Kayıtlar

O, Sizin Erkeklerinizden Hiçbirinin Babası Değildir❗️

Resim
  "O, Sizin Erkeklerinizden Hiçbirinin Babası Değildir"  Soya Dayalı Otoritenin Sona Erdirilmesi Kur'an'da bazı ayetler vardır ki, yalnızca indiği dönemi değil, insanlık tarihinin işleyişini değiştiren evrensel ilkeler ortaya koyar. Ahzâb Suresi 40. ayet de bunlardan biridir: "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o Allah'ın elçisi ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir." Bu ayet çoğu zaman sadece Hz. Muhammed'in yetişkin erkek çocuğu bulunmadığı şeklinde açıklanır. Bu bilgi doğru olmakla birlikte, ayetin bağlamı bunun çok ötesinde bir toplumsal ve siyasal dönüşüme işaret etmektedir. Bağlam: Evlatlık Geleneğinin Düzeltilmesi Ahzâb Suresi'nin önceki ayetlerinde, evlat edinilen kişinin biyolojik evlat gibi kabul edilmesi anlayışı düzeltilmektedir. Kur'an, insanların kendi soylarını değiştiremeyeceğini, herkesin gerçek babasına nispet edilmesi gerektiğini bildirir. Bu düzeltmenin ardından ...

KUR'AN'DA KONUŞTURULAN ŞEYTAN

Resim
  KUR'AN'DA KONUŞTURULAN ŞEYTAN İNSANIN ATEŞ YAPISININ TEMSİLİ BİR ANLATIMI MI? Kur'an okunurken ve onun evrensel hitabı üzerinde düşünülürken sorulması gereken en önemli sorulardan biri şudur: Kur'an her anlattığını tarihsel, biyolojik ve bağımsız bir karakter olarak mı sunar; yoksa insanın iç dünyasındaki hakikatleri görünür kılmak için zaman zaman kişileştirme (teşhis) sanatını mı kullanır? Kur'an'ın üslubu incelendiğinde ikinci yöntemin sıkça kullanıldığı görülür. Şehirler konuşur, organlar şahitlik eder, nefis kendini kınar, gök ve yer Allah'ın emrine cevap verir, cehennem "Daha yok mu?" diye seslenir. Bu anlatımların amacı fiziksel varlıkların biyografisini öğretmek değil, insanın anlayışını derinleştirmektir. Bu açıdan bakıldığında İblis ve şeytan kıssası da yalnızca dışarıda yaşayan metafizik bir varlığın hikâyesi olarak değil, insanın kendi iç dünyasında sürekli yaşanan ahlaki mücadelenin temsili bir anlatımı olarak da okunabilir. Bu...

NASIL BİR NEBÎ'YE İNANIYORSUNUZ❓️

Resim
  SİZ NASIL BİR NEBÎ'YE İNANIYORSUNUZ? Kur'an'ın Anlattığı Nebî ile Zihinlerde Oluşturulan Nebî Aynı Kişi mi? Bugün Müslüman toplumlara şu soruyu sorsak: "Nebî nasıl bir insandı?" Alacağımız cevapların önemli bir kısmı doğrudan Kur'an'dan değil; asırlar boyunca oluşmuş kültürel anlatılardan, rivayetlerden, menkıbelerden ve geleneksel tasavvurlardan beslenmektedir. Zihinlerde oluşan nebi tasavvuru çoğu zaman şöyledir: Gökten yanına melek inen, Gaybı bilen, Göğe çıkıp gelen, Dilediğinde doğa yasalarını değiştiren mucizeler gösteren, Kâinat üzerinde olağanüstü tasarruf sahibi, İnsanüstü özelliklerle donatılmış bir şahsiyet... Fakat durup şu soruyu sormak gerekir: Kur'an gerçekten böyle bir Nebî mi anlatıyor? Yoksa ilk inkârcıların reddettiği "insanüstü elçi" beklentisi, daha sonra dinin merkezine mi yerleşti? Asıl sarsıcı soru şudur: Kur'an'ın anlattığı Nebî ile bugün anlatılan Nebî gerçekten aynı kişi midir? İlk İnkâr...

Allah'ı Bırakıp Kime Uyuyor, Kime Davet Ediyoruz❓️

Resim
  Allah'ı Bırakıp Kime Uyuyor, Kime Davet Ediyoruz? "Allah'ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek olanı çağıran (dua eden/davet eden) kimseden daha sapık kim olabilir? Üstelik onlar, bunların çağrılarından habersizdir." (Ahkâf 46:5) Bu ayet çoğu zaman yalnızca putlara secde eden insanları anlatıyormuş gibi okunur. Oysa Kur'an'ın kullandığı kelimeler bundan çok daha kapsamlıdır. Bugün en büyük yanılgılarımızdan biri, ibadeti sadece "tapınmak", duayı ise sadece "elleri açıp istemek" zannetmemizdir. Böyle olunca herkes rahatlıkla şunu söyleyebiliyor: "Biz Allah'tan başkasına ibadet etmiyoruz." Peki gerçekten öyle mi? Kur'an'da ibadet , yalnızca ritüel yapmak değildir. İbadet; boyun eğmek, itaat etmek, hayatını bir otoritenin emir ve yasaklarına göre düzenlemektir. "Abd" zaten kul demektir; "abid" ise itaat eden, uyan kimsedir. Aynı şekilde dua , sadece istemek değild...

