Kayıtlar

Kur’an’a Ümmî Bir Bilinçle Bakmak

Resim
  Kur’an’a Ümmî Bir Bilinçle Bakmak Önkabullerin Dininden Vahyin İnşasına Kur’an’ı anlamanın önündeki en büyük engel cehalet değil, taşınan bilgi yüküdür . Zihin, tarih boyunca birikmiş dini kabullerle, kutsallaştırılmış yorumlarla ve dokunulmaz ilan edilmiş geleneklerle doluysa; Kur’an o zihne girmez. Girse bile dönüştürmez. Bu nedenle Kur’an’ın muhataplarına yönelttiği temel çağrı, sanıldığı gibi “bilgilenin” değil; arınındır . Kur’an’ın merkezinde yer alan “ümmî” kavramı, çoğu zaman yanlış anlaşılmıştır. Ümmîlik, okuma-yazma bilmemek değil; önceden yazılmış din senaryolarına sahip olmamaktır . Ümmî zihin, vahiy karşısında boş sayfadır. Bu boşluk bir eksiklik değil, bilakis hakikatin yazılabileceği tek zemindir . Eski Dinin Kalıntılarıyla Kur’an Okunur mu? Kur’an, kendisinden önceki dini gelenekleri bütünüyle reddetmez; fakat onları elekten geçirir . Sorun, bu elekten geçirilmiş olması gereken kalıntıların, tekrar Kur’an’ın önüne rehber diye konulmasıdır. İsrailiyyat, mezhep kab...

Allah, Rasul ve Kelimeler

Resim
Allah, Rasul ve Kelimeler Kur’an’da İman Hiyerarşisi Kur’an, imanı kişilere değil hakikate, şahıslara değil kelimelere bağlayan bir kitap olarak konuşur. Bu yönüyle din adına üretilmiş tüm ara otoriteleri, rivayet merkezli anlayışları ve kutsanmış şahıs kültlerini kökten sorgular. A‘râf Suresi 158. ayet, bu ilkeyi en berrak haliyle ortaya koyan ayetlerden biridir. Ayetin Merkez Cümlesi “Öyleyse Allah’a ve Allah’a ve O’nun kelimelerine iman eden ümmî nebî olan elçisine iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.” (A‘râf 158) Bu ayette iman çağrısı üç kavram etrafında örülür: Allah Rasul Kelimeler Ancak dikkat edilirse, ayet bu üçlü arasında kesin bir hiyerarşi kurar. 1. Allah: Mutlak Kaynak Ayet, iman çağrısına Allah’ın sıfatlarıyla başlar: Göklerin ve yerin mülkü O’nundur Dirilten ve öldüren O’dur O’ndan başka ilah yoktur Bu vurgu, otoritenin mutlak ve tek kaynağının Allah olduğunu bildirir. Din, ne toplumun geleneğine ne de seçkin bir sınıfın yorumuna dayanır; ilahi mülkiyet ve ila...

​Salâtta Ne Dediğini Bilmek

Resim
​Salâtta Ne Dediğini Bilmek  Bir Bilinç İnşası ​Geleneksel alışkanlıkların gölgesinde kalan "namaz", bugün çoğu zaman Kur’an’ın yüklediği anlamdan koparılmış, mekanik bir bedensel harekete indirgenmiştir.  Oysa Kur’an’ın bizden istediği bir "ritüel icrası" değil; salâtın ikame edilmesi , yani bilincin ayağa kaldırılmasıdır. ​1. Salât: Bir Hareket Bütünü Değil, Bir Varoluş Biçimi ​Salât; sadece eğilip kalkmak değil; nusuk (yöneliş), tesbih (Allah’ı merkeze alma), dua (bilinçli hitap) ve Kur’an (vahiy ile yüzleşme) eylemlerinin vaktinde buluşmasıdır.  Kur’an "kılmak" değil, "ikame etmek" (ayağa kaldırmak) tabirini kullanır. Bu, salâtın hayatın içinde işlevsel ve canlı tutulması gerektiğinin ilanıdır. ​2. Abdest: Zihinsel Bir Arınma Kapısı ​Abdesti sadece fiziksel bir temizlik olarak görmek, onun sembolik dilini ıskalamaktır. Su olmayınca, bu arınma teyemmüm ile de yapılır.  ​3. Zamanın Vahiyle Bölünmesi ​Salâtın vakitli oluşu, insanın ...

