Kayıtlar

Bir Elbise Gibi Kuşanılan Açlık ve Korku

Resim
BİR ELBİSE GİBİ KUŞANILAN AÇLIK VE KORKU: NAHL SURESİ 112. AYETTE NİMETE NANKÖRLÜK VE TOPLUMSAL ÇÖKÜŞÜN İLAHİ YASASI Giriş: İnsan, Sahip Olduğu Nimetin Farkında mı? İnsan, çoğu zaman sahip olduğu nimetlerin değerini onları kaybetmeden anlayamaz. Her sabah güven içinde uyanmayı, evinde yiyecek bulmayı, kapısını korkmadan açmayı, ailesiyle huzur içinde yaşamayı hayatın doğal bir parçası zanneder. Oysa güven ve rızık, insanın kendiliğinden elde ettiği ve sonsuza kadar koruyabileceği garantiler değil, Allah'ın insana sunduğu büyük nimetlerdir. İnsan bolluk içindeyken açlığın, güven içindeyken korkunun ne anlama geldiğini yeterince düşünmeyebilir. Ancak Kur'an, nimetlerin kaybedilmesinin yalnızca ekonomik bir gerileme olmadığını; toplumun bütün yaşamını kuşatan bir çöküşe dönüşebileceğini bildirir. Nahl Suresi 112. ayet, bu gerçeği son derece çarpıcı bir örnekle anlatır: Nahl 16:112 "Allah, güven ve huzur içinde olan bir şehri örnek verdi. Her taraftan onun rızkı bol bol geliyo...

İtaatin Kaynağı Nedir?

Resim
Allah ve Rasûlü’ne İtaat Etmek ile Allah’ın İndirdiğine Uymak: İki Ayrı Emir mi, Aynı Hakikatin İki İfadesi mi? Giriş: İtaatin Kaynağı ve Sınırı Nedir? Kur’an’da sıkça karşılaştığımız iki önemli emir vardır: “Allah’a ve Rasûl’e itaat edin” ve “Rabbinizden size indirilene uyun.” İlk bakışta bu iki emir, birbirinden bağımsız iki ayrı dinî otoriteye işaret ediyormuş gibi yorumlanabilir. Allah’a itaat başka, Rasûl’e itaat başka, indirilen kitaba uymak ise daha başka bir sorumluluk mudur? Allah bir tarafta, Rasûl başka bir tarafta, indirilen kitap da bunlardan ayrı bir yerde mi durmaktadır? Yoksa Kur’an, farklı ifadelerle aynı hakikati mi açıklamaktadır? Bu soruların cevabını ararken öncelikle şu temel gerçeği gözden kaçırmamalıyız: Dinin sahibi Allah’tır. Hüküm koyma yetkisi O’na aittir. Rasûl ise Allah’ın mesajını insanlara ulaştırmak, açıklamak ve onun doğrultusunda rehberlik etmek üzere görevlendirilmiş elçidir. Dolayısıyla asıl mesele, Rasûl’e itaat emrinin ne anlama geldiğini ve bu it...

Allah’ın Rahmeti mi Daha Geniştir, Azabı mı?

Resim
Allah’ın Rahmeti Her Şeyi Kuşatırken Azap Neden Her Şeyi Kuşatmıyor? Kur’an’da İlahi Rahmet, İlim ve Azap Kavramlarının Kapsayıcılığı İnsan tasavvurunda ilahi sıfatların anlaşılması, bireyin inanç dünyasını ve ahlaki sorumluluklarını doğrudan biçimlendirir. Kur’an-ı Kerim metni incelendiğinde, Allah’ın rahmeti ve ilmi için kullanılan kuşatıcılık dili ile azap için kullanılan sınırlayıcı dil arasında bariz bir fark göze çarpar.  1. Giriş: Allah’ın Rahmeti mi Daha Geniştir, Yoksa Azabı mı? İnsan, Allah’ı tanımaya çalışırken O’nun isimlerini ve sıfatlarını anlamlandırmak zorundadır. Çünkü Allah tasavvurumuz, hayata bakışımızı, insanlarla ilişkilerimizi ve ahiret beklentimizi doğrudan etkiler. Peki Allah'ın rahmeti mi daha geniştir, yoksa azabı mı? Allah insanı öncelikle cezalandırmak isteyen bir otorite olarak mı yaratmıştır, yoksa rahmetiyle kuşatan, yol gösteren, hataları bağışlayan ve insanın doğruya yönelmesini isteyen bir Rab olarak mı tanıtır? Bu sorunun cevabını insanların oluş...

