Kayıtlar

KUR’AN’DA “YAKLAŞMAYIN” EMRİ

Resim
  KUR’AN’DA “YAKLAŞMAYIN” EMRİ Yasağın Ötesinde Bir Sınır ve Mesafe Bilinci Kur’an’da bazı yasaklar yalnızca “yapmayın” şeklinde kurulmaz. Bunun yerine daha dikkat çekici bir ifade kullanılır: “Yaklaşmayın.” Bu ifade, ilk bakışta yalnızca bir davranışı yasaklıyor gibi görünse de Kur’an’ın farklı ayetlerdeki kullanımları birlikte değerlendirildiğinde daha geniş bir anlam ortaya çıkar. Kur’an bazen insanı yalnızca yasaklanan fiilden değil, o fiile götüren yakınlıktan, zeminden, ortamdan ve süreçten de uzak tutar. Bu nedenle “yaklaşmayın” emri, sadece bir yasak değil, aynı zamanda sınır bilinci inşa eden bir Kur’an öğretisidir. 1. “YAPMAYIN” İLE “YAKLAŞMAYIN” ARASINDAKİ FARK Bir şey için: “Bunu yapmayın.” denildiğinde yasak doğrudan fiile yöneliktir. Fakat: “Buna yaklaşmayın.” denildiğinde yasak, fiilin kendisinden daha geniş bir alan oluşturur. Çünkü insan çoğu zaman yasaklanan son noktaya bir anda ulaşmaz. Önce yaklaşır. Sonra alışır. Sonra sınırın kenarında dolaşır. Sonra sınır ...

Nebilerin Düşmanı ŞEYTANLAR

Resim
  DİNDE SÖZ SAHİBİ Kİ? Yaldızlı Sözler, Şeytanî Vahiy ve Allah’ın Hüküm Yetkisi Kur’an’ın ortaya koyduğu temel gerçeklerden biri şudur: Din konusunda nihai söz sahibi Allah’tır. Çünkü: “Hüküm yalnız Allah’ındır.” Yûsuf 12:40 Allah’ın hüküm koyma yetkisini başkasına devretmesi söz konusu değildir. Bu nedenle bir insanın, bir din adamının, bir mezhebin veya herhangi bir otoritenin Allah’ın söylemediği bir şeyi din adına hüküm hâline getirmesi , Kur’an’ın çok ciddi biçimde uyardığı bir alandır. Kur’an soruyu açıkça sorar: “Yoksa onların, Allah’ın izin vermediği şeyleri kendileri için dinde yasa yapan ortakları mı var?” Şûrâ 42:21 Demek ki mesele yalnızca Allah’a inanmak değildir. Allah’ın din koyma yetkisini gerçekten yalnız Allah’a bırakıp bırakmadığımızdır. ÂDEM’E VERİLEN EMİR VE ŞEYTANIN YÖNTEMİ Âdem kıssasında Allah açık bir emir verir: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşin ve orada dilediğiniz yerden bol bol yiyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimler...

ALLAH’IN PAYI MI, ALLAH "adına" AYRILAN PAY MI?

Resim
  ALLAH’IN PAYI MI, ALLAH ADINA AYRILAN PAY MI? Kur’an’ın “Allah ve Rasûlü” İfadelerini Yeniden Okumak Kur’an’da bazı ifadeler vardır ki, onları alışılmış kalıplarla okuduğumuzda ayetin önümüze koyduğu anlam dünyasını daraltabiliriz. Bunlardan biri Enfâl 41. ayettir: “Bilin ki ganimet olarak elde ettiğiniz herhangi bir şeyin beşte biri Allah’ın, Rasûlün, yakınların, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur.” Burada çok basit fakat son derece önemli bir soru soralım: Ganimetin beşte biri Allah’a, beşte biri de Rasûle mi ayrılıyor? Hayır. Ayet “iki beşte bir” demiyor. “Onun beşte biri” diyor. Ardından bu tek payın kimlere tahsis edileceğini sıralıyor: Allah – Rasûl – yakınlar – yetimler – yoksullar – yolcular. Peki Allah’ın payı nerededir? Bir kasa mı vardır? Bir sandık mı vardır? Allah adına ayrılan mal Allah tarafından tüketilecek midir? Elbette hayır. Çünkü Kur’an Allah hakkında şöyle der: “Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise zengindir, övülmeye layık...

ÇOCUK EVLİLİĞİ MESELESİ: ÖLÇÜYÜ KİM KOYACAK?

Resim
  ÇOCUK EVLİLİĞİ MESELESİ: ÖLÇÜYÜ KİM KOYACAK? Kur’an’ın bütünlüğü içinde bir değerlendirme Son zamanlarda “İslam’da çocuk evliliği vardır” iddiası üzerinden tartışmalar yürütülüyor. Kimi, fıkıh kitaplarından hükümler aktarıyor; kimi tarihsel uygulamaları delil gösteriyor; kimi de “Kur’an’da evlilik için belirli bir yaş yoktur” diyerek meseleyi kapatıyor. Oysa Müslüman açısından asıl soru bunların hiçbiri değildir: Allah bu konuda ne söylemiştir? Çünkü din adına hüküm koyma yetkisi insanlara değil Allah’a aittir: “Hüküm yalnız Allah’ındır.” Yûsuf 12:40 Ve: “Allah’tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, Kitab’ı size açıklanmış olarak indirmiştir.” En‘âm 6:114 Öyleyse ölçümüz fıkıh kitapları, mezhepler, tarihsel uygulamalar veya kişilerin kanaatleri değil; Kur’an’ın kendisi ve onun bütünlüğüdür. 1. Nikâh basit bir sözleşme değildir Kur’an evliliği sıradan bir akit gibi sunmaz. Allah, eşlerin birbirlerinden “ağır bir misak” aldığını söyler: “Siz birbirinizle kay...

