Meleklere İman "Allah'ın yarattığı gerçekliği kabul"


MELEKLERE İMAN: GÖRÜNMEYENİ İNKÂR ETMEK Mİ, GÖRÜNENİN KANUNLARINI TANIMAK MI?

Yer çekimi müminle kâfiri ayırmaz. Peki, Allah'ın yarattığı düzeni tanımadan O'na iman ettiğimizi söyleyebilir miyiz?

Giriş: Yer Çekimi Müminle Kâfiri Ayırır mı?

Yer çekimi, insanın inancına göre işlemez. Mümin de yüksekten düşerse yere çarpar, inkâr eden de. Su, insanın hangi dine mensup olduğuna bakmaz. Yüzme bilmeyeni mümin olduğu için suyun üzerinde tutmaz; yüzme bilen birini de inançsız olduğu için boğmaz. Ateş, tedbir almayanı inancına bakmadan yakar.

Çünkü doğadaki işleyiş, insanların inançlarına, beklentilerine veya iddialarına göre değil, Allah'ın koyduğu ölçülere göre gerçekleşir.

Peki, bütün bunlar bize ne anlatıyor?

İnsanın Allah'a iman etmesi, O'nun yarattığı düzenin dışında yaşadığı anlamına gelmez. Tam tersine, bu düzeni tanıması, anlaması ve onunla uyumlu hareket etmesi gerekir. Çünkü iman, yalnızca görünmeyene inanmak değil, görünen dünyada Allah'ın koyduğu gerçekleri dikkate alarak yaşamaktır.

İşte meleklere iman konusunu da bu bakış açısıyla yeniden düşünmeliyiz.

Melekleri anlamaya çalışırken bir taraftan Allah'ın bildirdiği gaybî gerçekleri kabul etmeli, diğer taraftan bu konudaki bilgimizi Kur'an'ın sınırları içerisinde tutmalıyız.

1. Meleklere İman, Görünenle Sınırlı Olmayan Bir Gerçekliği Kabul Etmektir

Kur'an, imanın temel unsurlarını açıklarken meleklere imanı da açıkça zikreder:

Bakara 2:285:

"Elçi, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine iman etti..."

Bakara 2:177:

"İyilik, yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz değildir. Asıl iyilik; Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve nebilere iman etmektir..."

Bu ayetlerde meleklere iman, imanın temel unsurlarından biri olarak sunulur. Dolayısıyla melekleri yok saymak veya Kur'an'ın bildirdiği bu gerçeği önemsiz görmek mümkün değildir.

Ancak burada üzerinde düşünmemiz gereken bir mesele vardır: İnsan, varlığı yalnızca gözünün gördüklerinden mi ibaret sanmalıdır?

Günlük hayatımızda doğrudan göremediğimiz, fakat etkilerini gözlemlediğimiz pek çok gerçek bulunur. Yer çekimini gözümüzle görmeyiz ama etkisini biliriz. Havanın kendisini her zaman algılayamayız ama varlığını ve sonuçlarını gözlemleriz. Elektrik akımını çıplak gözle göremeyiz ama oluşturduğu etkileri biliriz.

Elbette yer çekimi, elektrik veya hava ile melekler aynı şey değildir. Bunlar birbirine özdeş gösterilemez. Ancak insan bilgisinin yalnızca doğrudan gözlemlediği şeylerle sınırlı olmadığını anlamamıza yardımcı olurlar.

Burada asıl mesele şudur: Görmediğimiz her şeyi yok saymak, bilgi sahibi olduğumuz anlamına gelmez.

Kur'an'ın meleklere iman çağrısı da insanı, yalnızca kendi duyularıyla algıladığı dünyadan ibaret bir varlık tasavvuruna mahkûm olmamaya davet eder.

2. Allah'ın Yarattığı Düzen, İnsanların İnançlarına Göre Değişmez

Allah'ın evrende oluşturduğu düzen, insanların inançlarına göre farklı işlemez.

Rahmân 55:5-7:

"Güneş ve ay bir hesap iledir. Yıldızlar ve ağaçlar secde ederler. Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu."

Bu ayetlerde dikkat çekilen temel gerçek, evrenin ölçü ve düzen içerisinde yaratılmış olmasıdır.

