Kayıtlar

KUR’ANCILARA KARŞI: KUR’ANSIZLAR

Resim
KUR’ANCILARA KARŞI: KUR’ANSIZLAR Kur’an’ı dinin temel ve belirleyici ölçüsü kabul eden insanlara “Kur’ancı” deniyor. Peki neden? Bir Müslüman, Allah’ın kitabını ölçü aldığını söylediğinde neden ona yeni bir kimlik verilmek isteniyor? Neden “Kur’ancı” deniliyor da Kur’an’ın yanında insan sözlerini, rivayetleri ve mezhepsel kabulleri dinin vazgeçilmez kaynakları olarak görenler için aynı sorgulama yapılmıyor? Çünkü mesele çoğu zaman bir isimlendirme meselesi değil; dinin kaynağı ve ölçüsü meselesidir. Kur’an, Allah’ın kitabını hakem olarak ortaya koyar: “Allah size Kitab’ı ayrıntılı olarak indirmişken O’ndan başka bir hakem mi arayayım?” En‘âm 6:114 Bu ayet, Müslümanın önüne çok net bir soru koyar: Allah’ın kitabı varken din konusunda başka bir hakem aramak neden gerekli olsun? Kur’an yine açıkça: “Hüküm yalnız Allah’ındır.” Yûsuf 12:40 buyurur. Öyleyse insanların sözleri, tarihsel kabuller veya gelenekler nasıl olur da Allah’ın hükmüyle aynı seviyeye çıkarılabilir? Bu...

CENNETTE KULLUK YOK MU?

Resim
  CENNETTE KULLUK YOK MU? Cenneti haz ve tüketim mekânına indirgeyen tasavvurun Kur’an karşısında sorgulanması “Cennette kulluk yok mu?” Bu soru, aslında cennet tasavvurumuzu sorgulayan çok daha büyük bir sorudur. Bazı anlatımlarda cennet; sınırsız hazların, içkilerin, cinsel arzuların ve dünyada yasaklanan ne varsa sınırsızca yaşandığı bir ödül mekânı gibi sunulur. Sanki insan dünyada yapamadıklarını orada yapacak; Allah’a kulluk ise sadece dünya hayatına ait bir yükümlülükmüş gibi... Peki gerçekten Kur’an’ın çizdiği cennet tasavvuru bu mudur? Kur’an’a baktığımızda cennetin merkezinde şehvet değil Allah’ın rızası vardır. Allah şöyle buyurur: “Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetti. Allah’ın rızası ise bunların hepsinden daha büyüktür. İşte büyük başarı budur.” Tevbe 9:72 Dikkat edin: Cennet nimetleri anlatılıyor; fakat hemen ardından ölçü konuluyor: “Allah’...

İBRAHİM’İN MİLLETİNE UYMAK: RİVAYET TOPLAMAK MI, VAHYE SARILMAK MI?

Resim
İBRAHİM’İN MİLLETİNE UYMAK: RİVAYET TOPLAMAK MI, VAHYE SARILMAK MI? Giriş: “İbrahim’in Milletine Uy” Emri Ne Anlama Geliyor? Kur’an’da insanın Allah’ın gösterdiği yola yönelmesi farklı ifadelerle anlatılır. Bunlardan biri “uy” emridir. Bu emir özellikle Nahl 123 'te dikkat çekici bir biçimde karşımıza çıkar: “Sonra sana vahyettik: Hanif olarak İbrahim’in milletine uy. O müşriklerden değildi.” Bu ayet üzerinde düşünüldüğünde hemen şu soru ortaya çıkar: İbrahim’in milletine nasıl uyulacaktır? İbrahim hakkında anlatılmış rivayetler mi toplanacaktır? İbrahim’in hayatına ilişkin tarihsel aktarımlar mı dinî ölçü haline getirilecektir? Yoksa Allah’ın Rasûlüne vahyettiği Kitapta İbrahim’in milletinin ne olduğu araştırılarak mı ona uyulacaktır? Ayetin kendi kuruluşu ikinci yolu öne çıkarır. Çünkü emirden hemen önce şu ifade vardır: “Sonra sana vahyettik...” Dolayısıyla burada ilk mesele “rivayet” değil, vahiydir . Allah, Rasûlüne İbrahim’in milletine uymasını vahyetmektedir. Bu nedenle bu...

