Kayıtlar

Bilinçle Yürüyen Din 🧭

Resim
  ​Bilinçle Yürüyen Din: Korkudan Değil Hakikatten Doğan İman ​ I. Korkunun Gölgesindeki Din: Cehalet mi, Bilinç mi? ​Korku, insanın içgüdüsel savunma refleksidir; hayatta kalmayı sağlar, ancak hakikati göstermez. Korkan insan, sorgulamaz; sadece sığınır. Kur’an ise sığınmayı değil, bilinçli bir yönelişi (îmân) ister. "Gerçekten bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer 9) sorusu, tam da bu ayrımı ortaya koyar: Korku cehaletin kalkanıdır; bilinç ise hakikatin anahtarıdır. ​Bugün din, çoğu kez korku üzerinden yaşatılır: cehennem tehdidiyle, yasak listeleriyle, günah kataloğuyla… Oysa Kur’an, hakikat yolunun “takvâ” , yani bilinçli korunuşla yürüneceğini bildirir. Korkudan doğan dindarlık itaat üretir; ama bilinçten doğan iman, adalet üretir. ​ II. İman: Durağan Kabul Değil, Dinamik Yöneliş ​İman, bir kimlik değil, bir yöneliştir . Bu yöneliş, dışsal bir otoriteye değil, içsel bir farkındalığa dayanır. “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra dosdoğru olanlar (Fussilet 30), inan...

Kendini Seçilmiş Zannetme

Resim
  🕋 “Kendini Seçilmiş Zannetme” Tanrı Adına Konuşanların Kurduğu Korku İmparatorluğu İnsanın en kadim yanılsamalarından biri, “Tanrı adına konuşma” yetkisini kendinde görmesidir. Tarih boyunca bu iddia, ilahi mesajı tekel altına almanın en etkili aracı olmuştur. Kur’an ise bu tür otoriteleri defalarca uyarır: “Onlar Allah hakkında bilmedikleri şeyleri söylerler.” (A’râf 7:33) 🔥 “Korku Dini”nin İcadı Kur’an’ın rahmet merkezli mesajı, zamanla bir korku mekanizmasına dönüştürüldü. Bu dönüşümün mimarları, kendilerini “Tanrı’nın sözcüsü” ilan eden din baronları oldu. Onlar, halkın vicdanına korku pompalayarak otoritelerini pekiştirdiler. Oysa Allah, Kur’an’da “Ben kullarım için zulüm istemem” (Kâf 50:29) derken; bu otoriteler, Tanrı’yı bir tehdit aracına dönüştürdü. ⚖️ Seçilmişlik Vehmi Her dönemde bir zümre, kendini “hidayet ehli” ilan etmiş, geri kalanları ise “sapmış” olarak damgalamıştır. Bu anlayış, Kur’an’ın en çok reddettiği tutumlardan biridir: “Her ümmet kendi yanı...

Söz ile Fiil Arasındaki Uçurum

Resim
  ​Söz ile Fiil Arasındaki Uçurum: Saff Suresi 2. Ayet Üzerinden Dini Tutarlılık Eleştirisi ​"Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?" (Saff, 61/2) Söylem Çağında Sözün Yükü ​Bugünün insanı, tarihte hiç olmadığı kadar çok konuşan, ama bir o kadar da az yaşayan bir varlığa dönüştü. İnanç da bu gürültülü çağda bir söylem alanı hâline geldi; iman, hayatı inşa eden bir duruş olmaktan çıkıp, sözde bir kimlik beyanına indirgendi. ​Kur’an’ın Saff Suresi’nde sorduğu o sarsıcı soru, bu çağın tam kalbine dokunur: “Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” ​Bu sadece bir ahlak uyarısı değil, imanın özüyle ilgili, çetin bir tutarlılık sorgulamasıdır. ​1. Evrenin Tutarlılığı ve İnsanın Çelişkisi ​Saff Suresi, “Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ı tesbih eder” ayetiyle başlar. Bu, evrenin bütün varlıklarının, sözsüz bir itaat ve tutarlılık içinde, yaratılış gayesine uygun yaşadığını ifade eder. ​Bu evrensel uyumun ortasında, insanın kendi sözüyle fiilin...

Kolaylaştırılmış Din: Tekelin Değil, İnsanlığın Dini

Resim
  ​Kolaylaştırılmış Din: Tekelin Değil, İnsanlığın Dini ​Giriş: Zorlaştırılmış Din, Tekelleşmiş Hakikat ​İlahi dinin en temel amacı, insanı özgürleştirmek ve hayatı kolaylaştırmaktır. Kur’an, bu evrensel hakikati defalarca tekrarlar: ​ “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.” (Bakara 2/185) ​Ancak tarih boyunca bu net mesaj, din adına ortaya çıkan ve çıkar sağlayan ruhban sınıfların elinde maalesef tersine çevrilmiştir. Onlar, Allah’ın kolaylaştırdığı dini zorlaştırmış, anlaşılır olanı kapalı hale getirmiş, herkesin okuyup anlayabileceği kitabı “sadece biz anlarız” duvarlarıyla çevrelemişlerdir. ​1. Din: Sorgulanabilir, Anlaşılabilir, Erişilebilir ​Kur’an’ın evrenselliği, onun doğrudan anlaşılabilir olmasına dayanır. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur: ​ “Andolsun biz bu kitabı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünen yok mu?” (Kamer 54/17) ​Bu ifade, dinin özündeki ilahi sadeliğin ve erişilebilirliğin ilanıdır. Eğer herkes sorgulanacaksa, herkes anlayabilmelidi...

