Kayıtlar

SON NEBÎ NİMETİ: GERÇEKTEN NEDİR?

Resim
  SON NEBÎ NİMETİ: GERÇEKTEN NEDİR? İddia Öne sürülen düşünce kısaca şöyledir: “Muhammed son nebî olmasaydı, her gün yeni nebîlik iddialarıyla karşılaşacak, hangisine inanacağımızı bilemeyecektik. Onun son nebî olması bizi bu karmaşadan kurtardı.” Bu yaklaşım kulağa makul gelebilir. Fakat meseleye Kur’an açısından baktığımızda şu soruyu sormamız gerekir: Allah, Muhammed’in son nebî oluşunu gerçekten böyle mi açıklıyor? Son Nebîlik Bir “Rahatlık” Meselesi Değildir Kur’an, Muhammed’i “nebîlerin hâtemi” olarak tanımlar: “Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat Allah’ın Resûlü ve nebîlerin hâtemidir.” Ahzâb 33:40 Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Kur’an, “Artık sahte nebîlere kanmayacaksınız, çünkü son nebî geldi” şeklinde bir gerekçe sunmaz. Dolayısıyla son nebî oluşu, insanların psikolojik olarak rahatlaması veya sosyal medyada ortaya çıkabilecek “nebîlik ilanları” probleminden kurtulmamız şeklinde açıklamak, ayetin doğrudan ortaya koydu...

HADİSLERE "sahih" DAMGASI VURMAK

Resim
  SAHİH DAMGASI: DİNİN AMBALAJLANMASI VE SORGULAMANIN SUSTURULMASI Giriş: Bir sözün başına “sahih” yazınca ne değişir? Bir rivayetin başına “sahih” kelimesi konulduğunda, çoğu insan artık o rivayeti sorgulamayı bırakıyor. “Hadis-i şerif” denildiğinde söz yüceltiliyor. “Şerif” denildiğinde eleştiri neredeyse saygısızlık kabul ediliyor. “Sahih hadis” denildiğinde tartışmanın bittiği zannediliyor. Peki hiç şu soru soruluyor mu? Bir rivayete “sahih” damgasını kim vurdu? Bu damga Allah'ın mührü müdür? Yoksa insanın insana verdiği bir güven derecesi midir? İşte meselenin düğüm noktası buradadır. Çünkü bir sözün üzerine “sahih” yazılması, o sözün Allah tarafından doğrulandığı anlamına gelmez. Bir insanın bir rivayeti güvenilir bulması ile Allah'ın o rivayeti doğrulaması aynı şey değildir. Biri insan hükmüdür. Diğeri ilahî tasdik olurdu. Bu ikisini birbirine karıştırdığınız anda, insan değerlendirmesi vahyin seviyesine yükseltilmiş olur. 1. “SAHİH” DAMGASINI KİM VURDU? Hadisleri değ...

NEBÎ, ÖNCEKİ ELÇİLERE NASIL SORACAKTI?

Resim
ZUHRUF 45: NEBÎ, ÖNCEKİ ELÇİLERE NASIL SORACAKTI? Kur’an’da bazı ayetler vardır ki tek başına okunduğunda bir soru bırakır; fakat Kur’an’ın bütünüyle birlikte düşünüldüğünde o soru, çok daha büyük bir hakikatin kapısını açar. Zuhruf Suresi 45. ayet de bunlardan biridir: “Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahmân’dan başka kendilerine kulluk edilen ilahlar kıldık mı?” Zuhruf 43:45 İlk bakışta insanın zihnine şu soru gelir: Muhammed Nebî, kendisinden önce gönderilmiş elçilere nasıl soracaktı? Onlarla yeniden görüşüp konuşması mı isteniyordu? Ayetin mesajını bu şekilde anlamaya çalışmak yerine, Kur’an’ın kendi açıklamalarına bakmak gerekir. Çünkü Kur’an, nebilerin mesajını birbirinden kopuk dinler olarak değil, aynı ilahî çağrının devamı olarak sunar. TARİHSEL VE METİNSEL TANIKLIK: “SOR” EMRİ Ayetteki “sor” emrini mutlaka fiziksel bir görüşme şeklinde anlamak gerekmez. Burada önceki resullere indirilen vahiylerin metinsel ve tarihsel tanıklığına müracaat söz konusu ola...

