Kayıtlar

"Bunlar Sapmış!" Diyenler Yanıldı ☝️

Resim
  "Bunlar Sapmış!" Diyenler Yanıldı: Mutaffifîn 32'nin Günümüz Müslümanlarına Sarsıcı Mesajı Kur'an'da bazı cümleler vardır ki, üzerinden asırlar geçse de insanın karşısına ayna gibi dikilir. Mutaffifîn Sûresi 32. ayet bunlardan biridir: "Onları gördükleri zaman da: 'Şüphesiz bunlar gerçekten sapmış kimselerdir.' derler." Dikkat edin. Ayette "sapmış olanlar" değil, "sapmış" damgasını vuranlar anlatılıyor. Çünkü Kur'an'ın gündeme getirdiği mesele, insanların birbirlerine hangi etiketi yapıştırdığı değil; bu etiketin hangi ölçüye göre verildiğidir. Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Bir Müslüman çıkıp, "Din adına hükmü Allah'ın kitabından öğrenelim." dediğinde hemen şu cümlelerle karşılaşabiliyor: "Sapmış..." "Selefi bozuyor..." "Mezhepsiz..." "Dinden çıkıyor..." Peki bu hükmü verenlerin ölçüsü nedir? Allah'ın indirdiği vahiy mi? Yoksa ...

Nebiler de Sorgulanacaksa, Siz Onları Neye Göre Örnek Alıyorsunuz?

Resim
Nebiler de Sorgulanacaksa, Siz Onları Neye Göre Örnek Alıyorsunuz? ​Kur'an'ın ortaya koyduğu hakikat son derece açıktır: Hiç kimse sorgulamanın dışında değildir. Nebiler bile Allah'ın huzurunda, kendilerine verilen tebliğ görevini yapıp yapmadıkları ve vahyedilen ölçüye sadakatleri üzerinden sorgulanacaktır. ​"Andolsun, kendilerine elçi gönderilenleri de mutlaka sorgulayacağız; gönderilen elçileri de mutlaka sorgulayacağız." (A'râf 7:6) ​Bu ayet, nebilerin ilahlaştırılmasını, dokunulmaz ve hatasız birer tabu kabul edilmesini kökten reddeder. Sorgulanacak olan bir kul adına, sorgulanmayacak dogmalar ve hükümler üretmek, Kur'an'ın ortaya koyduğu adalet ve tevhid ölçüsüyle bağdaşmaz. ​Vahye Tabi Birer Kul Olarak Nebiler ​Kur'an, nebilerin dahi kendi heva ve heveslerine göre değil, yalnızca Allah'ın bildirdiğine uymakla yükümlü olduğunu açıkça ilan eder: ​"De ki: Ben ancak bana vahyedilene uyuyorum." (En'âm 6:50) ​"Ben...

Kur'an Ne Demektir?

Resim
  Kur'an Ne Demektir? "Kur'ânü'l-Fecr" Üzerinden Kur'an Kavramının Derinlemesine Analizi ​Kur'an hakkında en yaygın kanaat, kelimenin yalnızca "okunan kitap" anlamına geldiğidir. Ancak Kur'an, kendi kelimelerini yine kendi içinde açıklayan bir kitaptır. Bu nedenle Kur'an (القرآن) kelimesini anlamanın en doğru yolu, geçtiği bütün bağlamları birlikte incelemektir. ​1. Kur'an Kelimesinin Kökü ​Kur'an, ق ر أ (q-r-ʾ) kökünden gelir. Geleneksel olarak bu kök "okumak" diye çevrilir. Fakat Kur'an'daki kullanım alanlarına bakıldığında kökün bundan daha geniş olduğu görülür. Bu kök şu anlam alanlarını taşır: ​Toplamak ​Bir araya getirmek ​Birleştirmek ​Düzenli şekilde aktarmak ​Anlam bütünlüğü oluşturmak ​Zihinde toplamak ​Nitekim Arapçada "kara'tul mâe fil havd" ifadesi "suyu havuzda topladım" anlamında kullanılmıştır. Yani kelimenin ilk ve en temel anlamlarından biri toplamaktır. ​2....

Din, Şeriat ve Minhâc 🔍

Resim
  Din, Şeriat ve Minhâc: Kur'an'da Allah'ın Değişmeyen Düzeni ve Uygulanış Yolu Özet Kur'an-ı Kerim'in lafız ve anlam örgüsü incelendiğinde, birbirine yakın görünen birçok kavramın aslında farklı anlam katmanları taşıdığı görülür. Din (الدين) , şeriat (الشريعة) ve minhâc (المنهاج) da bunların en dikkat çekici örneklerindendir. Günümüzde çoğu zaman birbirinin yerine kullanılan bu kavramlar, Kur'an'da farklı işlevlere sahiptir. Kur'an'ın bütünlüğü dikkate alındığında; din , Allah'ın insanlık için belirlediği değişmez hüküm ve yaşam düzenini; şeriat , bu düzenin vahiy ile yasalaştırılmış yolunu; minhâc ise bu yolun uygulanış yöntemini ifade eder. Böylece bütün nebilerin aynı din üzere gönderildiği, ortak şeriat ilkelerini tebliğ ettiği, ancak ümmetlerin şartlarına göre bazı uygulama farklılıklarının bulunabileceği anlaşılır. 1. Din (الدين): Allah'ın Değişmez Hüküm ve Yaşam Düzeni Kur'an'da "din" yalnızca bir inanç siste...

