KURANA GÖRE ŞEFAAT 🧨


KUR'AN'A GÖRE ŞEFAAT: İZİN Mİ, YETKİ Mİ?

Şefaat kelimesi Arapçada Ş-F-A (شفع) kökünden gelir. Bu kök; destek olmak, aracılık etmek, bir şeyi çift yapmak ve yardım etmek gibi anlamlara sahiptir. Kur'an'da da aynı kök, hem dünya hayatındaki yardımlaşma hem de insanların ahirette umut bağladıkları sözde aracılar için kullanılır.

Ancak tarih boyunca insanlar bu kavramı Allah'ın bildirdiği anlamın dışına taşımışlardır. Nebileri, melekleri, din adamlarını, velileri veya kutsal kabul ettikleri şahısları Allah ile kul arasında aracı kabul etmiş; onların Allah'ı razı edip günahlarını affettireceklerine inanmışlardır.

Kur'an ise bu anlayışı şirk olarak reddeder.

"De ki: Şefaatin tamamı Allah'ındır." (Zümer 44)

Bu ayet tek başına bile şefaat konusunda mutlak ilkeyi ortaya koymaktadır. Eğer şefaat bütünüyle Allah'a aitse, hiçbir varlığın kendiliğinden veya bağımsız olarak şefaat etmesi mümkün değildir.

"ALLAH'IN İZNİ" İFADELERİ NASIL ANLAŞILMALIDIR?

Şefaat savunucularının en çok başvurduğu ayetlerden biri Bakara 255'tir:

"O'nun izni olmadan katında kim şefaat edebilir?"

Bu ayet çoğu zaman şöyle okunmaktadır:

"Demek ki Allah ileride bazı kimselere izin verecek."

Fakat ayetin söylediği şey bu değildir.

Ayet, izin verileceğini değil, izin verme yetkisinin yalnız Allah'a ait olduğunu bildirir.

Kur'an'da aynı ifade biçimi başka konularda da kullanılmaktadır.

Örneğin Zümer 4'te şöyle buyrulur:

"Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi yarattıklarından dilediğini seçerdi. O bundan münezzehtir."

Burada Allah'ın çocuk seçtiği söylenmez.

Tam tersine;

"Dileseydi seçerdi fakat seçmedi."

denilmektedir.

Yani Allah'ın bir şeye gücünün yetmesi, o şeyi yaptığı anlamına gelmez.

Aynı şekilde Kasas 68'de ise şöyle denilir:

"Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Onların ise seçim hakkı yoktur."

Burada da seçme yetkisinin yalnız Allah'a ait olduğu açıklanmaktadır.

Dolayısıyla "izin" ifadesi, Allah'ın birilerine mutlaka şefaat yetkisi vereceğini değil; yetkinin yalnız Allah'ta bulunduğunu göstermektedir.

KUR'AN BU İZNİN VERİLMEYECEĞİNİ AÇIKÇA BİLDİRİR

Kur'an yalnızca izin yetkisinin Allah'a ait olduğunu söylemekle kalmaz; aynı zamanda hesap gününde insanların birbirlerini kurtaracak bir şefaat sisteminin bulunmayacağını defalarca açıklar.

Bakara 48:

"Hiç kimseden şefaat kabul edilmeyecektir."

Bakara 123:

"Şefaat fayda vermeyecektir."

Bakara 254:

"Alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmadığı gün gelmeden önce..."

Müddessir 48:

"Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda sağlamaz."

Şuarâ 100:

"Artık bizim için hiçbir şefaatçi yoktur."

En'âm 94:

"Şefaatçilerinizin sizinle beraber olmadığını görüyoruz."

Rûm 13:

"Ortak koştuklarından hiçbir şefaatçi çıkmayacaktır."

Zümer 44:

"Şefaatin tamamı Allah'ındır."

Bu kadar açık ve kesin ifadeler karşısında, birkaç ayette geçen "izin" kelimesinden hareketle hesap gününde insanların birbirlerine şefaat edeceği sonucuna ulaşmak, Kur'an'ın muhkem hükümlerini göz ardı etmek olur.

"İZİN" KELİMESİNİN AMACI

Kur'an'da Allah'ın izni yalnız şefaat konusunda geçmez.

Hiç kimse Allah'ın izni olmadan ölmez.

Hiç kimse Allah'ın izni olmadan zarar veremez.

Hiçbir elçi Allah'ın izni olmadan mucize getiremez.