Güneş, müminin bahçesine başka, inkâr edenin bahçesine başka doğmaz. Yağmur, insanları inançlarına göre seçerek yağmaz. İnsan, Allah'ın koyduğu fiziksel gerçekleri dikkate almadığında bunların sonuçlarıyla karşılaşır.

Enbiyâ 21:33:

"Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur. Her biri bir yörüngede yüzmektedir."

Evren başıboş değildir. Hareket, ölçü ve düzen içerisinde gerçekleşmektedir.

Buradan çıkaracağımız önemli sonuç şudur:

Allah'a güvenmek, Allah'ın yarattığı düzeni görmezden gelmek değildir. O'na iman eden insan, bu düzeni tanımaya, anlamaya ve onunla uyumlu yaşamaya çalışmalıdır.

İnsan, Allah'ın koyduğu ölçüleri yok sayarak değil, onları dikkate alarak hayatını sürdürebilir.

3. İman, Sebepleri Terk Etmek Değil, Sorumluluk Almaktır

Bir insanın yüzme bilmeden denize girdiğini ve hiçbir tedbir almadan kendisini suya bıraktığını düşünelim. Ardından da "Ben Allah'a iman ediyorum, Allah beni korur." dediğini varsayalım.

Bu davranış iman mıdır, yoksa sorumsuzluğu iman adı altında meşrulaştırmak mıdır?

Kur'an, insanın kendi davranışlarını ve bu davranışların sonuçlarını dikkate almasını ister.

Ra'd 13:11:

"Şüphesiz Allah, bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe onların durumunu değiştirmez."

Bu ayet, insanın değişim sürecindeki sorumluluğunu ortaya koyar.

Necm 53:39:

"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır."

İnsan çalışmadan sonuç bekleyemez. Öğrenmeden bilgi sahibi olamaz. Tedbir almadan güvenliğini sağlayamaz.

Yüzmeyi öğrenmek, suyun özelliklerini tanımaktır. Depreme dayanıklı yapılar inşa etmek, yerin hareketlerini dikkate almaktır. Hastalıkların sebeplerini araştırmak, Allah'a güvenmemek değildir.

Bunlar, insana verilen aklı ve imkânları kullanmaktır.

Allah'a iman ettiğini söyleyen insanın, Allah'ın yarattığı dünyayı tanımaya çalışması da bu sorumluluğun bir parçasıdır.

Elbette fiziksel kanunları tanımak, Kur'an'da bildirilen iman esaslarının yerine geçmez. Ancak iman, insanın aklını, bilgisini ve sorumluluğunu devre dışı bırakmasını da gerektirmez.

Asıl güven, tedbiri terk etmek değil, gerekeni yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakabilmektir.

4. Melekler: Allah'ın Emrine Bağlı Yaratılmış Varlıklar

Kur'an, melekleri Allah'ın emrine karşı gelmeyen ve kendilerine verilen görevleri yerine getiren varlıklar olarak tanıtır.

Tahrîm 66:6:

"...Allah'ın kendilerine emrettiğine karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır."

Enbiyâ 21:26-27:

"...Onlar ikram edilmiş kullardır. O'nun sözünün önüne geçmezler ve O'nun emriyle hareket ederler."

Bu ayetler, meleklerin Allah'tan bağımsız güçler olmadığını açıkça ortaya koyar.

Onlar Allah'ın kullarıdır. Kendi başlarına hüküm koymaz, Allah'ın iradesinin önüne geçmez ve O'nun otoritesine ortak olmazlar.

Dolayısıyla meleklere iman, Allah'ın yaratma ve yönetme yetkisini başka varlıklara devretmek anlamına gelmez.

Burada önemli olan, melekleri Allah'tan bağımsız güçler gibi görmemek ve onlara Kur'an'ın vermediği yetkileri yüklememektir.

Allah yaratandır, hüküm sahibidir. Melekler ise O'nun emrine bağlı yaratılmış varlıklardır.

5. Gayba İman, Bilinmeyen Hakkında Hikâyeler Üretmek Değildir

Kur'an, müminlerin özelliklerini anlatırken gayba imanı da zikreder:

Bakara 2:3:

"Onlar gayba iman ederler, salatı yerine getirirler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan harcarlar."

Gayba iman, insanın duyularıyla doğrudan algılayamadığı gerçeklikleri, Allah'ın bildirdiği ölçüde kabul etmesidir.

