Kayıtlar

SİLM'E BÜTÜNÜYLE GİRİN!

Resim
  SİLM'E BÜTÜNÜYLE GİRİN! Kur’an’ın Bütünlüğü Bağlamında Esenlik Nizamı ve Şeytanın Adım Adım Sapma Stratejisi "Ey iman edenler! Hep birlikte Silm'e girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır." (Bakara 2:208) Giriş: İnsan Bir Bütündür, Hakikat de Bir Bütündür Kur’an'ın inşa etmek istediği insan modeli parçalanmış bir insan değildir. Modern dünyanın en büyük problemlerinden biri, insanın hayatını bölmelere ayırmasıdır: ibadet ayrı, ticaret ayrı; vicdan ayrı, siyaset ayrı; Allah'a kulluk ayrı, dünya işleri ayrı... Oysa Kur’an insanı bir bütün olarak muhatap alır. Çünkü insanın kalbi tek olduğu gibi hakikat de tektir. Bakara Suresi'nin 208. ayeti bu nedenle yalnızca bir ahlak çağrısı değil, bir medeniyet çağrısıdır. Ayet müminlere yalnızca "iman edin" demez; zaten iman edenlere hitap ederek onları çok daha ileri bir noktaya davet eder: "Silm'e bütünüyle girin." Bu çağrı, insanın hayatının hiçbir alanını ...

ÜMMET ÜZERİNDE OLMAK

Resim
GELENEK İLE HAKİKAT ARASINDAKİ PRANGA Giriş: İnsan Neden Atalarına Sığınır? İnsanoğlunun düşünce tarihi boyunca sığındığı en güvenli limanlardan biri, kendinden öncekilerin inşa ettiği hazır doğrular olmuştur. Çünkü hazır doğrular sorgulamayı gerektirmez; düşünmenin yükünü hafifletir ve insana ait olduğu bir kimlik sunar. Ancak geçmişin tecrübesinden yararlanmak ile geçmişin hatalarına mahkûm olmak arasında ince bir çizgi vardır. Kur'an-ı Kerim, insanı sürekli olarak akletmeye, delil aramaya ve hakikatin peşinden gitmeye çağırırken, bu çağrının önündeki en büyük engellerden biri olarak "atalar dini" anlayışını gösterir. Zuhruf Suresi'nin 22. ayeti bu zihinsel direnci en açık şekilde ortaya koymaktadır: "Hayır! Dediler ki: 'Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk ve biz onların izleri üzerinde yol almaktayız.'" (Zuhruf 43/22) Bu ayet sadece Mekke müşriklerini anlatmaz; insanlığın her çağda tekrar ettiği bir zihinsel kalıbı ortaya koyar. Delil Tükeni...

AYETLERİ OKUYAN NEBÎ

Resim
  AYETLERİ OKUYAN, KİTABI VE HİKMETİ ÖĞRETEN NEBÎ Kur'an'ın Tanıttığı Elçi ve Unutulan Vahiy Merkezli Eğitim Kur'an, Allah'ın elçisini tanıtırken onun en temel görevini defalarca aynı ifadeyle açıklar: Allah'ın ayetlerini okumak. Bugün birçok insan Nebî'nin görevini anlatırken farklı hususları öne çıkarır. Oysa Kur'an'ın kendi tanımına baktığımızda karşımıza sürekli aynı tablo çıkar: "Nitekim içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdik." (Bakara 2:151) "Andolsun Allah müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Çünkü onların içinden kendilerine ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi göndermiştir." (Âl-i İmrân 3:164) "Ümmîler içinde kendilerinden bir elçi gönderen O'dur. O, onlara Allah'ın ayetlerini okur, onları arındırır ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretir." (Cuma 62:2) Bu ayetlerde dikkat çeken husus şudur: Nebî'nin i...

TEBBET SURESİ'NİN ASIL DEHŞETİ

Resim
  TEBBET SURESİ'NİN ASIL DEHŞETİ: Kur'an okurken bazen bazı sureleri çok iyi bildiğimizi zannederiz. Tebbet Suresi de bunlardan biridir.  Fakat sureye biraz daha dikkatli bakıldığında çok daha sarsıcı bir tablo ortaya çıkar. Belki de Tebbet Suresi yalnızca iki kişinin sonunu anlatmıyor... Belki de insanın kendi cehennemini nasıl inşa ettiğini anlatıyor. Sure, Ebu Leheb'in servetinden söz ederek başlar: "Malı da kazandıkları da ona fayda vermedi." Bu ifade son derece önemlidir. Çünkü Kur'an burada doğrudan insanın "kazandığı" şeylere dikkat çekmektedir. Sadece para değil... Karakter, alışkanlıklar, tercihler, düşmanlıklar, tutkular ve saplantılar da insanın kazandıkları arasındadır. İnsan her gün bir şeyler biriktirir. Kimisi merhamet biriktirir. Kimisi hikmet. Kimisi de öfke. Kimisi kibir. Kimisi kin. Ve insan zamanla biriktirdiği şeylere dönüşür. İşte Tebbet Suresi'nin merkezindeki ateş de tam burada ortaya çıkar. Çünkü surede...