Hiçbir melek Allah'ın emri dışına çıkamaz.

Bu ifadelerin hiçbiri Allah'ın mutlaka izin vereceği anlamına gelmez.

Anlam şudur:

"Yetki yalnız Allah'ındır."

Şefaat ayetlerinde de aynı ilke geçerlidir.

Dolayısıyla:

"Allah izin vermeden kim şefaat edebilir?"

sorusu,

"Allah izin verecek." demek değildir.

"Allah dilemedikçe hiç kimsenin böyle bir yetkisi olamaz." demektir.

Kur'an'ın diğer muhkem ayetleri de Allah'ın böyle bir izin vermeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.

AHİT ALANLAR KİMLERDİR?

Meryem 87'de şöyle buyrulur:

"Rahmân katında ahit alanlardan başkası şefaate sahip olamaz."

Buradaki ahit, bir başkasını kurtarma yetkisi değildir.

Kur'an bu ahdin ne olduğunu Zümer 53-55'te açıklar:

  • Allah'a yönelmek,
  • tevbe etmek,
  • O'na teslim olmak,
  • indirilen vahye uymak.

Yani burada söz konusu olan, Allah'ın kullarını bağışlayacağı ilahî vaattir.

Bağışlayan yine Allah'tır.

Kararı veren yine Allah'tır.

Affeden yine Allah'tır.

Araya giren herhangi bir varlık yoktur.

ALLAH KİMSEYİ KIRMAK ZORUNDA DEĞİLDİR

Şefaat inancının temelinde şu düşünce vardır:

"Peygamber, melek veya veli Allah'tan isteyecek; Allah da onları kıramayacağı için günahkârları affedecek."

Bu düşünce Kur'an'ın tevhid anlayışına tamamen aykırıdır.

Kur'an'ın anlattığı Allah, hiçbir baskı altında olmayan mutlak hâkimdir.

Hiç kimse O'na hüküm koyamaz.

Hiç kimse O'nu kararından döndüremez.

Hiç kimse O'na tavsiyede bulunamaz.

Hiç kimse O'nu etki altına alamaz.

Bu nedenle Kur'an sürekli şu gerçeği tekrar eder:

"Hüküm yalnız Allah'ındır."

SONUÇ

Kur'an'da şefaat adı altında insanların birbirlerini kurtaracağı bir sistem bulunmamaktadır.

"Allah'ın izni" ifadeleri, gelecekte dağıtılacak bir şefaat yetkisinin haberi değil; mutlak otoritenin yalnız Allah'a ait olduğunu bildiren egemenlik ifadeleridir.

Nasıl ki Zümer 4'te "Allah dileseydi çocuk seçerdi" denilmesi Allah'ın çocuk edindiği anlamına gelmiyorsa, Bakara 255'te "O'nun izni olmadan kim şefaat edebilir?" denilmesi de Allah'ın hesap gününde kullarına bağımsız şefaat yetkisi vereceği anlamına gelmez.

Kasas 68'in bildirdiği gibi seçme yetkisi yalnız Allah'a aittir. Zümer 4'ün bildirdiği gibi Allah dilerse seçebilir; fakat seçmediğini de bizzat kendisi açıklamaktadır. Aynı şekilde şefaat konusunda da izin verme yetkisi yalnız Allah'a ait olmakla birlikte, Kur'an'ın muhkem hükümleri bu iznin insanların birbirlerini kurtarmaları için verilmeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.

Bu sebeple hesap gününde güvenilecek tek merci ne bir nebi, ne bir melek, ne bir veli ne de başka bir kutsal kabul edilen şahıstır. Kur'an'ın ilan ettiği hakikat tektir:

"De ki: Şefaatin tamamı Allah'ındır." (Zümer 44)

Ve yine Fâtiha'nın öğrettiği gibi:

"Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım dileriz."

Kur'an'ın ortaya koyduğu tevhid anlayışı, kul ile Allah arasına hiçbir aracı, hiçbir kurtarıcı ve hiçbir ayrıcalıklı otorite yerleştirmez. Hesap günü herkes Rabbinin huzuruna tek başına çıkacak, hükmü yalnız Allah verecek ve bağışlama yetkisi de yalnız O'na ait olacaktır. Böylece şefaat, insanların birbirini kurtardığı bir sistem değil; Allah'ın dilediği kullarına doğrudan tecelli eden rahmet ve mağfireti olarak anlaşılmalıdır.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