Resullerin Arasının Kesildiği Çağ


Fetret Dönemi: Resullerin Arasının Kesildiği Çağ ve Tamamlanan Din

Kur’an’a göre Allah insanlığı hiçbir zaman tamamen başıboş bırakmamıştır. İnsan, yaratılışı gereği yalnızca biyolojik ihtiyaçlarla yaşayan bir varlık değil; anlam arayan, yön arayan ve hakikate muhtaç bir bilinçtir. Bu nedenle tarih boyunca toplumlara nebiler ve resuller gönderilmiş, karanlık çağlar vahyin ışığıyla yarılmıştır. İnsanlık her savrulduğunda ilahi hitap yeniden devreye girmiş; unutulan hakikat ayetlerle tekrar hatırlatılmıştır.

Fakat tarih boyunca vahyin etkisinin zayıfladığı, hakikatin çıkarlar uğruna örtüldüğü ve resullerin arasının kesildiği dönemler de yaşanmıştır. Kur’an bu süreci “fetret” kavramıyla işaret eder:

“Ey Kitap Ehli! Resullerin arasının kesildiği bir dönemde size gerçekleri açıklayan Resulümüz geldi. ‘Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi’ demeyesiniz diye…”
(Mâide 19)

Bu ayet, fetretin yalnızca tarihsel bir boşluk olmadığını gösterir. Fetret; vahyin toplum üzerindeki belirleyiciliğinin kaybolduğu, insanların ilahi ölçüden uzaklaşıp kendi oluşturdukları sistemleri mutlaklaştırdığı karanlık dönemdir.

Çünkü insan vahiyden uzaklaştığında boşlukta kalmaz. Oluşan boşluğu mutlaka başka otoriteler doldurur. Gelenekler kutsallaşır, güç merkezleri hakikatin yerine geçer, ruhban sınıfları aracılık iddiasıyla dini kuşatır, ekonomik ve siyasal çıkarlar “hakikat” gibi sunulur. Böylece dinin özü kaybolur; geriye yalnızca ritüeller, sloganlar ve şekiller kalır.

Kur’an geçmiş toplumların çoğunu tam da bu nedenle eleştirir. Ellerinde din vardı ama vahyin ruhu kaybolmuştu. Mabetler ayaktaydı fakat adalet çökmüştü. Allah’ın adı anılıyor ama hüküm insanlar adına veriliyordu. İşte nebiler tam da böyle kırılma anlarında gönderildi.

“İnsanlar tek bir ümmetti. Sonra Allah nebileri müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderdi...”
(Bakara 213)

“Her ümmet içinde mutlaka bir uyarıcı gelip geçmiştir.”
(Fâtır 24)

Nebilerin temel görevi yalnızca yeni bilgiler vermek değildi. Onlar insanı yeniden hakikate çağırıyor, toplumların bozulan vicdanını onarıyor ve insanı insana kulluktan çıkarıp Allah’a yöneltiyorlardı.

“İçlerinden onlara ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir resul gönderdik.”
(Bakara 151)

Bu yönüyle vahiy tarihi, insanlığın sürekli yeniden uyarıldığı büyük bir restorasyon sürecidir. Toplumlar çürüdükçe nebiler gönderilmiş, hakikat yeniden ayağa kaldırılmıştır. Çünkü insan unutmaya eğilimlidir; güç ise hakikati kendi lehine eğip bükmeye meyillidir.

Fakat Kur’an’a göre bu süreç son kitap ile birlikte tamamlanmıştır.

Kur’an kendisini eksiksiz ve korunmuş bir ölçü olarak tanımlar:

“Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur.”
(En‘âm 115)

“Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”
(En‘âm 38)

Ve dinin kemale erdiğini ilan eder:

“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim.”
(Mâide 3)

Bu tamamlanma fikri, nübüvvetin sona erişiyle birlikte düşünülmelidir. Çünkü Kur’an’a göre Hz. Muhammed yalnızca bir resul değil, aynı zamanda nübüvvet zincirinin son halkasıdır:

“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur (Hâtemü’n-Nebiyyîn)...”
(Ahzâb 40)

Böylece insanlık tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Önceki çağlarda vahiy aralıklarla yenileniyor, bozulan toplumlara yeni nebiler gönderiliyordu. Çünkü metinler tahrif oluyor, hakikat parçalanıyor veya unutuluyordu. Fakat Kur’an ile birlikte ölçü sabitlenmiş, korunmuş ve insanlığın önüne açık biçimde bırakılmıştır.