KUR’ANCILARA KARŞI: KUR’ANSIZLAR

Resim
KUR’ANCILARA KARŞI: KUR’ANSIZLAR Kur’an’ı dinin temel ve belirleyici ölçüsü kabul eden insanlara “Kur’ancı” deniyor. Peki neden? Bir Müslüman, Allah’ın kitabını ölçü aldığını söylediğinde neden ona yeni bir kimlik verilmek isteniyor? Neden “Kur’ancı” deniliyor da Kur’an’ın yanında insan sözlerini, rivayetleri ve mezhepsel kabulleri dinin vazgeçilmez kaynakları olarak görenler için aynı sorgulama yapılmıyor? Çünkü mesele çoğu zaman bir isimlendirme meselesi değil; dinin kaynağı ve ölçüsü meselesidir. Kur’an, Allah’ın kitabını hakem olarak ortaya koyar: “Allah size Kitab’ı ayrıntılı olarak indirmişken O’ndan başka bir hakem mi arayayım?” En‘âm 6:114 Bu ayet, Müslümanın önüne çok net bir soru koyar: Allah’ın kitabı varken din konusunda başka bir hakem aramak neden gerekli olsun? Kur’an yine açıkça: “Hüküm yalnız Allah’ındır.” Yûsuf 12:40 buyurur. Öyleyse insanların sözleri, tarihsel kabuller veya gelenekler nasıl olur da Allah’ın hükmüyle aynı seviyeye çıkarılabilir? Bu...

CENNETTE KULLUK YOK MU?

Resim
  CENNETTE KULLUK YOK MU? Cenneti haz ve tüketim mekânına indirgeyen tasavvurun Kur’an karşısında sorgulanması “Cennette kulluk yok mu?” Bu soru, aslında cennet tasavvurumuzu sorgulayan çok daha büyük bir sorudur. Bazı anlatımlarda cennet; sınırsız hazların, içkilerin, cinsel arzuların ve dünyada yasaklanan ne varsa sınırsızca yaşandığı bir ödül mekânı gibi sunulur. Sanki insan dünyada yapamadıklarını orada yapacak; Allah’a kulluk ise sadece dünya hayatına ait bir yükümlülükmüş gibi... Peki gerçekten Kur’an’ın çizdiği cennet tasavvuru bu mudur? Kur’an’a baktığımızda cennetin merkezinde şehvet değil Allah’ın rızası vardır. Allah şöyle buyurur: “Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetti. Allah’ın rızası ise bunların hepsinden daha büyüktür. İşte büyük başarı budur.” Tevbe 9:72 Dikkat edin: Cennet nimetleri anlatılıyor; fakat hemen ardından ölçü konuluyor: “Allah’...

İBRAHİM’İN MİLLETİNE UYMAK: RİVAYET TOPLAMAK MI, VAHYE SARILMAK MI?

Resim
İBRAHİM’İN MİLLETİNE UYMAK: RİVAYET TOPLAMAK MI, VAHYE SARILMAK MI? Giriş: “İbrahim’in Milletine Uy” Emri Ne Anlama Geliyor? Kur’an’da insanın Allah’ın gösterdiği yola yönelmesi farklı ifadelerle anlatılır. Bunlardan biri “uy” emridir. Bu emir özellikle Nahl 123 'te dikkat çekici bir biçimde karşımıza çıkar: “Sonra sana vahyettik: Hanif olarak İbrahim’in milletine uy. O müşriklerden değildi.” Bu ayet üzerinde düşünüldüğünde hemen şu soru ortaya çıkar: İbrahim’in milletine nasıl uyulacaktır? İbrahim hakkında anlatılmış rivayetler mi toplanacaktır? İbrahim’in hayatına ilişkin tarihsel aktarımlar mı dinî ölçü haline getirilecektir? Yoksa Allah’ın Rasûlüne vahyettiği Kitapta İbrahim’in milletinin ne olduğu araştırılarak mı ona uyulacaktır? Ayetin kendi kuruluşu ikinci yolu öne çıkarır. Çünkü emirden hemen önce şu ifade vardır: “Sonra sana vahyettik...” Dolayısıyla burada ilk mesele “rivayet” değil, vahiydir . Allah, Rasûlüne İbrahim’in milletine uymasını vahyetmektedir. Bu nedenle bu...

ESARETİ TANIMAYAN İNSAN

Resim
ESARETİ TANIMAYAN İNSAN Kur’an’ın çizdiği mümin profili, yalnızca “inanıyorum” diyen bir insan profili değildir. Mümin; iradesini başkalarına teslim etmeyen, Allah’tan başkasına kulluğu reddeden, hakikati ölçü alan ve kendisini kuşatan görünür ya da görünmez zincirleri fark edebilen insandır. A‘râf Suresi 157. ayet bu açıdan son derece çarpıcıdır. Ayette Nebî’nin insanlara ma‘rûfu emretmesi, münkerden sakındırması, temiz olanları helal, pis olanları haram kılması ve onların üzerindeki “ısr” ile “ağlâl”i kaldırması anlatılır: “Onlara iyi ve güzel olanı emreder, kötülükten onları sakındırır; temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar; üzerlerindeki ağır yüklerini ve onları bağlayan zincirleri kaldırır...” A‘râf 7:157 Buradaki “ağlâl”, insanı bağlayan zincirleri ifade eder. “Isr” ise insanın üzerine bindirilen ağır yükleri anlatır. Bu iki kavram birlikte düşünüldüğünde Kur’an’ın insanı yalnızca fiziksel esaretten değil, düşünsel, ahlaki, psikolojik ve dinî esaretten de kurtaran bir mesa...