ESARETİ TANIMAYAN İNSAN

Resim
ESARETİ TANIMAYAN İNSAN Kur’an’ın çizdiği mümin profili, yalnızca “inanıyorum” diyen bir insan profili değildir. Mümin; iradesini başkalarına teslim etmeyen, Allah’tan başkasına kulluğu reddeden, hakikati ölçü alan ve kendisini kuşatan görünür ya da görünmez zincirleri fark edebilen insandır. A‘râf Suresi 157. ayet bu açıdan son derece çarpıcıdır. Ayette Nebî’nin insanlara ma‘rûfu emretmesi, münkerden sakındırması, temiz olanları helal, pis olanları haram kılması ve onların üzerindeki “ısr” ile “ağlâl”i kaldırması anlatılır: “Onlara iyi ve güzel olanı emreder, kötülükten onları sakındırır; temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar; üzerlerindeki ağır yüklerini ve onları bağlayan zincirleri kaldırır...” A‘râf 7:157 Buradaki “ağlâl”, insanı bağlayan zincirleri ifade eder. “Isr” ise insanın üzerine bindirilen ağır yükleri anlatır. Bu iki kavram birlikte düşünüldüğünde Kur’an’ın insanı yalnızca fiziksel esaretten değil, düşünsel, ahlaki, psikolojik ve dinî esaretten de kurtaran bir mesa...

İKİ CİHAN GÜNEŞİ SENSİN YÂ RESÛLALLAH MI?

Resim
  İKİ CİHAN GÜNEŞİ SENSİN YÂ RESÛLALLAH MI? Kur’an’ın Söylemediğini Nebî’ye Söylemek “İki cihan güneşi Sensin yâ Resûlallah” sözü, kültürel ve tasavvufî literatürde oldukça yaygın bir övgü ifadesidir. Fakat burada önemli bir soru vardır: Kur’an, Nebî’yi böyle mi tanımlar? Kur’an’a göre cevap hayırdır. Kur’an, Nebî’yi yüceltirken bile onun beşer ve Allah’ın elçisi olduğunu özellikle vurgular. “De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim. Bana, ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor.” (Kehf 18:110) Bu ayet son derece açıktır. Nebî, insanüstü bir varlık olarak değil, vahiy alan bir beşer olarak tanımlanır. Güneş Kime Aittir? Kur’an’ın dili metaforik olarak da olsa “güneş” ve “nur” kavramlarını Allah’ın mutlak kudreti ve yaratması bağlamında kullanır. “Allah göklerin ve yerin nurudur.” (Nûr 24:35) Dolayısıyla “iki cihanın güneşi” gibi mutlaklaştırıcı bir övgü, Nebî’nin Kur’an’daki konumuyla karıştırılmamalıdır. Nebî ışığın kaynağı değildir. Vahyin taşıyıcısıdır. N...

ALLAH NİYETLERİMİZDEN Mİ HESAP SORACAK?

Resim
ALLAH NİYETLERİMİZDEN Mİ HESAP SORACAK? Kur’an’da bazı ayetler vardır ki tek başına okunduğunda insanı sarsar. Bakara 284 bunlardan biridir: “İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker…” İlk bakışta şu soru ortaya çıkar: Allah insanın aklından geçen her düşünceden mi hesap soracaktır? Ayete yalnızca bu cümle üzerinden bakıldığında böyle bir anlam ortaya çıkabilir. Fakat Kur’an’ın kendi iç bütünlüğü dikkate alındığında mesele daha incelikli hale gelir. Burada belirleyici ayrım, zihinden geçen şey ile insanın bilinçli olarak benimsediği ve kazandığı şey arasındadır. BAKARA 284. AYETİ TEK BAŞINA OKUMAK YETMEZ Bakara 284 şöyle devam eder: “Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah her şeye gücü yetendir.” Ancak bu ayeti anlamanın en önemli anahtarı hemen ardından gelen 285 ve 286. ayetlerdir. Bakara 286'da son derece açık bir ilke ortaya konur: “Allah hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” Bu ilke, 284. ayetin anlaşılmasında ...

MÜMİNLERİN YOLUNDAN BAŞKASINI İZLEMEK

Resim
  MÜMİNLERİN YOLUNDAN BAŞKASINI İZLEMEK Nisâ 115’ün Kur’an Bütünlüğünde Anlamı Kur’an’da bazı ayetler, geleneksel kabullerin oluşturduğu kalıplardan sıyrılarak Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde okunduğunda çok daha güçlü bir anlam ortaya koyar. Nisâ Suresi 115. ayet bunlardan biridir: “Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Resûl’e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yöne çevirir ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.” (Nisâ 4:115) Bu ayetin merkezinde üç önemli kavram bulunmaktadır: Resûl’e karşı çıkmak, müminlerin yolundan başka bir yola uymak ve insanın seçtiği yönelişin sonucuyla karşılaşması. Fakat “müminlerin yolu”nun ne olduğunu anlamak için Kur’an’ın dışından bir otoriteye başvurmak gerekmez. Çünkü Kur’an, hem mümini , hem Resûl’ün görevini , hem de doğru yolu kendi içerisinde tanımlar. Bu nedenle Nisâ 115, Kur’an’ın kendi kendisini açıklaması ilkesiyle, yani tefsîru’l-Kur’ân bi’l-Kur’ân yöntemiyle el...