İsimlerin Ardına Saklanan Din



İsimlerin Ardına Saklanan Din

Kur’an’ın en büyük mücadelelerinden biri, hakikatin üzerinin örtülmesidir. Bu örtme işi her zaman açık bir inkârla yapılmaz. Bazen hakikatin üzerine yeni isimler, yeni otoriteler ve yeni kabuller inşa edilerek gerçekleştirilir. İnsanlar böylece Allah’ın indirdiği mesaja değil, insanlar tarafından oluşturulmuş din anlayışlarına bağlanırlar.

Kur’an, müşriklerin putları hakkında şöyle der:

“Bunlar sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar sadece zanna ve nefislerin arzusuna uyuyorlar.” (Necm 23)

Burada eleştirilen yalnızca taş veya ağaçtan yapılmış putlar değildir. Asıl mesele, Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği şeylerin din haline getirilmesidir. İnsanların kendi ürettikleri isimleri ve kabulleri kutsallaştırmasıdır.

Allah, Maide 3. ayette dini kemale erdirdiğini bildirirken; sonradan ortaya çıkan ilave otoriteler ve bağlayıcı hükümler hangi yetkiye dayanmaktadır?

Kur’an kendisini ayrıntılı, açıklanmış ve eksiksiz bir kitap olarak tanıtır. Buna rağmen insanların Allah’ın kitabının yanına başka bağlayıcı kaynaklar koyması, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir meseledir.

Kur’an’ın en net uyarılarından biri, insanların birbirlerini rabler edinmesidir. Allah şöyle buyurur:

“De ki: Ey Kitap Ehli! Gelin, sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze; Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da birbirimizi rabler edinmeyelim.” (Âl-i İmrân 64)

Rab edinmek sadece secde etmek değildir. Bir insanın sözünü Allah’ın hükmü gibi tartışılmaz görmek, onu din adına son otorite kabul etmek de rablik alanına taşınan bir yetkilendirmedir.

Bu nedenle Kur’an, peygamberlerin bile böyle bir talepte bulunmayacağını açıkça bildirir:

“Allah’ın kendisine kitap, hüküm ve nübüvvet verdiği hiçbir insanın, sonra insanlara: ‘Allah’ı bırakıp bana kullar olun’ demesi düşünülemez...” (Âl-i İmrân 79)

Hemen ardından ise şu uyarı gelir:

“Ve size melekleri ve nebileri rabler edinmenizi de emretmez...” (Âl-i İmrân 80)

Bu ayet son derece açıktır. Nebiler, Allah’ın elçileridir; rab değildirler. Onların görevi vahyi tebliğ etmektir. Hiçbir nebi, insanların kendisini dinin sahibi veya hüküm koyucusu olarak görmesini istememiştir. Çünkü hüküm koyma yetkisi yalnızca Allah’a aittir.

Kur’an ayrıca geçmiş toplumların düştüğü hatayı da haber verir:

“Allah’ı bırakıp hahamlarını ve rahiplerini rabler edindiler...” (Tevbe 31)

Demek ki rab edinmek sadece putlara yönelmek değildir. Din adamlarını, âlimleri, liderleri veya kutsallaştırılmış şahsiyetleri Allah’ın önüne geçirmek de aynı sapmanın farklı biçimleridir.

Şeytanın yöntemi de budur. İnsanları çoğu zaman Allah’ı inkâra çağırmaz. Hakikatin etrafına yeni isimler, yeni otoriteler ve yeni kutsallar örer. Böylece insan, Allah’ın kitabına bağlı olduğunu zannederken farkında olmadan insanların oluşturduğu din anlayışlarına bağlanabilir.

Bu yüzden Kur’an sürekli olarak delile çağırır ve zanna uymayı eleştirir. Çünkü zan, zamanla geleneğe; gelenek, zamanla dokunulmazlığa; dokunulmazlık ise hakikatin üzerini örten bir perdeye dönüşebilir.

Müminin görevi, atalarının mirasını değil Allah’ın ayetlerini ölçü almaktır. Çünkü kurtuluş; isimlerde değil hakikatte, kişilerde değil vahiyde, gelenekte değil Allah’ın indirdiği apaçık delildedir.

Kur’an’ın çağrısı nettir: Allah’tan başkasını rab edinmeyin, birbirinizi rabler edinmeyin, nebileri rabler edinmeyin ve Allah’ın indirmediği isimlerin peşinden gitmeyin.


UYARI / HATIRLATMA


Bu metinlerde yer alan görüş, yorum ve çıkarımlar, beşerî çabanın bir ürünüdür.

Lütfen her ifadeyi Kur’an’ın bütünüyle değerlendirin; ayetlerin rehberliğinde tartın, ölçün ve doğrulayın. 

Hakikatin tek ölçüsü Allah’ın kitabıdır. Yanlış varsa bize, doğru varsa Allah’a aittir.

Diğer kategorize edilmiş yazılarımıza aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