Kendi Ateşini Yakacak İnsan

Resim
  Kendi Ateşini Yakacak İnsan Kur’an’da Cehennem: Dışarıdan Gelen Bir Ceza mı, İçeriden Büyüyen Bir Sonuç mu? Kur’an’ın cehennem tasvirleri dikkatle incelendiğinde şaşırtıcı bir tablo ortaya çıkar. Cehennem çoğu zaman dışarıdan uygulanan bir ceza olarak değil, insanın kendi elleriyle hazırladığı sonucun görünür hale gelmesi olarak sunulur. Çağdaş insan cehennemi genellikle dışsal bir yargı kararı gibi düşünür: Önce suç işlenir, sonra ceza verilir. Oysa Kur’an’ın birçok ayetinde suç ile ceza arasındaki mesafe ortadan kalkar. İnsan neyi inşa etmişse, sonunda onunla yüzleşir. “Yakıtı İnsanlar ve Taşlar Olan Ateş” Bakara Suresi’nde şöyle buyrulur: “Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının.” (Bakara 2:24) Burada geçen kelime: وَقُودُهَا (Vekûduhâ) Kökü: و-ق-د (V-Q-D) Bu kök; Ateşi tutuşturmak, Yakıt sağlamak, Yanmayı sürdürmek anlamlarına gelir. Ayet, insanların sadece ateşe atılacağını söylemez. Daha ileri bir ifade kullanır: İnsanlar ateşin yakıtı olacaktır...

KUR’AN’DA “HAMD İLE TESBİH"

Resim
KUR'AN'DA HAMD VE TESBİH: İNSANIN MUHTAÇLIĞINDAN KOZMİK BİLİNCE Giriş: Hamd ve Tesbih Birbirinden Ayrılmaz İki Kavramdır Kur'an'da hamd (حمد) ve tesbih (تسبيح) kavramları çoğu zaman birlikte zikredilir. İlk bakışta hamd, övgü ve şükür; tesbih ise Allah'ı eksikliklerden tenzih etmek olarak anlaşılır. Ancak Kur'an'ın bütünlüğü içerisinde incelendiğinde bu iki kavramın yalnızca sözlü ifadeler olmadığı görülür. Hamd ve tesbih, insanın Allah'ı tanıma biçimini, varlıkla kurduğu ilişkiyi ve kulluk bilincini şekillendiren temel kavramlardır. Kur'an'da tekrar tekrar geçen: "Rabbini hamd ile tesbih et." ifadesi üzerinde özellikle durulmalıdır. Nasr, Hicr, Tâhâ, Kâf, Mü'min, Tûr, Secde, Bakara, Ra'd ve Şûrâ surelerinde aynı yapının kullanılması tesadüf değildir. Kur'an'ın inşa etmek istediği bilinçte hamd ile tesbih ayrılmaz bir bütündür. Hamd: İlahî Fiilleri Tanımak Hamd kelimesi ح م د kökünden gelir. Kur'an'daki kullanımı...

Kelam’dan Kalem’e, Mülk’ten Kemal’e

Resim
Kelam’dan Kalem’e, Mülk’ten Kemal’e:  Arapçanın Matematiksel Kök Simyası ve Varlık Döngüsü Giriş: Sesin ve Şeklin Geometrisi İnsanlık tarihi boyunca diller, düşünceyi aktaran birer iletişim aracı olarak kabul edilmiştir. Ancak bazı diller vardır ki, sadece düşünceyi aktarmaz; mimari bir deha gibi düşüncenin kendisini ve evrenin varoluş geometrisini inşa eder. Bu dillerin başında, bütünüyle matematiksel bir matrise dayanan Arapça gelir. Arapçanın en büyüleyici yönü, kelimelerin neredeyse tamamının üç harfli birer "kök hücreden" (**sülasi kök**) türetilmesidir. Dilbilimsel literatürde **İştikâk-ı Kebîr (Büyük Türetme)** veya harflerin kendi etrafında dönerek oluşturduğu permütasyonları inceleyen **Kalb (Anagram)** teorisi, kelimelerin sadece harflerden ibaret olmadığını, evrensel birer kod olduğunu savunur. Bu makalede; sesin kalıcı izi olan **K-L-M** (Kelam, Kalem), gücün ve nizamın alanı olan **M-L-K** (Mülk, Melek) ve varoluşun nihai hedefi olan **K-M-L** (Kemal, Kâmil) kökl...