Din Adına Soru-Cevap Saltanatı "Maide 101 kapsamında"
Din Adına Soru-Cevap Saltanatı: Ahbârın Mirası mı, Allah'ın Dini mi?
Kur'an'a dikkatle bakıldığında çarpıcı bir gerçek ortaya çıkar: İnsanlar soru sorar, cevabı Allah verir. Bazen sorulan soru ayette dile getirilmez. Bazen de açıkça söylenir.
"Size hilallerden sorarlar..."
"De ki..." (Bakara 2:189)
"Sana içkiyi ve kumarı sorarlar..."
"De ki..." (Bakara 2:219)
"Sana yetimlerden sorarlar..."
"De ki..." (Bakara 2:220)
"Sana ruh hakkında sorarlar..."
"De ki..." (İsrâ 17:85)
Kur'an boyunca tekrar eden kalıp aynıdır:
"Sana soruyorlar... De ki..."
"De ki..."
Sorulan sorunun cevabını veren ne toplumdur, ne gelenek, ne alimlerdir. Cevap doğrudan Allah'tandır.
Çünkü din Allah'ındır.
Bugün ise tablo tersine dönmüştür.
İnsanlar Allah'ın kitabını açıp cevap aramak yerine bir din adamına, bir şeyhe, bir hocaya, bir fetva kuruluna koşmaktadır. Sanki Allah'ın "De ki" diye başlayan cevapları yetmiyormuş gibi, her konuda yeni cevap üretme yarışı başlamıştır.
Kur'an ise bu konuda son derece dikkat çekici bir uyarıda bulunur:
"Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın..." (Maide 101)
Devamında ise şöyle buyurulur:
"Allah onları affetmiştir." (Maide 5:101)
Bu ayet çoğu zaman gözden kaçırılır.
Allah bazı konular hakkında hüküm vermemiştir.
Bazı şeyleri açıklamamıştır.
Bazı alanları insanların vicdanına, aklına ve takvasına bırakmıştır.
Fakat tarih boyunca din adamları tam da bu boşlukları doldurmaya girişmiştir.
Allah'ın sustuğu yerde konuşmuşlardır.
Allah'ın hüküm koymadığı yerde hüküm koymuşlardır.
Allah'ın serbest bıraktığı yerde yasaklar üretmişlerdir.
Böylece din giderek Allah'ın dini olmaktan çıkıp fetvalar ve yorumlar yığınına dönüşmüştür.
Ahbâr Kimlerdi?
Kur'an'ın ağır eleştirilerine maruz kalan gruplardan biri "Ahbâr"dır.
Ahbâr kelimesi, bilgi sahibi din adamları, din bilginleri anlamına gelir.
Fakat sorun bilgi sahibi olmaları değildir.
Sorun, kendilerini ilahi otoritenin yerine koymalarıdır.
"Yahudiler hahamlarını ve rahiplerini Allah'tan başka rabler edindiler..." (Tevbe 9:31)
Onlar secde edilen ilahlar değildi.
Onlara namaz da kılınmıyordu.
Peki nasıl rab edinilmişlerdi?
Çünkü helali haram, haramı helal yapma yetkisi onlara verilmişti.
İnsanlar Allah'ın hükmü yerine onların hükmüne teslim olmuştu.
Rablik tam da burada başlar.
Yetkiyi Allah'tan alıp kula vermekte.
Bugün benzer bir durum yaşanmıyor mu?
Bir konuda Kur'an ne diyor diye bakılmıyor.
Önce hangi mezhep ne demiş?
Hangi alim nasıl yorumlamış?
Hangi şeyh ne fetva vermiş?
soruları soruluyor.
Böylece Allah'ın kitabı ikinci plana düşerken insanlar cevapları alimlerde arıyor.
Zannın Dinleşmesi
Kur'an defalarca zanna karşı uyarır:
"Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan hakikat adına hiçbir şey ifade etmez." (Yunus 10:36)
Buna rağmen dini literatürün büyük bölümü kesin bilgi değil, yorumlardan oluşmaktadır.
Bir yorum başka bir yorumu doğurmuş, o yorum mezhebe dönüşmüş, mezhep dokunulmaz hale gelmiş, sonunda Allah'ın kitabından daha güçlü bir otorite gibi algılanmaya başlanmıştır.
Kur'an'ın yüzlerce kez vurguladığı "bilgi" yerini "rivayetlere", "kanaatlere" ve "zanlara" bırakmıştır.
Nebi Cevap Makinesi Değildi
Kur'an'da Peygamber'in görevi vahyi tebliğ etmektir.
Kendi hevasından hüküm koymak değildir.
Hatta bazı soruların cevabı için vahiy beklediği bilinmektedir.
Bu durum çok önemlidir.
Çünkü Nebi bile Allah'ın açıklamadığı konuda kendi adına hüküm koymamıştır.
Bugün ise birçok din adamı, hakkında açık ayet bulunmayan sayısız konuda kesin hükümler verebilmektedir.
Nebi'nin göstermediği cesareti gösterebilmektedir.
Allah'ın sustuğu yerde konuşabilmektedir.
Kur'an ise şöyle sorar:
"Allah'ın size indirdiği rızıklardan bir kısmını haram, bir kısmını helal yaptığınızı gördünüz mü? De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?" (Yunus 10:59)
Bu soru bugün de geçerlidir.
Sonuç: Cevabı Nerede Arıyoruz?
Kur'an'ın dini ile fetva dininin arasındaki fark burada ortaya çıkar.
Kur'an'da soru Allah'a yönelir ve cevap Allah'tan gelir.
Fetva dininde ise soru alimlere yönelir ve cevap insanlardan gelir.
Kur'an insanı Allah'ın kitabına çağırır.
Din sınıfı ise çoğu zaman insanı kendi yorumlarına çağırır.
Elbette bilgi sahibi insanlardan yararlanılır.
Elbette ilim ehline danışılır.
Ancak hiç kimse Allah'ın açıklamadığını açıklama, Allah'ın sustuğu yerde konuşma ve Allah'ın hüküm koymadığı yerde hüküm koyma yetkisine sahip değildir.
Çünkü dinin sahibi Allah'tır.
Son söz yine O'na aittir.
"De ki: Allah en doğrusunu bilir." (Ahzâb 33:63)

Yorumlar
Yorum Gönder