Kayıtlar

Kur’anda Kapısı Olan Duvar

Resim
  Eşik ve Engel Kur’an’ın Mimarisinde Kapısı Olan Duvar Giriş: Hakikatin Mekânla Konuşması Kur’an-ı Kerim, insanın hakikatle ilişkisini çoğu zaman somut mekân tasvirleri üzerinden kurar. Ancak bu tasvirler süsleyici anlatılar değil; kalbin yönelişini, niyetin ağırlığını ve amelin akıbetini gösteren ilahî işaretlerdir. Bu bağlamda Kur’an’da geçen duvar , perde , set , yükseklik gibi kavramlar; coğrafî engellerden çok, iman ile gösteriş , samimiyet ile oyalama , teslimiyet ile erteleme arasındaki sınırları temsil eder. Bu mimarinin en sarsıcı örneklerinden biri, Hadîd Suresi 13. ayette karşımıza çıkan “kapısı olan duvar” tasviridir: “Aralarına, kapısı olan bir duvar çekilir. İç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır.” (Hadîd, 57/13) Bu duvar, taş ve topraktan değil; niyetlerden, tercihlerden ve ertelenmiş sadakatlerden örülmüştür. 1. Yakınlık İçindeki Ayrılık: Aynı Saf, Farklı Akıbet Hadîd Suresi’nde bu duvar, inkârcılarla inananlar arasına değil; inananla...

Allah’a Yönelen Kulların Basiretinin Açılması

Resim
  Allah’a Yönelen Kulların Basiretinin Açılması Basiret Bir Bilgi Değil, Bir Hâl Kur’ân literatüründe basiret , yalnızca görmek değil; hakikati yerli yerine koyabilme, doğru ile yanlışı ayırt edebilme kudretidir. Bu yönüyle basiret, kalbin, aklın ve iradenin birlikte çalıştığı bir hakikat sezgisi dir. Allah’a yönelen (inâbe eden) kul için basiret, zihinsel bir kazanımdan ziyade ilahî bir açılımdır. Dünya aynı dünya olarak kalır; değişen, kulun bakışı ve ölçüsüdür. Kur’ânî Bir Meşale: Furkan Yetisi Basiret, Kur’an’da çoğu zaman “Furkan” kavramıyla kesişir. Furkan; ayıran, berraklaştıran, hakikati sahtesinden ayıklayan ilahî bir ölçüdür. Bu ölçü, kulun talebiyle değil; kulun takvâsı (sorumluluk bilinci) nispetinde Allah tarafından hibe edilir. “Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış (furkan) verir…” (Enfâl, 8/29) Bu ayet, basiretin öğrenilen bir teknik değil; yönelişle gelen bir lütuf olduğunu tesciller. İnsan ira...

FİTNE "Ateşin Ayırdığı Hakikat"

Resim
  Ateşin Ayırdığı Hakikat: Kur’an Semantiğinde Fitne ve Firavun’un Ontolojisi Modern zihin “fitne” kelimesini çoğu kez siyasî kargaşa, dedikodu yahut toplumsal bozgunculuk ile ilişkilendirir. Oysa Kur’an-ı Kerim’in kelime evreninde fitne; kaosun değil, tasfiyenin adıdır. Kelimenin kökünde yer alan “madeni ateşle saflaştırma” fiili, insanın ancak imtihan ateşiyle saf bir öz hâline dönüşebileceğini sezdirir. Fitne böylece bir ceza değil; bir ayıklama ve teşhis süreci olarak karşımıza çıkar. Teğabun 15, malların ve evlatların birer imtihan olduğunu bildirirken; Bakara 191 fitneyi “öldürmekten daha şiddetli” olarak nitelendirir. Çünkü ölüm bedeni yok ederken, fitne ruhun hakikatle bağını koparır. Bu bağlamda fitne yalnızca dışarıdan gelen bir baskı değil; insanın iç dünyasını ortaya çıkaran bir turnusol kağıdı dır. 1. Fitnenin İşlevi Kur’an’da fitne, varlığı üç düzlemde işler: İfşa eder: Gizli niyetleri, sahte sadakatleri, korkuları ve zaafları görünür kılar. Ayrıştırır:...

ZAKKUM ve Şeytanların Başları

Resim
  Zakkum: Bilginin Bozulması ve Hakikat Muhasebesinin Meyvesi Kur’ân’ın kâinat tasavvurunda Zakkum, yalnızca cehennem botaniğine ait bir bitki değil; insanın bilgiyle kurduğu ilişkinin, niyet dünyasının ve ahlaki tercihlerinin görünür hale gelmiş son hâlidir. Saffât, Duhân ve Vakıa sûreleri üzerinden izlendiğinde Zakkum, bir “Anti-Cennet Ağacı” olarak belirir. Bu ağaç, rastgele bir ceza değildir; insanın hakikati ters yüz eden yanlış inançları, sahte kanaatleri ve hakikati yalanlamayı (tekzip) kendi içinde büyütmesinin neticesidir. 1. Şekil Teşhisi: Kişiliğin Bozulması (Saffât Sûresi) Saffât Sûresi’nde Zakkum’un tomurcuklarının “şeytanların başlarına” benzetilmesi, kötülüğün çirkinleşmiş estetiğine dair bir uyarıdır. Buradaki “baş” (re’s), sadece organ değil; düşüncenin, niyetin ve yönelişin merkezi anlamındadır. Şeytanın başları , bilgi ve niyetin bozulduğu, kibrin kök saldığı ve vesvesenin filizlendiği zihinsel tohumlardır. Eğitimde karşılık şudur : İnsanı terbiye eden şey gökten...

