Kayıtlar

KÖTÜLÜKLERİ KÜFRETMEK

Resim
  KÖTÜLÜKLERİ KÜFRETMEK   Kur'an'da K-F-R Kökü, Günahların Örtülmesi ve Ayetlerin Üzerinin Örtülmesi Kur'an'da "küfür" denildiğinde çoğu insanın zihninde yalnızca "Allah'ı inkâr etmek" anlamı oluşur. Oysa Kur'an'ın kelime sistemi ve Arap dilinin semantik yapısı incelendiğinde, K-F-R kökünün temel ve asli anlamının "örtmek, gizlemek, görünmez hâle getirmek" olduğu görülür. Bu nedenle Kur'an'daki küfür kavramını yalnızca soyut bir reddediş veya inkâr olarak anlamak, kelimenin taşıdığı zengin anlam alanını daraltmakta ve ilahi mesajın derinliğini gözden kaçırmamıza neden olmaktadır. Arapçada çiftçiye de aynı kökten gelen "kâfir" denilmesi son derece dikkat çekicidir. Nitekim Hadid Suresi 20. ayette geçen "a'cebel kuffâre nebâtuhu" (ekini çiftçilerin hoşuna giden) ifadesinde bu kullanım açıkça görülür. Çiftçiye kâfir denmesinin sebebi, tohumu toprağın altına gömüp üzerini örtmesidir. Burada inkâr değ...

POSTACI OLMAYAN PEYGAMBER

Resim
  POSTACI OLMAYAN PEYGAMBER İlahi Kelâmın Sınırları, Nebevî Misyon ve Risalete Salâtın Hakikati Giriş: Peygamber Kimdir? İnsan zihni, anlamakta zorlandığı büyük hakikatleri çoğu zaman küçülterek anlaşılır hâle getirmeye çalışır. Tarih boyunca bunun en belirgin örneklerinden biri, peygamberlik kurumuna yönelik yaklaşımlarda görülmüştür. Bir tarafta peygamberi ilahlaştıran anlayışlar, diğer tarafta ise onu sadece vahyi taşıyan pasif bir aracıya indirgeyen yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Oysa Kur'an her iki aşırılığı da reddeder. Son yıllarda sıkça dile getirilen "Peygamber sadece bir postacıdır." söylemi ilk bakışta tevhide hizmet ediyor gibi görünse de, gerçekte Kur'an'ın peygambere yüklediği büyük misyonu küçültmektedir. Burada önce şu soruyu sormak gerekir: Postacı olmak kötü bir şey midir? Elbette değildir. İnsanlar arasında güvenilir bir haber taşıyıcısı olmak değerli bir görevdir. Fakat postacı, taşıdığı mektubun içeriğinden sorumlu değildir. Mektubu yaşamaz. On...

Allah'ın Hüküm ve Emir Kalıpları

Resim
Kur'an'da Allah'ın Hüküm ve Emir Kalıpları Giriş Kur'an-ı Kerim okunurken birçok kişi ilahî yükümlülükleri yalnızca açık emir kipleriyle ( "yapın", "kılın", "verin" ) sınırlı görme eğilimindedir. Oysa Kur'an'ın hüküm dili bundan çok daha geniştir. Allah'ın iradesi; bazen doğrudan emir fiilleriyle, bazen bir hükmü haber vererek, bazen hak ve sorumluluk bildirerek, bazen de yasak, soru, övgü, uyarı veya tehdit üsluplarıyla ifade edilir. İslam hukuk metodolojisinde ( Usûl-i Fıkıh ) bu farklı hitap biçimleri ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Kur'an'ın hükümlerini doğru anlayabilmek için yalnızca gramerdeki emir kiplerine değil, ilahî hitabın bütün ifade biçimlerine dikkat etmek gerekir. Böylece vahyin mesajı parçacı değil, bütüncül bir yaklaşımla kavranabilir. 1. Doğrudan Emir Fiilleri (Sîga-i Emir) Kur'an'daki en açık hüküm bildirme şeklidir. Allah, muhatabına doğrudan emir verir. "Salâtı ikame edin, zekâ...

Söylenmeyene İnanmak mı, Söyleneni Görmezden Gelmek mi?

Resim
  Söylenmeyene İnanmak mı, Söyleneni Görmezden Gelmek mi? Kur'an'da defalarca "Allah'a itaat edin ve Resule itaat edin." emri geçer. Ancak çoğu zaman şu soru sorulmaz: Resule itaat, Resul'ün şahsına mı; yoksa Allah'tan getirdiği mesaja mı itaattir? Kur'an'ın cevabı nettir. Son Nebi şöyle der: "De ki: Ben size 'Allah'ın hazineleri benim yanımdadır' demiyorum; gaybı da bilmem. Size 'Ben bir meleğim' de demiyorum. Ben yalnızca bana vahyedilene uyuyorum." (En'âm 6:50) "De ki: Ben size ancak vahyedilenle öğüt veriyorum." (Enbiyâ 21:45) "De ki: Ben peygamberlerden türemiş bir kişi değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum..." (Ahkâf 46:9) Resul'ün ölçüsü kendi sözü değil, Allah'ın vahyidir. O, insanları kendisine değil; Allah'ın indirdiğine çağırmıştır. Bu nedenle Resule itaat, onun getirdiği vahye itaattir. Nebi hayattayken in...

