BİLGİ KİBRİNDEN ŞİRKİN ÇÖKÜŞÜNE
BİLGİ KİBRİNDEN ŞİRKİN ÇÖKÜŞÜNE: KUR’AN’IN EN SARSICI UYARILARINDAN BİRİ
Giriş: Cehalet Değil, Bilgiyle Gelen Körlük
Kur’an’ın en dikkat çekici tespitlerinden biri, insanın her zaman cehalet yüzünden sapmadığını söylemesidir. Hatta birçok durumda sorun bilgisizlik değil, sahip olunan bilgiye aşırı güvenmektir. İnsan bazen bilmediği için değil, bildiğini zannettiği için hakikate kapanır.
Mü’min Suresi’nin şu ayetleri bu gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır:
“Resulleri kendilerine apaçık delillerle geldiğinde, kendilerinde bulunan bilgiden dolayı böbürlendiler. Sonunda alaya aldıkları şey onları kuşatıverdi. Azabımızı gördüklerinde ise: ‘Tek olan Allah’a iman ettik; O’na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik’ dediler.” (40:83-84)
Bu ayetler yalnızca geçmiş kavimlerin hikâyesini anlatmaz. İnsanlığın tekrar eden zihinsel ve ahlaki döngüsünü ortaya koyar.
Bilginin Tabulaşması
Kur’an bilgiye karşı değildir. Tam tersine insanı sürekli düşünmeye, araştırmaya, akletmeye çağırır.
Ancak bilgi, insanı hakikate götüren bir araç olmaktan çıkıp üstünlük aracına dönüştüğünde tehlikeli hale gelir.
Kur’an bu durumu başka bir ayette şöyle ifade eder:
“Onlara ayetlerimiz açıkça okunduğunda, kendilerine ilim verilmiş olanların yüzlerinde inkârı görürsün.” (Hac 22:72)
Burada dikkat çekici olan nokta şudur: Hakikate direnenler bilgisiz insanlar değildir. Kendilerini bilgili gören insanlardır.
Bu nedenle Kur’an’ın eleştirdiği şey ilim değil, ilimle beslenen kibirdir.
İblis’in düşüşü de aynı noktadan başlamıştır:
“Ben ondan daha hayırlıyım.” (A'râf 7:12)
Bu cümle aslında insanlık tarihinin ilk entelektüel kibir cümlesidir.
Bilgi, makam, soy, güç veya statü; insan kendisini başkasından üstün görmeye başladığında hakikati değil, kendi nefsini savunmaya başlar.
Şımaran Medeniyetler
Kur’an'a göre toplumlar çoğu zaman yoksulluktan veya bilgisizlikten değil, başarılarının sarhoşluğundan dolayı çökerler.
Karun bunun sembolüdür:
“Bu servet bana ancak sahip olduğum bilgi sayesinde verildi.” (Kasas 28:78)
Karun servetini Allah’ın lütfu olarak değil, kendi bilgisinin ürünü olarak görmüştü.
Bugünün dünyasında da benzer söylemler duyulmaktadır:
Bilim bize yeter.
Teknoloji her sorunu çözer.
Güçlü olan haklıdır.
İnsan kendi kaderinin tek sahibidir.
Geleneklerimiz mutlak doğrudur.
Bizim ideolojimiz yanılmazdır.
Bunların ortak noktası aynı zihinsel kökten beslenir:
“Elimizdeki bilgi bize yeter.”
Mü’min 40:83 tam olarak bu psikolojiyi hedef almaktadır.
Şirk Neden Son Anda Çöker?
Ayetlerin en çarpıcı kısmı şudur:
“Azabımızı gördüklerinde: ‘Tek olan Allah’a iman ettik ve ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik’ dediler.” (40:84)
Burada büyük bir dönüşüm yaşanır.
Daha önce güvenilen bütün dayanaklar çökmüştür.
Kur’an’daki şirk yalnızca taş putlara tapmak değildir.
Şirk; Allah'a ait mutlak otoriteyi başka şeylere vermektir.
Bu bazen servet olur.