Firavun'un bedenini gördün mü ⁉️

Resim
  FİRAVUN’UN BEDENİ NEDEN KURTARILDI? Yûnus Suresi 90–92. Ayetler Bağlamında “İbret” ve Firavun’un Sonu Giriş: Bir ayet, bir mumya tartışmasına mı indirgenmeli? Kur’an’da Firavun kıssası, yalnızca geçmişte yaşamış bir hükümdarın hikâyesi olarak anlatılmaz. Firavun; güç, kibir, zulüm, toplumsal tahakküm ve hakikate karşı direnmenin sembolik bir örneği olarak karşımıza çıkar. Yûnus Suresi’nin 90–92. ayetleri ise kıssanın en çarpıcı noktalarından birini ortaya koyar. Firavun, ölümün kendisine ulaştığı anda iman ettiğini söyler. Ancak bu iman, Allah tarafından kabul edilmez. Ardından gelen ayette Allah şöyle bildirir: “Bugün senin bedenini kurtaracağız ki senden sonrakilere bir âyet olasın. İnsanların çoğu ise ayetlerimizden gerçekten habersizdir.” (Yûnus 10:92) Bu ayet çoğu zaman yalnızca “Firavun’un cesedi korunacak ve binlerce yıl sonra mumyası bulunacak” iddiasıyla gündeme getirilir. Oysa ayetin bağlamına baktığımızda çok daha kapsamlı ve ahlaki bir mesajla karşılaşırız. ...

TEDRİS EDİLEN KİTAPLAR

Resim
  KUR’AN SADECE OKUNAN BİR KİTAP MI, YOKSA TEDRİS EDİLEN BİR KİTAP MI? Kur’an hakkında konuşurken çoğu zaman “okumak” ve “dinlemek” kelimelerini kullanıyoruz. Peki Allah, Kitabıyla nasıl bir ilişki kurmamızı istiyor? Bu sorunun cevabı, çoğu zaman gözümüzün önünden geçen fakat üzerinde yeterince durulmayan bir kelimede saklıdır: Tedris. Âl-i İmrân 79’da Allah şöyle buyurur: “Allah’ın kendisine Kitab’ı, hükmü ve nebîliği verdiği hiçbir insanın, sonra insanlara: ‘Allah’ı bırakıp bana kullar olun’ demesi mümkün değildir. Fakat: ‘ Kitabı öğretiyor olmanız ve onu tedris ediyor olmanız sebebiyle rabbaniler olun’ der.” Burada iki önemli faaliyet birlikte zikredilir: Kitabı öğretmek ve Kitabı tedris etmek. Tedris; ders çalışmak, öğrenmek, incelemek, üzerinde çalışmak anlam alanına sahiptir. Demek ki Kitap yalnızca okunacak bir metin değildir. Kitap tedris edilir. KUR’AN'DA TEDRİS EDİLEN ŞEY NEDİR? Bu kelimenin Kur’an’daki diğer kullanımları konuyu daha da açık hâle getirir. ...

NEBÎLERİN SÜNNETİ Mİ, ALLAH’IN SÜNNETİ Mİ?

Resim
  ONCA NEBÎ GELDİ: KUR’AN’DA NEBÎLERİN SÜNNETİ Mİ, ALLAH’IN SÜNNETİ Mİ? Kur’an’da “sünnet” kelimesini duyduğumuzda zihnimizde hemen “Nebî’nin sözleri, davranışları ve uygulamaları” şeklindeki geleneksel tanım beliriyor. Fakat asıl soru şudur: Kur’an “sünnet” dediğinde gerçekten Nebîlerin kişisel uygulamalarını mı kastediyor, yoksa Allah’ın toplumlar ve nebiler hakkında işlettiği ilahî yasaları mı? Bu sorunun cevabı Kur’an’ın kendi kullanımında aranmalıdır. Kur’an, “sünnet” kavramını açık biçimde Allah’a nispet eder: “Allah’ın, önceden gelip geçmişler hakkındaki sünnetidir. Allah’ın sünnetinde hiçbir değişiklik bulamazsın.” Ahzâb 33:62 Bir başka ayette: “Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin sünneti budur. Bizim sünnetimizde hiçbir değişiklik bulamazsın.” İsrâ 17:77 Dikkat edelim: Ayette “resullerin sünneti” denilerek onların kişisel sözleri veya alışkanlıkları aktarılmıyor. “Bizim sünnetimiz” deniliyor. Yani sünnetin sahibi Allah’tır. ONCA NEBÎ GELDİ; HANGİSİNİN...