Kur’an’ın Evlilik Tasavvuru

Resim
​Kur’an’ın Evlilik Tasavvuru: Bir Varoluş Ayeti “ O’nun ayetlerindendir ki, size kendinizden eşler yarattı…” (Rûm 21) ​Kur’an, evliliği salt bir hukukî işlem veya kutsal bir tören olarak değil; insanın fıtratına yerleştirilmiş bir "ayet" (işaret) olarak tanımlar. Bu bakış açısı, evliliği şekilden öze, gelenekten ahlâka taşır. ​1. Ayet Olarak Evlilik (Rûm 30/21) ​Evlilik, Allah’ın varlığına ve rahmetine dair okunması gereken bir işarettir. ​ İşlevsel Değer: Nikâhın varlığı değil, ürettiği anlam önemlidir. ​ Süreç: Eğer bir birliktelik huzur üretmiyorsa, ayet "okunmuyor" demektir. Evlilik bir ibadet formu değil, bir ahlâk inşa alanıdır. ​2. Temel Amaç: Sekînet (Huzur ve Denge) ​Kur’an evliliğin merkezine cinselliği veya nesli değil, "sekînet" kavramını koyar. ​ Güven Limanı: Sekînet; iç huzuru, psikolojik dengeyi ve sarsılmaz bir güveni ifade eder. ​ Yük Ortaklığı: Evlilik, hayatın ağırlığına karşı iki insanın birbirine dayanak olmasıdır. ...

Savaş Alanındaki Tanrıçalar, Melekler ve Güç Gösterisi

Resim
Savaş Alanındaki Tanrıçalar, Melekler ve Güç Gösterisi Kur’an’ın İlahi Yardım Dili Tarih boyunca savaş, yalnızca askerî bir çatışma değil; aynı zamanda meşruiyet, iktidar ve ilahî onay gösterisi olmuştur. Eski uygarlıkların savaş sahnelerine bakıldığında bu durum açıkça görülür. Asur, Babil, Hitit, Mısır ve Roma kabartmalarında hükümdarların yanında ya da üzerinde tanrılar, tanrıçalar, kanatlı varlıklar tasvir edilir. Bu figürlerin ortak mesajı nettir: “Bu savaşta ben yalnız değilim; tanrılar benimle.” Bu betimleme, askere moral vermekten çok daha fazlasını amaçlar. Asıl hedef, halka ve düşmana şu mesajı vermektir: “Bana karşı gelmek, tanrılara karşı gelmektir.” Bu nedenle ilahî varlık tasvirleri, savaşın psikolojik ve politik silahı hâline gelmiştir. İlahi Destek = Meşruiyet Üretimi Antik dünyada tanrılar, çoğu zaman iktidarın propagandacısı olarak kullanılmıştır. Hükümdar: Zaferini tanrılara mal eder, Yenilgiyi halkın günahına bağlar, Otoritesini sorgulanamaz kılar. Tanrıçalar ve tan...

Korku Dini mi, Güven Dini mi?

Resim
​Korku Dini mi, Güven Dini mi? ​Kur’an’da “İttikā”, Sığınma ve Allah İnancı Üzerine   Korku Üzerine İnşa Edilen İnanç Sorunu ​Din dili uzun zamandır “korku” merkezli bir terminolojiyle sunulmaktadır. “Allah’tan kork”, “cehennemden kaç”, “azaptan sakın” gibi ifadeler, iman ile korkunun aynı zeminde buluşabileceği varsayımına dayanır. Oysa Kur’an’ın inşa ettiği Allah tasavvuru, bu korku merkezli anlayışla ciddi bir gerilim içindedir. ​Zira insan psikolojisi şu yalın gerçek üzerine kuruludur: Kişi korktuğuna sığınamaz, korktuğuna güvenemez, korktuğuna iman edemez ve korktuğunu samimiyetle sevemez. Kur’an, insanı korku ile değil güvenle, kaçışla değil sığınma ile, tehdit ile değil eman ile dönüştürür. ​1. İman ve Güven (Emn) İlişkisi ​Kur’an iman kavramını doğrudan emniyet ve güven kökleriyle ilişkilendirir. En‘âm Suresi 82. ayette belirtildiği üzere; iman edenler için vaat edilen temel sonuç "emn" yani güvendir. Bu dilsel köken bize şunu söyler: İman, bir güven üretme sü...

Kumar, Şans Oyunları ve Fal Okları

Resim
​Kumar, Şans Oyunları ve Fal Okları  Kur’an’ın Şeytan İşi Diye Teşhir Ettiği Karar Sapması ​Kumar çoğu zaman sadece bir “para kaybı” veya ekonomik kriz üzerinden ele alınır. Oysa Kur’an kumarı ( meysir ) yalnızca ekonomik değil, ontolojik bir sorun olarak tanımlar. Mesele sadece cüzdanın boşalması değil, insanın en temel insani vasfı olan iradesini ve karar yetisini nesnelere devretmesidir. Bu yüzden kumar; Kur’an’da fal okları ve putlaştırılmış sembollerle aynı cümlede yer alır. Çünkü hepsi aynı zihinsel ve ruhsal sapmanın ürünüdür. ​Kur’an bu konuda oldukça net bir duruş sergiler: ​“Ey iman edenler! İçki, kumar (meysir), dikili taşlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide, 90) ​Bu ayette sayılan unsurlar farklı eylemler gibi görünse de aslında aynı çarpık mantığın farklı yüzleridir. ​Meysir: Şans Üzerine Kurulu Karar Mekanizması ve "Kolaylık" Tuzağı ​Kur’an kumarın zararını sadece “fakirleştirir” diyerek anl...