Kayıtlar

KENDİ İHTİYACIN VARKEN BAŞKASINI ÖNCELEMEK

Resim
  KENDİ İHTİYACIN VARKEN BAŞKASINI ÖNCELEMEK Kur’an’ın Toplumsal Dayanışma ve Nefis Eğitimi Haşr sûresinin 9. ayeti, çoğu zaman yalnızca “Ensar’ın Muhacirleri sevmesi ve onlara yardım etmesi” şeklinde tarihsel bir olay üzerinden okunur. Oysa ayet, sûrenin bütünü içinde ele alındığında bundan çok daha kapsamlı bir toplumsal ve ahlaki ilke ortaya koyar. Kur’an burada yalnızca insanlara “yardım edin” dememektedir. Daha derinde, insanın sahip olma duygusunu, servet karşısındaki tutumunu, başkasına verilen nimete karşı kalbinde oluşabilecek kıskançlığı ve kendisini başkasından üstün görme eğilimini ele almaktadır. Haşr 7’de ekonomik bir ilke ortaya konur: “…Ta ki o mallar içinizden yalnızca zenginler arasında dolaşan bir servet olmasın.” (Haşr 59:7) Ardından 8. ayette yurtlarından ve mallarından çıkarılanlardan söz edilir. 9. ayette ise onları kabul eden toplumun ahlakı anlatılır. Böylece Kur’an, toplumsal servetin nasıl paylaşılacağını anlatırken aynı zamanda insanın paylaş...

Enfâl Suresi 1. ve 41. Ayetler Çelişki Değil, Yetki ve Tahsis

Resim
  ENFÂL 1 VE 41: ÇELİŞKİ DEĞİL, DEVLET GELİRİNİN İLÂHÎ TAHSİSİ Kur’an’ı anlamanın önündeki en büyük engellerden biri, ayetleri kendi tarihsel, dilsel ve bütünsel bağlamlarından koparıp birbirleriyle çatıştırmaktır. Enfâl Suresi’nin 1. ve 41. ayetleri de bu açıdan son derece önemlidir. Enfâl 1’de şöyle denilir: “Sana enfâlden soruyorlar. De ki: Enfâl Allah’a ve Rasûle aittir. Allah’a karşı takvalı olun, aranızı düzeltin ve eğer müminlerseniz Allah’a ve Rasûlüne itaat edin.” Enfâl 41’de ise: “Bilin ki ganimet olarak elde ettiğiniz herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Rasûle, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir...” İlk bakışta şu soru sorulabilir: “Enfâller Allah’a ve Rasûle aitse, neden ganimetin yalnızca beşte birinden söz ediliyor?” Bu soru, iki ayetin aynı şeyi açıklamak zorunda olduğu varsayımından doğmaktadır. Oysa ayetlerin işlevleri farklıdır. Enfâl 1, mal üzerindeki kişisel çekişmeyi sona erdirerek hüküm ve tasarruf yetkisinin Allah'ın belirlediği ...

KUR’AN’IN İNŞA ETTİĞİ DUA DİLİ

Resim
KUR’AN’IN İNŞA ETTİĞİ DUA DİLİ Eşyayı İstemekten Öte: Hidayet, Ahlak, Rıza ve Sorumluluk Dua çoğu zaman insanın ihtiyaçlarını Allah’a bildirdiği bir “istek mekanizması” olarak algılanır. Para, sağlık, ev, iş, makam, başarı, rahatlık, güvenlik… İnsan zihni duayı kolaylıkla sahip olmak istediği şeylerin Allah’a sunulduğu bir talep listesine dönüştürebilir. Oysa Kur’an’ın inşa ettiği dua dili bundan çok daha derindir. Kur’an’da dua yalnızca: “Allah bana ne verecek?” sorusunun cevabı değildir. Daha temel soru şudur: “Ben nasıl bir insan olmalıyım?” Kur’an dualarına bütünlük içerisinde bakıldığında, onların insanı sürekli olarak hidayete, bağışlanmaya, şükre, salih amele, sabra, doğru anlayışa, güzel ahlaka ve Allah’ın rızasına yönelttiği görülür. Bu nedenle dua, insanın arzularını sınırsız biçimde büyüten bir araç olmaktan çıkar; arzuları terbiye eden, niyeti düzelten ve insanı sorumluluğa hazırlayan bir kulluk dili hâline gelir. 1. DUA, ALLAH’A SİPARİŞ VERMEK DEĞİLDİR Dua bazen şu zih...

"ibrahim" KALICI BİR KELİME VE GERİ DÖNÜŞ

Resim
  KALICI BİR KELİME VE GERİ DÖNÜŞ Kur’an’da bazı ayetler, tek başına okunduğunda sınırlı görünen fakat öncesi, sonrası ve Kur’an’ın bütünüyle birlikte değerlendirildiğinde çok daha derin bir anlam ortaya koyan yapılara sahiptir. Zuhruf suresinin 28. ayeti bunlardan biridir: “Ve onu, kendisinden sonrakiler arasında kalıcı bir kelime yaptı ki, belki dönerler.” Bu ayette üç temel kavram öne çıkar: kelime, kalıcılık ve dönüş. Fakat ayeti anlamanın anahtarı yalnızca bu üç kavramın sözlük anlamlarında değildir. Ayetin hemen öncesinde İbrahim’in ne söylediğine bakmak gerekir. Çünkü 28. ayette geçen “onu” zamiri, önceki ayetlerde ortaya konan İbrahimî söyleme bağlanmaktadır. ayette İbrahim kavmine: “Sizin taptıklarınızdan uzağım.” der. ayette ise: “Ancak beni yaratandan başka.” ifadesini kullanır. Ardından 28. ayet gelir: “Ve onu, kendisinden sonrakiler arasında kalıcı bir kelime yaptı ki, belki dönerler.” Bu sıralama son derece dikkat çekicidir. İbrahim önce reddeder , sonra istisna eder...

RASÛLE İTAAT Mİ, DİN ADAMLARINA İTAAT Mİ?

Resim
  RASÛLE İTAAT Mİ, DİN ADAMLARINA İTAAT Mİ? Şeytanın Yolun Tam Ortasına Kurduğu En Sinsi Tuzak Kur’an’a göre din, Allah’ın dinidir. Hüküm koyma yetkisi Allah’a aittir. O hâlde en kritik sorulardan biri şudur: “Rasûle itaat edin” emri, gerçekten rasûlün Allah’tan getirdiği vahye itaati mi ifade eder; yoksa yüzyıllar sonra ortaya çıkan din adamlarına, mezhep imamlarına ve onların aktardığı rivayetlere itaati mi? İşte asıl kırılma noktası buradadır. Çünkü tarih boyunca insanlara doğrudan, “Allah’ın hükmünü bırakın, bizim hükmümüze uyun” denildiğinde bunun kabul edilmesi kolay değildir. Bunun yerine çok daha tehlikeli bir yöntem geliştirilmiştir: Önce din adamı, rasûlün temsilcisi ilan edilir. Sonra rasûle itaat, din adamına itaate dönüştürülür. Böylece Allah’ın kitabına yönelmesi gereken insan, farkına bile varmadan kullara bağlanır. Kur’an ise bu tehlikeye karşı son derece açık bir ölçü koyar: “Allah’a itaat edin, Rasûle itaat edin...” Burada dikkat edilmesi gereken temel ...