Kayıtlar

KURAN "Yanılgıyı Giderecek Haberler"

Resim
  Hakikatin Yarılışı ve Zihnin Direnci: Kamer Suresi Işığında İnsan Yanılgısı “Saat yaklaştı ve ay yarıldı.” (54/1) Bu ifade, yalnızca gökyüzünde yaşanmış olağanüstü bir hadise değildir. Ayın yarılması, hakikatin görünür hâle gelmesi demektir. Gizli olan açığa çıkmış, üstü örtülen netleşmiştir. Fakat hemen ardından gelen ayet, meselenin astronomi değil toplumsal  olduğunu gösterir: “Bir ayet görseler yüz çevirirler ve ‘Süregelen bir sihirdir’ derler.” (54/2) Yani hakikat ortaya çıkınca toplum ikiye bölünür : Bir kesim hakikati tanır, Diğer kesim onu yeniden perdelemeye çalışır. Ay yarılır; ama asıl yarılma kalplerde meydana gelir. “Yanılgıyı Giderecek Haberler”:  “Andolsun ki onlara, içinde caydırıcılık bulunan nice haberler gelmiştir.” (54/4) Bu ayet, Kamer Suresi ’nin kalbidir. Sadece bir bilgi aktarımını değil, insanın yanılgı üretme kapasitesine karşı ilâhî müdahaleyi ilan eder. Burada iki temel kavram öne çıkar: haber ve caydırıcılık . Yani gelen ...

Sünnîlik, Şiîlik, Ehl-i Sünnet: İslam mı, Kimlik mi?

Resim
Sünnîlik, Şiîlik, Ehl-i Sünnet: İslam mı, Kimlik mi? Kur’an’da “Sünnî” yazmaz. Kur’an’da “Şiî” yazmaz. Kur’an’da “Ehl-i Sünnet” yazmaz. Kur’an’da tek bir isim vardır: Müslüman. Bugün herkes mezhebini söylüyor. Ama kimse Kur’an’ın tarif ettiği Müslümanlığı konuşmuyor. 1. Kur’an’ın Net Uyarısı Kur'an açık konuşur: “Dinlerini parça parça edip fırkalara ayrılanlarla senin hiçbir ilişkin yoktur.” (En’âm 6:159) Bu ayet diplomatik değildir. Bu ayet sarsıcıdır. Peki bugün ne var? Fırkalar var. Mezhepler var. Birbirini tekfir eden yapılar var. Ama vahyin merkezde olduğu bir birlik yok. 2. Mezhep: Yorum muydu, Din mi Oldu? Karbala Olayı sonrası siyasi kırılma, inanç sistemine dönüştü. Yorumlar kutsallaştı. İmamlar masumlaştırıldı. Rivayetler vahyin yanına yerleştirildi. Ve fark edilmeden şu oldu: Allah’ın indirdiği din, insan yorumuyla paylaştırıldı. Bugün birçok insan Kur’an’a değil; Mezhep ilmihaline bakıyor, Fıkıh kitabına soruyor, Şeyhinin kanaatini ölçü alıy...

Dil Bir İğne, Servet Bir Sütun

Resim
  Dil Bir İğne, Servet Bir Sütun Hemz Kökünün Kurduğu Gizli Sistem Kur’an’da üç ayrı yerde karşımıza çıkan aynı kök, tek bir ahlâkî hastalığın farklı tezahürlerini gösterir: Kur’an-ı Kerim ’de Mü’minûn 23:97 (şeytanın dürtmesi), Kalem 68:11 (karakterin bozulması) ve Hümeze 104:1 (sosyal şiddet). Bu üç kullanım ortak bir eksene oturur: itici, dürtücü ve yaralayıcı temas. Ancak mesele sadece bir kelime kökü değildir. Bu, şeytandan servete, servetten mimariye kadar uzanan bir ahlâk zinciridir . 1. “Hemz”: Fiziksel Değil, Psikolojik İtme Arapçada “hemz”, bir şeyi sertçe dürtmek, batırmak demektir. Fonetik olarak boğazın derininden patlayarak çıkar. Bu ses, dilin bir ok gibi fırlatılmasını simgeler. Şeytanın “Hemezâtı” Mü’minûn 23:97’de geçen “hemezât”, şeytanın zihne yaptığı mikro müdahalelerdir: İçten içe dürten, Huzuru bozan, Küçük ama sürekli rahatsız eden fısıltılar. Bu aşama görünmezdir. Henüz toplumsal bir zarar yoktur. Sadece bir zihinsel kayma vardır. “H...

