gösterilen bir hakikat varsa? İşte Kur’an’ın insanlık tarihine bakışı burada oldukça farklı bir kapı açar. Kur’an'a göre baş...