DİNDE SÖZÜN SAHİBİ DURURKEN

Resim
  DİNDE SÖZÜN SAHİBİ DURURKEN: Dinî Bilgide Aracıları Aşmak ve Metinle Doğrudan Temas Giriş: Hakikatin Önündeki En Büyük Perde İnsanlık tarihi incelendiğinde dikkat çekici bir döngü görülür. Allah önce bir söz gönderir; insanlar o söz etrafında toplanırlar. Fakat zaman geçtikçe söz geri planda kalır, sözü taşıyan kişiler öne çıkar. Sonra bu kişiler ekollere, mezheplere, kurumlara, geleneklere ve dokunulmaz isimlere dönüşür. En sonunda ise insanlar, Allah'ın ne söylediğini araştırmak yerine o isimlerin ne söylediğini araştırmaya başlarlar. Böylece hakikatin merkezi değişir. Vahiy merkez olmaktan çıkar; yorum merkez olur. Kitap konuşmayı bırakır; insanlar kitabın yerine konuşmaya başlar. İşte din tarihindeki en büyük kırılmalardan biri budur. Bu kırılma yalnızca geçmiş ümmetlerin problemi değildir. Bugün de din adına yaşanan tartışmaların önemli bir kısmı, doğrudan Kur'an'ın ne dediği üzerine değil; belirli kişilerin, ekollerin veya geleneklerin ne söylediği üzerinedir. Böyle...

ALLAH'IN KOYMADIĞI İSİMLER

Resim
  ALLAH'IN KOYMADIĞI İSİMLER  " Bahîra, ne Sâibe, ne Vasîle ne de Hâm " Dinde İsimlendirme, Kavram İnşası ve Hüküm Üretme Giriş: Din Önce İsimlerde mi Bozulur? Kur'an-ı Kerim, insanlığı yalnızca yanlış ibadet biçimlerinden değil, bu ibadetleri mümkün kılan zihniyet kalıplarından da sakındırır. Vahyin dikkat çektiği en önemli alanlardan biri, isimlendirme dir. Çünkü insan bir varlığa isim verdiğinde yalnızca onu tanımlamaz; ona anlam yükler, değer biçer ve zamanla otorite kazandırır. Böylece isim, zihni inşa eden en güçlü araçlardan biri hâline gelir. Bu sebeple Kur'an'da insana öğretilen ilk bilgi isimlerdir: "Allah Âdem'e bütün isimleri öğretti." (Bakara 2:31) İsim öğretmek; hakikati öğretmektir. Çünkü doğru isim doğru bilgiyi, doğru bilgi ise doğru hükmü doğurur. Bunun tam karşısında ise Kur'an'ın sürekli eleştirdiği başka bir süreç vardır: İnsanların Allah'ın indirmediği isimler üretmeleri ve bu isimler üzerinden din oluşturmaları...

Gölgenin Uzatılması: Hakikatin Görünür Hâle Gelmesi

Resim
  GÖLGE GERÇEKTEN NEDİR? Kur'an'da Zıll (ظل): Işığın Değil, Zamanın, Teslimiyetin ve Varlığın Dili Giriş: Gölge Hiç Konuşur mu? İnsan gölgeyi çoğu zaman ışığın engellenmesi sonucu oluşan karanlık bir alan olarak tanımlar. Fizik açısından bu tanım doğrudur; ancak Kur'an'ın gölgeye yaklaşımı bundan çok daha derindir. Kur'an, gölgeyi yalnızca optik bir olay olarak değil; Allah'ın kudretini, zamanın akışını, varlığın sürekliliğini ve bütün yaratılmışların O'na boyun eğişini gösteren ontolojik bir delil olarak sunar. Daha da dikkat çekici olan ise şudur: Kur'an'da gölge "uzatılır", "toplanır", "sağa sola döner", hatta "secde eder." Bu ifadeler, gölgenin yalnızca fiziksel bir oluşum değil; ilahî düzeni okutan bir işaret olduğunu göstermektedir. Peki gölge gerçekten nedir? Belki de Kur'an bize gölgenin kendisini değil, gölge üzerinden görünmeyen hakikati öğretmektedir. Gölgenin Uzatılması: Hakikatin Görünür Hâle G...