Bazen devlet olur.
Bazen ideoloji olur.
Bazen mezhep olur.
Bazen lider olur.
Bazen de insanın kendi aklı olur.
Kur’an’ın şu ayeti bu gerçeği çok net ortaya koyar:
“Hevasını ilah edineni gördün mü?” (Furkan 25:43)
Demek ki insan bazen kendi arzularını bile ilahlaştırabilir.
İşte kriz anlarında bütün bu sahte ilahlar çöker.
Çünkü onlar insanın zihninde büyüktür; gerçeklik karşısında değil.
Firavun'un Son İmanı
Mü’min 40:84’ün canlı örneklerinden biri Firavun’dur.
Deniz onu kuşattığında şöyle demişti:
“İsrailoğullarının iman ettiğinden başka ilah olmadığına iman ettim.” (Yunus 10:90)
Ancak cevap hemen gelmiştir:
“Şimdi mi? Daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.” (Yunus 10:91)
Sorun Allah'ın merhametsizliği değildir.
Sorun imtihanın sona ermiş olmasıdır.
Çünkü artık iman gayba değil, zorunlu gözleme dayanmıştır.
Artık tercih değil, mecburiyet vardır.
Alaya Aldıkları Şeyin Kendilerini Kuşatması
Mü’min 40:83’te geçen ifade son derece sarsıcıdır:
“Alaya aldıkları şey onları kuşattı.”
Kur’an benzer ifadeleri başka yerlerde de kullanır:
“Onların alay ettikleri şey kendilerini kuşatıverdi.” (En’am 6:10)
Bu bir sünnetullahı anlatır.
İnsan gerçekliği inkâr ederek ondan kurtulamaz.
Yerçekimi nasıl inkâr edilince ortadan kalkmıyorsa, ahlaki ve toplumsal yasalar da inkâr edilince yok olmaz.
Zulüm toplumları çökertir.
Kibir insanı körleştirir.
Adaletsizlik düzenleri yıkar.
Hakikati reddetmek insanı gerçeklikten koparır.
Sonunda kişi veya toplum, küçümsediği sonuçların içinde yaşamaya başlar.
Kur’an’ın “kuşatılmak” ifadesi işte bu kaçınılmazlığı anlatır.
Bilgi ile Hikmet Arasındaki Fark
Kur’an’a göre bilgi tek başına kurtarıcı değildir.
Asıl mesele bilginin insanı neye dönüştürdüğüdür.
Şu ayet dikkat çekicidir:
“Allah’tan kulları içinde ancak âlimler hakkıyla korkar.” (Fatır 35:28)
Gerçek ilim, kibir üretmez.
Tevazu üretir.
Çünkü insan öğrendikçe bilmediklerinin büyüklüğünü fark eder.
Kur’an’ın eleştirdiği bilgi ise insanı şu noktaya götürür:
“Artık yanılmam.”
İşte bu düşünce hakikate kapanmanın başlangıcıdır.
Sonuç: En Büyük Put İnsan'ın Kendisi Olabilir
Mü’min Suresi 40:83-85 yalnızca geçmiş kavimlerin sonunu anlatmaz. Her çağın insanına yöneltilmiş evrensel bir uyarıdır.
Kur’an’a göre insanın en büyük problemi cehalet değildir.
Kendi bilgisini mutlaklaştırmasıdır.
Kendi görüşünü hakikatin yerine koymasıdır.
Kendi sistemini sorgulanamaz hale getirmesidir.
Ve sonunda Allah’ın dışında güvendiği her şey çöktüğünde şu itirafı yapmak zorunda kalmasıdır:
“Tek olan Allah’a iman ettik ve ortak koştuğumuz her şeyi inkâr ettik.”
Fakat Kur’an’ın çağrısı, bu gerçeği enkaz altında öğrenmek değildir.
Hakikat henüz görünmezken ona teslim olmaktır.
Çünkü bilgelik; duvar yıkıldıktan sonra gerçeği görmek değil, duvar ayaktayken onun çatlaklarını fark edebilmektir.

Yorumlar
Yorum Gönder