Kayıtlar

YEMİNLERİ "HAKİKATE" KALKAN EDİNMEK

Resim
  YEMİNLERİ KALKAN EDİNMEK Münafıkûn Suresi’nde Hakikatten Korunma Mekanizması Münafıkûn Suresi, yüzeysel bir okumada yalnızca belirli bir dönemde yaşayan insanların özelliklerini anlatan, “münafık tiplemelerini” sıralayan tarihsel bir metin gibi algılanabilir. Oysa sure bütünlüğü içinde okunduğunda çok daha derin ve sarsıcı bir hakikat ortaya çıkar: Mesele yalnızca insanların yalan söylemesi değildir. Mesele, yalanın, sahte samimiyetin, kutsal söylemin ve güven görüntüsünün hakikati örtmek üzere bir savunma mekanizmasına dönüştürülmesidir. Bu nedenle Münafıkûn Suresi sadece “münafık kimdir?” sorusunu cevaplamaz. Daha derin bir soru sorar: İnsan, hakikatten kaçmak için hangi kalkanları inşa eder? Sure bu soruya adım adım cevap verir. Önce söz vardır. Sonra yemin gelir. Ardından yemin bir kalkana dönüşür. Kalkan sorgulamayı engeller. Sorgulama engellenince yanlış meşrulaşır. Yanlış meşrulaşınca insanlar Allah’ın yolundan uzaklaştırılır. Sonunda ise insan, kendi oluşturduğu savunma m...

İSRÂÎL GERÇEKTEN YA‘KŪB MU❓️

Resim
  İSRÂÎL GERÇEKTEN YA‘KŪB MU? Allah’ın Açık Bıraktığı Yeri Doldurmayın: “Benî İsrâîl” Bir Soydan Daha Fazlasını Anlatıyor Olabilir mi? Kur’an’da “Benî İsrâîl” ifadesi defalarca karşımıza çıkar. Fakat çok temel bir kabul, çoğu zaman sorgulanmadan Kur’an’ın kendi hükmüymüş gibi aktarılır: İsrâîl = Ya‘kūb. Oysa Kur’an’da Ya‘kūb vardır. Kur’an’da İsrâîl vardır. Kur’an’da Âl-i Ya‘kūb vardır. Kur’an’da Benî İsrâîl vardır. Fakat Kur’an’ın hiçbir yerinde: “İsrâîl, Ya‘kūb’dur.” veya: “Ya‘kūb’un diğer adı İsrâîl’dir.” şeklinde açık bir tanımlama bulunmaz. Mevcut metnin de temel tespiti budur: Geleneksel özdeşleştirme güçlü olabilir; fakat onu doğrudan Kur’an’ın beyanı olarak sunamayız. Bu nokta son derece önemlidir. Çünkü Kur’an merkezli düşünmenin temel ilkelerinden biri şudur: Allah’ın açıklamadığı bir ayrıntıyı Allah adına açıklamamak. Kur’an’ın sustuğu yerde kesinlik üretmek, aslında metnin bıraktığı alanı insan bilgisiyle doldurmaktır. Belki de İsrâîl’in kimliği konusunda yapılması g...

SEVDİĞİN ŞEY GERÇEKTEN HAYIRLI MI?

Resim
SEVDİĞİN ŞEY GERÇEKTEN HAYIRLI MI?  İnsan Algısına Attığı Büyük Darbe İnsan çoğu zaman hayatı kendi duyguları üzerinden değerlendirir. Hoşuna gidiyorsa iyi , hoşuna gitmiyorsa kötü … Bir şeyi istiyorsa onun kendisi için hayırlı olduğunu düşünür. Bir şeyden nefret ediyorsa onun mutlaka kötü olduğuna inanır. Fakat Kur'an, insanın bu ölçüsünü kökten sarsar: “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır; olur ki sevdiğiniz bir şey sizin için şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Bakara 2:216 Bu ayet yalnızca belirli bir olay karşısında insanın tutumunu düzenleyen bir hüküm değildir. Aynı zamanda insanın gerçekliği nasıl değerlendirdiğine yönelik çok güçlü bir uyarıdır. Çünkü insanın değerlendirmesi ile gerçek değer aynı şey değildir. İnsan çoğu zaman hissettiğini hakikat , istediğini hayır , istemediğini ise şer zanneder. Kur'an ise insana çok daha temel bir gerçeği hatırlatır: Sen bütün tabloyu görmüyorsun. İNSAN GÖRÜNENE BAKAR İnsan bilgisi sınırlıdır. Bir olay gerç...

DİN İDDİASI MI, EYLEM Mİ?

Resim
DİN İDDİASI MI, EYLEM Mİ? “Elinizden geleni yapın; ben de yapıyorum!” Kur’an’da bazı ayetler vardır ki ilk bakışta yalnızca bir uyarı veya meydan okuma gibi görünür. Fakat ayetin bağlamı, kullanılan ifadeler ve Kur’an’ın diğer ayetleriyle kurduğu bağlantılar birlikte düşünüldüğünde, insanın din anlayışını kökten sorgulayan bir mesaj ortaya çıkar. En‘âm Suresi 135. ayet bunlardan biridir: “De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın; ben de yapıyorum. Yurdun sonunun kime ait olacağını yakında bileceksiniz. Şüphesiz zalimler kurtuluşa ermez.” Ayetin en çarpıcı taraflarından biri şudur: “Elinizden geleni yapın; ben de yapıyorum.” Burada artık sözlerin, iddiaların ve karşılıklı tartışmaların ötesine geçilir. İnsanlara adeta şöyle denmektedir: Konuşmayı bırakın. Hayatınızla ortaya koyduğunuz şeyi gösterin. Çünkü hakikat yalnızca iddia edilen bir şey değildir. Hakikat, hayatın içinde karşılığı bulunan bir ölçüdür. “BEN HAKLIYIM” DEMEK YETERLİ Mİ? Din alanında insanın kendisini haklı ilan etmesi...

CEHENNEM İÇİN Mİ YARATILDIK?

Resim
CEHENNEM İÇİN Mİ YARATILDIK?  “Zera’nâ”, “Li-Cehennem” ve İnsan İradesi Kur’an’da bazı ayetler vardır ki, tek bir kelimenin alışılmış biçimde çevrilmesi, ayetin bütün anlamını zihnimizde değiştirebilir. A‘râf Suresi 179. ayet de bunlardan biridir. Ayetin ilk cümlesi son derece çarpıcıdır: “Andolsun, cinni ve inslerden birçoğunu cehennem için var ettik/yeryüzüne yaydık.” İlk bakışta bu ifade, insanın daha yaratılmadan önce kaderinin belirlendiği ve bazı insanların doğrudan cehenneme gönderilmek üzere yaratıldığı düşüncesini doğurabilir. Fakat ayetin Arapça kelime yapısına, cümle kuruluşuna ve özellikle A‘râf 168–179 arasındaki bağlama dikkat edildiğinde çok daha farklı ve derin bir tablo ortaya çıkar. Burada üç ifade özellikle önemlidir: ذَرَأْنَا — zera’nâ لِجَهَنَّمَ — li-cehennem الْغَافِلُونَ — el-gâfilûn Bu üç kavram birlikte okunduğunda A‘râf 179, insanın önceden mahkûm edildiği bir kader ayetinden çok, kendisine verilen idrak imkânlarını kullanmayan insanın kendi akıbetiyle ...