KİM HARAM DİYORSA, DELİLİNİ GETİRSİN! 🔥

Resim
  ​🔥 KİM HARAM DİYORSA, DELİLİNİ GETİRSİN! ​Dinin Sınırlarını Allah Adına Koyanlara: Şahitlerinizi Getirin! ​I. Yetkinin Tek Sahibi: Yalnız Allah ​Kur’an-ı Kerim, helal ve haram koyma yetkisini açıkça ve kesin olarak yalnız Allah’a verir. Bu yetkiyi kendisinde gören, ister “alim”, ister “şeyh”, ister “mezhep imamı” olsun — farkında olsun ya da olmasın — Allah’ın hükmüne ortak koşmuş olur. Zira hüküm koymak, Rablik iddiasıdır. ​“Hüküm yalnız Allah’ındır. O, yalnız kendisine kulluk etmenizi emretti.” (Yusuf 12/40) ​Bu ayet, din adına söz söylemenin temel sınırını çizmiştir: Kim bir şeyi “Allah adına” haram veya helal ilan ediyorsa, bu iddiasının doğrudan Kur’an’dan delilini getirmek zorundadır. Aksi halde, o kişi Allah’ın yetkisine ortak olma cüretini göstermiş olur. ​II. Şahit Getirin: İddianızın Kaynağı Nerede? ​Kur’an, bu tür iddialarla karşılaşıldığında her müminin uygulaması gereken açık bir sorgulama yöntemi öğretir: “Şahitlerinizi getirin.” ​“De ki: ‘Allah bunu ha...

ÇÖL METAFORU ÜZERİNDEN HİDAYET

Resim
  ​ VAHYİN PUSULASI: DEĞİŞKEN YERYÜZÜNDE SABİT GÖKYÜZÜ (ÇÖL METAFORU ÜZERİNDEN HİDAYET) ​1.  Değişken Zemin, Sabit Gökyüzü ​Kur’an, insanın hayat yolculuğunu sık sık çöl metaforu üzerinden anlatır. Çünkü çöl, hem yönsüzlüğün hem de yön bulmanın en açık sahnesidir. Çölde dağlar, nehirler, ağaçlar yön tayini için güvenilmezdir. Rüzgâr eser, kum tepelerini yer değiştirir; bir gün öncesinin dağ gibi görünen yığını ertesi sabah yok olur. Yeryüzü şekilleri aldatıcıdır. Ancak gökyüzü, özellikle yıldızlar, yönün en güvenilir rehberidir. ​Bu durum Kur’an’da hem kozmik düzen hem de hidayet sistemi için temel bir mecaz hâline getirilmiştir: ​“Geceleyin yıldızlarla yollarını bulurlar.” (Nahl 16:16) ​Ayetteki ifade, yalnızca coğrafi yön bulma değil, hakikat yolculuğunda sabit rehberleri tanıma anlamına da işaret eder. Çünkü “yıldız”, Kur’an dilinde yalnızca göksel bir cisim değil, vahyin ışığını taşıyan bilgi kaynağı anlamında da kullanılır. ​2.  Değişken Zemin: Sabit Sanıl...

Anlamın Başlangıcı ve İnsanlığın Doğuşu

Resim
  🌍 İnsanın Farkı: Konuşma, Anlam ve Sorumluluk Üzerine Kur’anî Bir İnceleme Özet Kur’an, insanı diğer yaratılmışlardan ayıran farkı bedensel değil, bilişsel ve anlamsal düzlemde tanımlar. “Âdem’e bütün isimlerin öğretilmesi” (Bakara 2/31) olayı, insanın bilgiyle, dil ile ve anlamla ilişki kurabilme yetisini ifade eder. Bu yeti, “beyan” (Rahman 55/4) kavramıyla tamamlanır: insan, anlamı dile dönüştürebilen tek varlıktır. Ancak bu dilsel kapasite, aynı zamanda ayrışma ve çeşitlilik üretir. Kur’an, dillerin ve renklerin farklılığını “Allah’ın ayetlerinden biri” (Rum 30/22) olarak sunarak, farklılığın kaos değil, ilahi düzenin parçası olduğunu bildirir. Bu makale, insanın yapısal farkını; dil, isimlendirme, bilinç, çeşitlilik ve sorumluluk başlıkları altında Kur’an’dan hareketle inceler. 1. Giriş: İnsanın Farkı Nerededir? Kur’an’a göre insanın farkı, biyolojik değil, anlamsal bir fark tır. İnsana üflenen “ruh” (Secde 32/9) onu diğer yaratılmışlardan ayırır; ama bu fark, doğ...