Gayb Haberleri Neden Benzetmelerle Anlatılır?

Resim
Gayb Haberleri Neden Benzetmelerle Anlatılır? Kur'an'da Gaybın Bildirilmesi, Temsil Dili, Kıssalar ve İnsan İdrakinin Sınırları Kur'an-ı Kerim'de "gayb" kavramı, çoğu zaman yalnızca geleceğe ait bilinmeyen olaylar şeklinde dar bir çerçevede anlaşılır. Oysa Kur'an'ın kendi anlam örgüsü incelendiğinde görülür ki gayb, zamansal bir kavram değil, bilgi boyutuyla ilgili bir kavramdır. Gayb; insanın mevcut duyuları, dolaysız tecrübesi ve gözlemsel tespiti dışında kalan her hakikattir. Bu nedenle melekler ve ahiret gibi duyular ötesi olgular da gaybtır, insanın kalbindeki niyet de gaybtır; hatta yaşanmış ve bitmiş olmasına rağmen bilgisine doğrudan erişemediğimiz tarih (geçmiş) de gaybtır. Kur'an'ın geçmiş peygamberlerin hayatını anlatırken "Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir." (Hûd, 49; Yûsuf, 102) demesi bu yüzdendir. Nûh'un, Yûsuf'un, Mûsâ'nın veya Meryem'in hayatı zaman akışı olarak geçmişte yaşanmıştır; fa...

Olağanın İhtişamı

Resim
  Olağanın İhtişamı  Mucizeyi Yanlış Yerde Aramak "Mucize" denildiğinde çoğumuzun zihninde doğa kanunlarının radikal bir biçimde askıya alındığı, fiziğin sustuğu olağanüstü sahneler canlanır. Ateşin yakmaması, ayın ikiye yarılması, denizin ikiye yarılması, kuru bir asanın canlı bir yılana dönüşmesi veya ölülerin dirilmesi gibi olaylar, popüler dindar algıda ilahî kudretin en büyük, hatta yegâne göstergeleri olarak kabul edilir. Bu bakış açısına göre bir olayın ilahî değer kazanması, onun "doğaüstü" olmasına bağlıdır. Fakat Kur'an-ı Kerim’e bütüncül bir perspektifle bakıldığında, ezber bozan bir durum ortaya çıkar. Vahiy, insanlığı en çok bu tür anlık ve istisnai olaylara değil; her gün, her saniye gözlerinin önünde gerçekleşen ama alışkanlık perdesi yüzünden sıradanlaşan olaylara bakmaya çağırır. Güneşin doğması, yağmurun inmesi, anne karnındaki embriyonun safha safha gelişmesi, kuşların gökyüzünde süzülmesi ve kupkuru bir topraktan rengârenk bitkilerin fışkırm...

Kalplerin Savaşı 🔥

Resim
Kalplerin Savaşı Cahiliye Taassubuna Karşı Allah'ın İndirdiği Sekine Kur'an-ı Kerim, insanlık tarihindeki büyük savaşların yalnızca meydanlarda değil, her şeyden önce kalplerde yaşandığını öğretir. Tarihin akışını değiştiren kırılmaların temelinde çoğu zaman kılıçlar değil; kibir, öfke, taassup ve hakikate karşı gösterilen direnç vardır. İnsan zaferi çoğu zaman karşı tarafı yenmek olarak görür. Oysa Kur'an'ın zafer anlayışı önce kalbin fethedilmesi ni, nefsin arındırılmasını esas alır. İlahi yardım da önce dış şartları değil, insanın iç dünyasını değiştirerek tecelli eder. Hiçbir medeniyet önce surlarını kaybetmedi. Hiçbir savaş önce meydanlarda başlamadı. Önce kalpler teslim oldu. İşte bu yüzden Kur'an, dışarıdaki düşmandan önce içerideki düşmanla mücadeleyi emreder. Bu iç düşmanın adı hamiyyetü'l-câhiliyye yani cahiliye taassubu dur. Allah, bu karanlık ruh hâlinin tam karşısına ise sekineyi, takvayı ve tevhidi yerleştirir. Bu büyük hakikat Fetih Suresi'ni...