Bu nedenle bugün fetretin anlamı değişmiştir.

Artık fetret, “kitapsız kalmak” değil; eldeki tamamlanmış kitaba rağmen vahiy yokmuş gibi yaşamaktır.

Modern insanın trajedisi tam da burada başlar.

Bugün insanlık bilgi çağında yaşamaktadır. Teknoloji tarihin en yüksek seviyesine ulaşmış, iletişim sınırları aşmış, veri akışı olağanüstü hızlanmıştır. Fakat buna rağmen insanlık büyük bir anlam krizi yaşamaktadır. Bilgi artmış ama hikmet azalmıştır. Güç büyümüş ama adalet küçülmüştür. Sistemler gelişmiş ama insan ruhu parçalanmıştır.

Kur’an’ın merkezden çekildiği yerde insan yeniden kendi putlarını üretmiştir. Modern çağda bu putlar bazen ideolojiler, bazen piyasa düzeni, bazen ulus, bazen sınırsız tüketim, bazen de kutsallaştırılmış liderlik biçimleri olarak ortaya çıkar.

İşte modern fetret budur:
Vahyin fiziksel olarak var olduğu ama hayatı yönlendirmediği çağ.

Kur’an’ın raflarda bulunduğu fakat toplumların başka ölçülerle yönetildiği dönem.

Bu durum Kur’an’da son derece sarsıcı bir dille tasvir edilir:

“Ve Resul der ki: ‘Rabbim! Gerçekten benim kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş (mehcûr) bıraktı.’”
(Furkân 30)

Kur’an’ın “terk edilmesi”, yalnızca okunmaması değildir. Asıl terk ediliş; onun hayattan, adaletten, hukuktan, ahlaktan ve düşünceden dışlanmasıdır. İnsanların kitabı ses olarak yüceltip ölçü olarak terk etmeleridir.

Kur’an başka bir yerde, hakikati taşıdığı halde onunla dönüşmeyen insanları ağır bir metaforla anlatır:

“Tevrat’la yükümlü tutulup da sonra onu taşımayanların durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir...”
(Cuma 5)

Bu ayet yalnızca geçmiş toplumlara değil; bilgiyi taşıdığı halde hakikati yaşamayan bütün çağlara yöneliktir.

Bugün din adına konuşan yapılar çoğalmış olabilir. Büyük organizasyonlar, medya ağları, kurumlar ve dini söylemler görünürde güç kazanmış olabilir. Fakat Kur’an’ın merkeziliği kaybolduğunda din, dönüştürücü özünü yitirir ve sistemin dekoruna dönüşür.

Çünkü vahyin amacı yalnızca bireysel teselli değildir.
Vahiy, hayatı adalet üzerine inşa etmek için indirilmiştir.

Hakikat unutulduğunda fetret başlar.

Vahiy hayatın dışına itildiğinde karanlık büyür.

İnsanlar Allah’ın kitabı yerine başka otoriteleri merkeze aldığında din parçalanır.

Kur’an ise insanı yeniden doğrudan vahye çağırır. Yeni bir nebi beklemeye değil; mevcut vahyin yeniden anlaşılmasına çağırır. Çünkü tamamlanan din, donmuş bir gelenek değil; her çağda insanı yeniden ayağa kaldırabilecek canlı bir ilahi ölçüdür.

Nebiler geldi.
Ayetleri okudular.
Toplumları uyardılar.
Hakikati yeniden ayağa kaldırdılar.

Sonra resullerin arası kesildi.
Nübüvvet kapısı mühürlendi.
Ve insanlığa korunmuş son kitap bırakıldı.

Artık mesele gökten yeni bir ses beklemek değildir.

Mesele, yeryüzüne inmiş olan o sesi yeniden duymaktır.

Yorumlar

Öne çıkan Makaleler

Kurana göre Sevgi ile Aşk ❤

YASAK MEYVE ? 🍎

Habibullah demek ŞİRKTİR 📣