Meleklere İman "Allah'ın yarattığı gerçekliği kabul"

Resim
MELEKLERE İMAN: GÖRÜNMEYENİ İNKÂR ETMEK Mİ, GÖRÜNENİN KANUNLARINI TANIMAK MI? Yer çekimi müminle kâfiri ayırmaz. Peki, Allah'ın yarattığı düzeni tanımadan O'na iman ettiğimizi söyleyebilir miyiz? Giriş: Yer Çekimi Müminle Kâfiri Ayırır mı? Yer çekimi, insanın inancına göre işlemez. Mümin de yüksekten düşerse yere çarpar, inkâr eden de. Su, insanın hangi dine mensup olduğuna bakmaz. Yüzme bilmeyeni mümin olduğu için suyun üzerinde tutmaz; yüzme bilen birini de inançsız olduğu için boğmaz. Ateş, tedbir almayanı inancına bakmadan yakar. Çünkü doğadaki işleyiş, insanların inançlarına, beklentilerine veya iddialarına göre değil, Allah'ın koyduğu ölçülere göre gerçekleşir. Peki, bütün bunlar bize ne anlatıyor? İnsanın Allah'a iman etmesi, O'nun yarattığı düzenin dışında yaşadığı anlamına gelmez. Tam tersine, bu düzeni tanıması, anlaması ve onunla uyumlu hareket etmesi gerekir. Çünkü iman, yalnızca görünmeyene inanmak değil, görünen dünyada Allah'ın koyduğu gerçekleri ...

Ölüm Bir Veda mı, Yoksa Yeniden Buluşmanın Bekleyişi mi?

Resim
AHİRETTE YENİDEN BULUŞMA: AİLE BAĞLARI, ÖLÜMDEN SONRA KAVUŞMA VE CENNETİN EBEDÎ HUZURU Kur’an’a göre iman eden ailelerin yeniden bir araya gelmesi, nesillerin buluşturulması ve ayrılık acısının sona ermesi Giriş: Ölüm Bir Veda mı, Yoksa Yeniden Buluşmanın Bekleyişi mi? İnsan, doğumuyla başlayan dünya yolculuğunda pek çok bağ kurar. Bir anne evladını büyütür, bir baba ailesi için ömrünü harcar, eşler hayatın sevinçlerini ve sıkıntılarını paylaşır. Aynı sofranın etrafında toplanan insanlar, çoğu zaman bu birlikteliğin değerini ancak o sofradan biri eksildiğinde daha derinden anlar. Ölüm, insanın en sevdikleriyle arasına giren ve dünya hayatındaki birlikteliği sona erdiren kaçınılmaz bir gerçektir. Bir mezar taşına bakarken, boş kalan bir sandalyeyi görürken veya yıllar önce kaybettiğimiz bir insanı hatırlarken zihnimizde aynı sorular belirir: Bir gün yeniden buluşabilecek miyiz? Annemizi, babamızı, evlatlarımızı ve eşimizi ahirette yeniden görebilecek miyiz? Birbirimizi tanıyabilecek, ye...

ÖLÜM ANINDA İNSAN NE İSTER?

Resim
ÖLÜM ANINDA İNSAN NE İSTER? PARA MI, MAKAM MI, YOKSA BİRAZ DAHA ZAMAN MI? Kur’an’da ölüm gerçeği, ertelenen iyilikler ve insanın tükenen ömür sermayesi Giriş: İnsan Kaybettiği Şeyin Değerini Neden Geç Anlar? İnsan, hayatı boyunca pek çok şeyin peşinden koşar. Ev sahibi olmak, araba almak, daha fazla para kazanmak, makam elde etmek, itibar görmek ve başkalarından daha iyi şartlarda yaşamak ister. Bunun için yıllarını harcar; bazen sağlığını, sevdiklerini ve kendisine ayrılmış zamanı bile ihmal eder. Biriktirmek uğruna paylaşmayı, kazanmak uğruna yaşamayı, yükselmek uğruna insan kalmayı unutur. Peki insanın gerçekten sahip olduğu en büyük sermaye nedir? Para mı? Mal mı? Mülk mü? Makam mı? Hayır! İnsanın sahip olduğu en büyük sermaye, henüz tüketmediği ömrüdür. Çünkü kaybedilen para yeniden kazanılabilir, elden çıkan mal yeniden edinilebilir. Ancak geçen zaman geri getirilemez. İnsan kaybettiği servetin yerine yenisini koyabilir ama kaybettiği bir dakikayı bile geri alamaz. Kur’an, insanı...

Burnunu Havaya Kaldıran İnsanın Sonu

Resim
Burnunu Havaya Kaldıran İnsanın Sonu: Kur’an’da Kibir, İnsan Anatomisi ve Kalem Suresi’ndeki Damga Metaforu Giriş: İnsan Neden Burnundan Damgalanıyor? Kur’an, insanın karakterini anlatırken yalnızca soyut kavramlara başvurmaz. Bazen insanın davranışlarını, bedenini, organlarını ve günlük hayatta kullandığı ifadeleri bir araya getirerek son derece çarpıcı bir anlatım ortaya koyar. İnsanın iç dünyasındaki kibri, dış görünüşüne yansıyan bir davranış üzerinden anlatır ve ardından bu davranışın nasıl bir aşağılanmaya dönüşeceğini bildirir. Kalem Suresi 10-16. ayetlerde böyle bir insan portresiyle karşılaşırız. Bu kişi yalnızca hakikati inkâr eden biri değildir. Aynı zamanda söz taşıyan, insanlar arasında bozgunculuk çıkaran, iyiliğe engel olan, sınırları aşan, saldırganlaşan ve sahip olduğu servetle kendisini üstün gören bir karakterdir. Bu karakter portresini tamamlayan son ifade ise oldukça dikkat çekicidir: سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ "Yakında onu hortumunun üzerine damgalayacağız...