Kayıtlar

ESARETİ TANIMAYAN İNSAN

Resim
ESARETİ TANIMAYAN İNSAN Kur’an’ın çizdiği mümin profili, yalnızca “inanıyorum” diyen bir insan profili değildir. Mümin; iradesini başkalarına teslim etmeyen, Allah’tan başkasına kulluğu reddeden, hakikati ölçü alan ve kendisini kuşatan görünür ya da görünmez zincirleri fark edebilen insandır. A‘râf Suresi 157. ayet bu açıdan son derece çarpıcıdır. Ayette Nebî’nin insanlara ma‘rûfu emretmesi, münkerden sakındırması, temiz olanları helal, pis olanları haram kılması ve onların üzerindeki “ısr” ile “ağlâl”i kaldırması anlatılır: “Onlara iyi ve güzel olanı emreder, kötülükten onları sakındırır; temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar; üzerlerindeki ağır yüklerini ve onları bağlayan zincirleri kaldırır...” A‘râf 7:157 Buradaki “ağlâl”, insanı bağlayan zincirleri ifade eder. “Isr” ise insanın üzerine bindirilen ağır yükleri anlatır. Bu iki kavram birlikte düşünüldüğünde Kur’an’ın insanı yalnızca fiziksel esaretten değil, düşünsel, ahlaki, psikolojik ve dinî esaretten de kurtaran bir mesa...

İKİ CİHAN GÜNEŞİ SENSİN YÂ RESÛLALLAH MI?

Resim
  İKİ CİHAN GÜNEŞİ SENSİN YÂ RESÛLALLAH MI? Kur’an’ın Söylemediğini Nebî’ye Söylemek “İki cihan güneşi Sensin yâ Resûlallah” sözü, kültürel ve tasavvufî literatürde oldukça yaygın bir övgü ifadesidir. Fakat burada önemli bir soru vardır: Kur’an, Nebî’yi böyle mi tanımlar? Kur’an’a göre cevap hayırdır. Kur’an, Nebî’yi yüceltirken bile onun beşer ve Allah’ın elçisi olduğunu özellikle vurgular. “De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim. Bana, ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor.” (Kehf 18:110) Bu ayet son derece açıktır. Nebî, insanüstü bir varlık olarak değil, vahiy alan bir beşer olarak tanımlanır. Güneş Kime Aittir? Kur’an’ın dili metaforik olarak da olsa “güneş” ve “nur” kavramlarını Allah’ın mutlak kudreti ve yaratması bağlamında kullanır. “Allah göklerin ve yerin nurudur.” (Nûr 24:35) Dolayısıyla “iki cihanın güneşi” gibi mutlaklaştırıcı bir övgü, Nebî’nin Kur’an’daki konumuyla karıştırılmamalıdır. Nebî ışığın kaynağı değildir. Vahyin taşıyıcısıdır. N...

ALLAH NİYETLERİMİZDEN Mİ HESAP SORACAK?

Resim
ALLAH NİYETLERİMİZDEN Mİ HESAP SORACAK? Kur’an’da bazı ayetler vardır ki tek başına okunduğunda insanı sarsar. Bakara 284 bunlardan biridir: “İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker…” İlk bakışta şu soru ortaya çıkar: Allah insanın aklından geçen her düşünceden mi hesap soracaktır? Ayete yalnızca bu cümle üzerinden bakıldığında böyle bir anlam ortaya çıkabilir. Fakat Kur’an’ın kendi iç bütünlüğü dikkate alındığında mesele daha incelikli hale gelir. Burada belirleyici ayrım, zihinden geçen şey ile insanın bilinçli olarak benimsediği ve kazandığı şey arasındadır. BAKARA 284. AYETİ TEK BAŞINA OKUMAK YETMEZ Bakara 284 şöyle devam eder: “Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah her şeye gücü yetendir.” Ancak bu ayeti anlamanın en önemli anahtarı hemen ardından gelen 285 ve 286. ayetlerdir. Bakara 286'da son derece açık bir ilke ortaya konur: “Allah hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” Bu ilke, 284. ayetin anlaşılmasında ...

MÜMİNLERİN YOLUNDAN BAŞKASINI İZLEMEK

Resim
  MÜMİNLERİN YOLUNDAN BAŞKASINI İZLEMEK Nisâ 115’ün Kur’an Bütünlüğünde Anlamı Kur’an’da bazı ayetler, geleneksel kabullerin oluşturduğu kalıplardan sıyrılarak Kur’an’ın kendi bütünlüğü içerisinde okunduğunda çok daha güçlü bir anlam ortaya koyar. Nisâ Suresi 115. ayet bunlardan biridir: “Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Resûl’e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yöne çevirir ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.” (Nisâ 4:115) Bu ayetin merkezinde üç önemli kavram bulunmaktadır: Resûl’e karşı çıkmak, müminlerin yolundan başka bir yola uymak ve insanın seçtiği yönelişin sonucuyla karşılaşması. Fakat “müminlerin yolu”nun ne olduğunu anlamak için Kur’an’ın dışından bir otoriteye başvurmak gerekmez. Çünkü Kur’an, hem mümini , hem Resûl’ün görevini , hem de doğru yolu kendi içerisinde tanımlar. Bu nedenle Nisâ 115, Kur’an’ın kendi kendisini açıklaması ilkesiyle, yani tefsîru’l-Kur’ân bi’l-Kur’ân yöntemiyle el...

SAFLAŞMADAN SELÂMA

Resim
  SAFFÂT SURESİ: SAFLAŞMADAN SELÂMA ŞİHAB, KULAK HIRSIZLIĞI VE HAKİKATİN KORUNMASI Giriş: Saffât'ın Başındaki Gökyüzü Neden Bu Kadar Önemlidir? Saffât Suresi, daha ilk ayetlerinde son derece yoğun bir kavramsal yapı kurar: Saf saf dizilenler, sevk ve idare edenler, zikri okuyanlar... Sûre bu başlangıçtan sonra insanın Allah karşısındaki konumunu, inkârı, şirki, peygamberlerin mücadelelerini, İbrahim'in teslimiyetini, Yunus'un karanlıktaki yönelişini ve nihayet büyük kurtuluşu anlatır. Fakat Saffât'ın ilk bölümünde bulunan bir başka unsur bütün bu yapının anlaşılması bakımından son derece önemlidir: Şeytanların göğe yönelmesi, dinlemeye çalışması ve şihablarla kovulması. Bu sahne sûrenin dışında duran bağımsız bir kozmik tasvir değildir. Tam tersine, sûrenin daha sonra insan hayatında anlatacağı saflaşma, sınır, yetki, bilgi, şirk, teslimiyet ve kurtuluş meselelerinin kozmik karşılığı olarak okunabilir. Sûrenin başı bu nedenle yalnızca: “Saf saf dizilenler kimdir?” soru...