Kur’an Nuru, başlangıçtır ⚠️

Resim
  Nura kavuşmak Bir Son Değil, Bir Başlangıçtır⚠️ İnanç, Kayırılma Değil Sorumluluktur Kur’an’a iman etmek, “seçilmişlik ayrıcalığı” üretmez. Mümin olmak, ilahi bir torpil sistemi değildir. Kur’an’ın dili bunu net biçimde reddeder. Çünkü vahiy, insanı ayrıcalıklı değil, sorumlu kılar. “Bu, insanları karanlıklardan nura çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.” (İbrahim 14/1) Bu ayet bir kurtuluş vaadi değil, bir yön tayini bildirgesidir. Kitap, taşıma değil; yürütme çağrısıdır. Kurtarılmak yoktur, dönüşmek vardır. Nur: Varış Noktası Değil, Hareket Noktası Toplumda “nura çıkmak” genellikle bir son gibi algılanır: • Hidayete erdim → bitti • İnandım → tamamlandım • Mümin oldum → güvendeyim Oysa Kur’an bunun tam tersini öğretir: “Allah, iman edenlerin velisidir; onları karanlıklardan nura çıkarır.” (Bakara 2/257) Buradaki “çıkarma”, bir yere yerleştirme değil, bir sürece sokma fiilidir. Nur, bir durak değil, bir istikamettir . Çünkü nur: Bilinçtir Sorum...

Mestûr Hakikati

Resim
  Varlık Levhasındaki Gizli Satırlar: Mestûr Hakikati İnsanlık tarihi boyunca kâinatı anlamlandırmak üzere ortaya atılan “makine”, “kaos”, “tesadüf” veya “tabiat” gibi kavramsal diziler, Kur’ân’ın sunduğu varlık tasavvurunun yanında sönük kalmaktadır. Kur’ân, varlığı rastgele akışların toplamı değil; ilahî ilmin satırlarına kaydedilmiş bir nizam, bir mestûr (satırlanmış) hakikat olarak tanımlar.  Bu hakikat, Kezâlik (işte böyle hükmedildi), Kitap , Kader , Hüküm , Sünnetullah ve Kalem kavramlarıyla birlikte çalışır. Kur’an’ın “mestûr” beyanları, yaratılışın ilm-i ilahide bir yazılım (kitab) ile sabit bulunduğunu ve bu yazılımın vahiy , tarih , hukuk , ilim  ve kader alanlarında tecelli ettiğini bildirir. 1. Vahyin Satırları: Tur Suresi ve Kalemin Gizli İzleri Tur Suresi’nin “ve kitâbin mestûr” beyanı, insanlık tarihinin en çarpıcı iddialarından birini dile getirir: Varlık yazılmıştır. Bu yazılmışlık, mushaf sayfalarına inmeden evvel ilim de, kader de ve emir ...

Anne ve Babaya Şükür

Resim
  Varlık Zincirinin Ahlakı: Kur’an’da Anne-Babaya Şükür ve Borç Giriş: Şükrün Üçlü Denge Noktası Kur’an-ı Kerim, insana yalnızca Rabbinden gelen bir hitap yöneltmez; aynı zamanda onu bir ilişkiler ağı içinde var eden bir emanet varlık olarak tanımlar. Lokman Suresi 14. ayette geçen “Bana şükret; anne ve babana da. Dönüş Bana’dır.” ifadesi, şükrü sıradan bir “teşekkür” sözünden çıkararak insanın hem dünya hem de ahiret yükümlülüğünü belirleyen bir varlık borcu haline getirir. Bu ayet aynı anda üç bağı kurar: Allah’a şükür (kaynak) Anne-babaya şükür (kanal) Dönüş (akıbet) Böylece şükür, üstten gelen nimeti tanımak , aradan gelen emeği teslim etmek , sona doğru giden hesabı unutmamak şeklinde üç kanatlı bir ahlak haline gelir. 1. Benliğin Terbiyesi: Emeği Teslim Etmenin Ahlakı İnsan çoğu zaman kendisini kendi bedeninin, yeteneğinin ve başarısının sahibi zanneder. Modern zamanların “kendini var eden insan” tasavvuru Kur’an'ın nazarında nankörlüğün ilk basamağıdır...