Ancak burada çok önemli bir sınır vardır: Gayba iman etmek, gayb hakkında sınırsız hikâyeler üretmek anlamına gelmez.

Meleklerin görünüşleri, biçimleri, hareketleri ve görevleri hakkında Kur'an'ın açıklamadığı ayrıntıları dinin kesin bilgileriymiş gibi anlatmak doğru değildir.

İnsan, bilmediği konularda kesin hükümler vermemelidir.

İsrâ 17:36:

"Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül; bunların hepsi ondan sorumludur."

Bu ayet, meleklere iman konusunda da nasıl bir yöntem izlememiz gerektiğini gösterir.

Kur'an'ın bildirdiğini kabul etmek, bildirmediği konularda ise susabilmek gerekir.

Çünkü iman, bilinmeyen hakkında hikâyeler üretmek değil, Allah'ın bildirdiği hakikate bağlı kalmaktır.

6. İman, Hayatın Gerçeklerinden Kaçmak Değil, Sorumlulukla Yaşamaktır

Başlıktaki temel meseleye yeniden dönelim:

Bir insana "İman et, Allah'a güven." dediğimizde ondan aklını, bilgisini ve sorumluluğunu terk etmesini mi bekliyoruz?

Allah'a güvenmek, yüzme öğrenmeden denize atlamak değildir. Denizin özelliklerini öğrenmek, tehlikeleri tanımak ve gerekli tedbirleri almaktır.

İman insanı sorumsuzlaştırmaz; sorumluluk sahibi yapar.

İnsan, Allah'ın koyduğu ölçüleri tanıdıkça kendi sınırlarını da öğrenir.

Mülk 67:15:

"Yeryüzünü sizin için elverişli kılan O'dur. Öyleyse onun yollarında yürüyün ve O'nun rızkından yiyin. Dönüş yalnız O'nadır."

Ayetin çağrısı oldukça açıktır: İnsan yeryüzünde yürümeli, yollarında dolaşmalı, rızkını aramalı ve kendisine sunulan imkânları değerlendirmelidir.

Yani Allah'a iman eden insanın hayatın içinde olması, çalışması, araştırması, öğrenmesi ve sorumluluklarını yerine getirmesi beklenir.

İman, dünyadan ve hayatın gerçeklerinden kaçmak değildir. Allah'ın yarattığı dünyayı tanıyarak doğru yaşamaktır.

Sonuç: Meleklere İman Et, Ama Allah'ın Yarattığı Düzeni Görmezden Gelme!

Meleklere iman, Kur'an'ın açıkça bildirdiği temel iman esaslarından biridir. Bu nedenle melekleri inkâr etmek, Kur'an'ın ortaya koyduğu iman bütünlüğüyle bağdaşmaz.

Ancak meleklere iman etmek; insanın aklını devre dışı bırakmasını, sebepleri terk etmesini veya sorumluluklarını Allah'a havale etmesini gerektirmez.

Yer çekimi müminle kâfiri ayırmaz. Su, insanın inancına göre boğmaz veya üzerinde taşımaz. Ateş, kişinin dinine göre yakmaz. Çünkü Allah'ın yarattığı düzen, insanların iddialarına göre değil, O'nun koyduğu ölçülere göre işler.

Meleklere iman ise bu görünen dünyanın ötesinde, Allah'ın bildirdiği gaybî gerçeklikleri de kabul etmeyi gerektirir. Fakat bu kabul, Kur'an'ın bildirdikleriyle sınırlı olmalı; bilinmeyenler hakkında din adına yeni bilgiler üretilmemelidir.

Öyleyse Allah'a iman ettiğini söyleyen insan, hem O'nun bildirdiği gayba iman etmeli hem de içinde yaşadığı düzeni tanımak için aklını kullanmalıdır.

Çünkü Allah'a güvenmek, yüzme bilmeden suya atlamak değildir. İman, boğulmak için mazeret üretmek değil; Allah'ın yarattığı hayatın ölçülerini öğrenerek doğru yolda yürümektir.

Ve belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Allah'a iman ettiğimizi söylüyoruz. Peki, Allah'ın yarattığı düzeni ne kadar tanıyoruz?

Kur'an'ın çağrısı yalnızca inanmak değil; düşünmek, akletmek, ölçüyü gözetmek ve sorumluluk almaktır.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