RÜZGAR ve KULAKLARDAKİ AĞIRLIK

Resim
  Rüzgâr ve Ağırlık Arasında: Zâriyât Suresi ve “Kavlen Sekîlâ” Tenasübü Kur’an kendisini “ağır bir söz” (kavlen sekîlâ) olarak tanımlar. Bu ağırlık, kelimelerin zor oluşu değil; hakikatin yoğunluğu, sorumluluğun ciddiyeti ve varoluşsal merkez oluşudur. Ağır olan kök salar. Hafif olan savrulur. Zâriyât Suresi rüzgârla açılır. Savuranlarla… Ve burada dikkat çekici bir karşıtlık doğar: Savuran rüzgâr mı ağırdır, savrulan toz mu hafif? Hakikat bu metaforu tersyüz eder. 1. Semantik Derinlik: Zâriyât ve Kavlen Sekîlâ “Zâriyât” savurup dağıtanlar demektir. Toz, polen ve hafif zerreler rüzgârla hareket eder. Paradoks şudur: En hafif olan (toz), en güçlü olan (rüzgâr) tarafından taşınır. Fakat vahiy bu sahnenin pasif unsuru değildir. O, hakikat rüzgârıdır. Zan hafiftir. Geçici düşünceler hafiftir. Putlaşmış ideolojiler hafiftir. Vahiy gelir ve onları dağıtır. Ancak vahyin kendisi savrulmaz. Çünkü o “ağır söz”dür. 2. Kulaklara Ağırlık: İşitmenin Psikolojisi Kur’a...

Yağmurdan Yeşeren Gurur, Rüzgârla Savrulan Hakikat

Resim
  Dünya Hayatının Botanik Metaforu: Yağmurdan Yeşeren Gurur, Rüzgârla Savrulan Hakikat Kur’an-ı Kerim, soyut hakikatleri zihne yaklaştırmak için tabiatı konuşturur. Yağmur, bitki, rüzgâr ve kuruma döngüsü; yalnızca biyolojik bir süreç değil, insanın ontolojik kırılganlığını, psikolojik yanılgılarını ve medeniyetlerin geçiciliğini anlatan ilahî bir temsildir. Bu büyük çerçeve en belirgin biçimde Kehf Suresi 18/45 ’te ortaya konur: “Dünya hayatının misali; gökten indirdiğimiz su gibidir. Onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karışır; sonra kurur da rüzgârın savurduğu çer çöp olur. Allah her şeye kadirdir.” Bu ayet, varlığın üç aşamasını gösterir: İniş – Yeşerme – Savrulma. 1. Kırılganlık: “İhtelata”dan “Haşîm”e Ayetin merkezindeki kelimeler son derece bilinçlidir: İhtelata: Birbirine karışma, yoğunlaşma, canlılık. Yeşerme: Cazibe, büyüme, güç. Haşîm: Kuruyup ufalanma; değersizleşmiş kırıntı. Bu süreç, insan hayatının ve medeniyetlerin kaderini özetler. Gençl...

​Makâm-ı İbrahim❗️

Resim
​Makâm-ı İbrahim: Bir Taşın Hatırası Değil, Bir Duruşun İnşası ​Kur’an-ı Kerim, kavramlarını çoğu zaman tarihin içine hapsolmuş nesneler üzerinden değil, bugüne sarkan canlı bilinç durumları üzerinden inşa eder. Bu kavramların en başında gelenlerden biri de Makâm-ı İbrahim ’dir. Geleneksel algıda bu ifade, Kâbe’nin yanındaki fiziksel bir objeye indirgenmiş olsa da; Kur’an merkezli bir okuma, bize donmuş bir "taş" değil, yaşayan bir "imam-cemaat" ilişkisi ve bir "eylem bilinci" sunar. ​1. İmam Olarak İbrahim (Öncü Model) ​Bakara Suresi 124. ayette Allah, İbrahim’i (as) ağır imtihanlardan geçirdikten sonra şöyle buyurur: "Seni insanlara imam kılacağım." Bu ifade, İbrahim’in sadece tarihsel bir figür değil, kıyamete kadar sürecek bir prototip/model olduğunun tescilidir. İbrahim; şirke, zulme ve putperestliğe karşı tek başına ayağa kalkan (kıyam eden) bir "ümmet"tir. ​2. "Makâm" Nedir? (Konumlanma Bilinci) ​"Makâm...

Kur’an’da Merkez Stratejisi

Resim
  Kur’an’da Merkez Stratejisi Ümmü’l-Kurâ’dan Ümmü’l-Kitâb’a Uzanan İlâhî Mimari Kur’an, hitabını gelişi güzel bir zemine yerleştirmez. Mesajın indiği mekân ile hedeflediği insanlık ufku arasında bilinçli bir köprü kurar. Bu köprünün iki ayağı vardır: mekânın merkezi ve hakikatin merkezi . Kur’an bunu iki ana kavramla ifade eder: Ümmü’l-Kurâ (Şehirlerin Anası) Ümmü’l-Kitâb (Kitabın Anası) Bu iki kavram birlikte okunduğunda, vahyin nasıl hem coğrafî hem ilmi bir merkezden yayıldığı anlaşılır. I. “Ümm” Kavramı: Anne Değil, Asıl ve Merkez Arapça’da “Ümm” (أمّ) sadece biyolojik anne değildir. Bir şeyin: Aslı Dayanağı Kendisine dönülen kaynağı Sisteminin kalbi anlamlarına gelir. Kur’an’da bu kökten türeyen üç büyük kullanım dikkat çeker: Ümmü’l-Kitâb – Hakikatin ana kaynağı Âl-i İmrân 7 Zuhruf 4 Ümmü’l-Kurâ – Şehirlerin merkezi En‘âm 92 Şûrâ 7 Ümmet – Aynı merkeze yönelen topluluk Demek ki “Ümm”, Kur’an’da merkezîlik ilkes...