Dağlar gibi Gemiler Ne Alaka❓️

Resim
Dağlar Gibi Gemiler Ne Alaka❓️ Şûrâ 42:32 ve Rahmân 55:24 Ekseninde "El-Cevâr" ve "El-A'lâm" Kavramlarının Kur'an Semantiği Açısından Bütüncül Analizi Özet Kur'an-ı Kerim, kelime seçiminde olağanüstü bir hassasiyet gösteren, yakın anlamlı gibi görünen kelimeler arasında dahi önemli semantik ayrımlar yapan ilahi bir hitaptır. Şûrâ Suresi 42:32 ve Rahmân Suresi 55:24'te geçen "el-cevâr fil-bahr kel-a'lâm" ifadesi geleneksel olarak "dağlar gibi gemiler" şeklinde tercüme edilmiştir. Ancak Kur'an'ın kendi kavramsal bütünlüğü incelendiğinde, burada "dağ" anlamındaki cibâl yerine a'lâm kelimesinin bilinçli olarak tercih edildiği görülmektedir. Bu çalışma, a'lâm ve el-cevâr kelimelerinin Kur'an'daki kullanım alanlarını inceleyerek söz konusu ayetlerin yalnızca büyük gemileri değil, ilahi yasalarla hareket eden ve ufukta belirginleşen dinamik sistemleri anlattığını ortaya koymayı amaçlamaktadır...

"Cevâr" ve "A'lâm" Kavramlarının Bütüncül Analizi

Resim
  "Cevâr" ve "A'lâm" Kavramlarının Bütüncül Analizi ​ Kur’an-ı Kerim, lafız-mana dengesini en üst düzeyde gözeten, eşanlamlı veya yakın anlamlı gibi görünen kelimeler arasında derin semantik nüanslar barındıran bütüncül bir hitaptır. Klasik ve modern tefsir literatüründe Şûrâ Suresi 32. ayet ve Rahmân Suresi 24. ayette geçen  "kel-a'lâm"  ifadesi genellikle "dağlar gibi gemiler" şeklinde anlamlandırılmıştır. Ancak Kur’an’ın genel dil örgüsü ve kavramsal haritası incelendiğinde, "dağ" anlamı için kütlesel ağırlık, heybet ve sabitliği ifade eden  "cibâl"  kelimesinin tercih edildiği;  "a'lâm"  kelimesinin ise yön, görünürlük, kılavuzluk ve sembolizm içeren farklı bir semantik alana sahip olduğu görülmektedir.  Bu çalışma, söz konusu ayetlerde geçen "gemi" anlamındaki durağan isimler yerine tercih edilen  "el-cevâr"   kelimesinin dinamik yapısını, göksel ve hidrolik sistemler arasındaki m...

ALLAH NEDEN HERKESİ ZORUNLU OLARAK İMAN ETTİRMEDİ?

Resim
  ALLAH NEDEN HERKESİ ZORUNLU OLARAK İMAN ETTİRMEDİ? Kur'an'ın İmtihan, Özgür İrade ve Hidayet Anlayışı İnsanlık tarihinin en temel sorularından biri şudur: Eğer Allah her şeye kadirse, neden bütün insanları zorunlu olarak iman ettirmiyor? Kur'an bu soruya, Allah'ın kudretini değil; sünnetini ve muradını anlatarak cevap verir. Mesele Allah'ın güç yetirememesi değil, insanı irade sahibi bir varlık olarak yaratmış olmasıdır. Allah dileseydi yeryüzünde tek bir inkârcı bile bırakmaz, bütün insanları aynı inanç üzerinde toplardı. Ancak O, zorunlu bir teslimiyet değil; özgür iradeyle gerçekleşen bilinçli bir imanı murat etmiştir. En'âm Suresi 35. ayet bunu açıkça ortaya koyar: "Eğer Allah dileseydi onları hidayet üzerinde toplardı." Bu ifade son derece nettir. Yeryüzünde inkârın bulunması Allah'ın kudretinin sınırlı olmasından değil, insana tanınan tercih alanındandır. Şuarâ Suresi 4. ayet ise bu gerçeğin başka bir yönünü gösterir: "Eğer ...