Ataların Hadisleri mi, Allah’ın Vahyi mi?

 


Ataların Hadisleri mi, Allah’ın Vahyi mi?

Mekke Müşriklerinin İbrahim’e Nispet Ettikleri Geleneklerle Kur’an’a Direnişi

Kur’an’ın nazil olduğu dönemde Mekke müşrikleri kendilerini tamamen dinsiz insanlar olarak görmüyorlardı. Aksine onlar, dinlerinin kökenini İbrahim ve İsmail'e dayandırıyorlardı. Kâbe’nin hizmetini yürütüyor, hac yapıyor, kurban kesiyor ve atalarından devraldıkları birçok uygulamayı kutsal kabul ediyorlardı.

Ancak Kur’an’ın temel eleştirisi, onların Allah’ın indirdiği vahiy yerine atalarından kalan rivayetleri ve gelenekleri ölçü edinmeleriydi.

Allah şöyle buyurur:

“Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler.” (Bakara 2:170)

Benzer şekilde:

“Hayır, dediler ki: Biz atalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izinden gidiyoruz.” (Zuhruf 43:22)

Müşriklerin problemi Allah’ı inkâr etmeleri değildi. Onların problemi, Allah’ın indirdiği vahyin yerine atalarından gelen dini mirası koymalarıydı. Bu yüzden Kur’an, onların vahyi örtmelerini “küfür” olarak tanımlar. Çünkü küfür sadece Allah’ın varlığını inkâr etmek değil, gelen hakikatin üzerini örtmek anlamına da gelir.

Kur’an’ın dikkat çektiği nokta şudur: Bir bilgi İbrahim’den geldiği iddia edilse bile, onun doğruluğunu belirleyecek ölçü Allah’ın mevcut vahyidir. Ataların sözü değil.

Bu nedenle müşrikler Kur’an’a karşı sık sık şöyle itiraz ediyorlardı:

“Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.” (Enfal 8:31)

Yani onlar, ellerindeki geleneksel anlatıları hakikat ölçüsü kabul ediyor, Kur’an’ı ise bu anlatılara aykırı olduğu için reddediyorlardı.

Kur’an ise kendisini insan sözü veya uydurulmuş bir rivayet olarak değil, Allah tarafından doğrulanan hakikat olarak tanımlar:

“Bu Kur’an, Allah’tan başkası tarafından uydurulmuş bir hadis değildir.” (Yusuf 12:111)

Bu ayette geçen “hadis” kelimesi söz, anlatı, rivayet anlamlarına gelir. Kur’an kendisini uydurulmuş bir hadis olarak değil, vahiy olarak tanımlamaktadır.

Başka bir ayette ise şöyle denir:

“Allah, sözün en güzelini bir hadis olarak indirmiştir.” (Zümer 39:23)

Buna göre mümin için ölçü, Allah’ın indirdiği en güzel hadis olan Kur’an’dır. Çünkü vahiy dışındaki bütün sözler doğruluk açısından ancak Kur’an’a arz edilerek değerlendirilebilir.

Kur’an müşriklerin tavrını şöyle özetler:

“Kendilerine Allah’ın indirdiğine ve Resule gelin denildiğinde, ‘Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter’ derler.” (Maide 5:104)

Sorun burada ortaya çıkmaktadır. Allah’ın indirdiği çağrı karşısında insanlar çoğu zaman vahyi değil, alışılmış dini kültürü tercih etmektedirler.

Mekke müşrikleri İbrahim’in dinini savunduklarını düşünüyorlardı; fakat Kur’an onların İbrahim’i değil, atalarının oluşturduğu geleneksel dini takip ettiklerini bildiriyordu.

Bu nedenle Kur’an’ın çağrısı geçmişten gelen her sözü reddetmek değil; her sözü Allah’ın kitabına arz etmektir.

Kur’an’ın ortaya koyduğu ilke açıktır:

“Öyleyse bundan sonra Allah’a ve O’nun ayetlerine inanmadıktan sonra hangi hadise inanacaklar?” (Casiye 45:6)

Bu soru yalnız Mekke müşriklerine değil, vahyin karşısında herhangi bir sözü mutlaklaştıran bütün nesillere yöneltilmiş evrensel bir sorudur.

Kur’an’ın çağrısı şudur: Hakikatin ölçüsü ataların rivayetleri değil, Allah’ın indirdiği vahiydir.


UYARI / HATIRLATMA


Bu metinlerde yer alan görüş, yorum ve çıkarımlar, beşerî çabanın bir ürünüdür.

Lütfen her ifadeyi Kur’an’ın bütünüyle değerlendirin; ayetlerin rehberliğinde tartın, ölçün ve doğrulayın. 

Hakikatin tek ölçüsü Allah’ın kitabıdır. Yanlış varsa bize, doğru varsa Allah’a aittir.

Diğer kategorize edilmiş yazılarımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