Kayıtlar

RÜZGAR ve KULAKLARDAKİ AĞIRLIK

Resim
  Rüzgâr ve Ağırlık Arasında: Zâriyât Suresi ve “Kavlen Sekîlâ” Tenasübü Kur’an kendisini “ağır bir söz” (kavlen sekîlâ) olarak tanımlar. Bu ağırlık, kelimelerin zor oluşu değil; hakikatin yoğunluğu, sorumluluğun ciddiyeti ve varoluşsal merkez oluşudur. Ağır olan kök salar. Hafif olan savrulur. Zâriyât Suresi rüzgârla açılır. Savuranlarla… Ve burada dikkat çekici bir karşıtlık doğar: Savuran rüzgâr mı ağırdır, savrulan toz mu hafif? Hakikat bu metaforu tersyüz eder. 1. Semantik Derinlik: Zâriyât ve Kavlen Sekîlâ “Zâriyât” savurup dağıtanlar demektir. Toz, polen ve hafif zerreler rüzgârla hareket eder. Paradoks şudur: En hafif olan (toz), en güçlü olan (rüzgâr) tarafından taşınır. Fakat vahiy bu sahnenin pasif unsuru değildir. O, hakikat rüzgârıdır. Zan hafiftir. Geçici düşünceler hafiftir. Putlaşmış ideolojiler hafiftir. Vahiy gelir ve onları dağıtır. Ancak vahyin kendisi savrulmaz. Çünkü o “ağır söz”dür. 2. Kulaklara Ağırlık: İşitmenin Psikolojisi Kur’a...

Yağmurdan Yeşeren Gurur, Rüzgârla Savrulan Hakikat

Resim
  Dünya Hayatının Botanik Metaforu: Yağmurdan Yeşeren Gurur, Rüzgârla Savrulan Hakikat Kur’an-ı Kerim, soyut hakikatleri zihne yaklaştırmak için tabiatı konuşturur. Yağmur, bitki, rüzgâr ve kuruma döngüsü; yalnızca biyolojik bir süreç değil, insanın ontolojik kırılganlığını, psikolojik yanılgılarını ve medeniyetlerin geçiciliğini anlatan ilahî bir temsildir. Bu büyük çerçeve en belirgin biçimde Kehf Suresi 18/45 ’te ortaya konur: “Dünya hayatının misali; gökten indirdiğimiz su gibidir. Onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karışır; sonra kurur da rüzgârın savurduğu çer çöp olur. Allah her şeye kadirdir.” Bu ayet, varlığın üç aşamasını gösterir: İniş – Yeşerme – Savrulma. 1. Kırılganlık: “İhtelata”dan “Haşîm”e Ayetin merkezindeki kelimeler son derece bilinçlidir: İhtelata: Birbirine karışma, yoğunlaşma, canlılık. Yeşerme: Cazibe, büyüme, güç. Haşîm: Kuruyup ufalanma; değersizleşmiş kırıntı. Bu süreç, insan hayatının ve medeniyetlerin kaderini özetler. Gençl...

​Makâm-ı İbrahim❗️

Resim
​Makâm-ı İbrahim: Bir Taşın Hatırası Değil, Bir Duruşun İnşası ​Kur’an-ı Kerim, kavramlarını çoğu zaman tarihin içine hapsolmuş nesneler üzerinden değil, bugüne sarkan canlı bilinç durumları üzerinden inşa eder. Bu kavramların en başında gelenlerden biri de Makâm-ı İbrahim ’dir. Geleneksel algıda bu ifade, Kâbe’nin yanındaki fiziksel bir objeye indirgenmiş olsa da; Kur’an merkezli bir okuma, bize donmuş bir "taş" değil, yaşayan bir "imam-cemaat" ilişkisi ve bir "eylem bilinci" sunar. ​1. İmam Olarak İbrahim (Öncü Model) ​Bakara Suresi 124. ayette Allah, İbrahim’i (as) ağır imtihanlardan geçirdikten sonra şöyle buyurur: "Seni insanlara imam kılacağım." Bu ifade, İbrahim’in sadece tarihsel bir figür değil, kıyamete kadar sürecek bir prototip/model olduğunun tescilidir. İbrahim; şirke, zulme ve putperestliğe karşı tek başına ayağa kalkan (kıyam eden) bir "ümmet"tir. ​2. "Makâm" Nedir? (Konumlanma Bilinci) ​"Makâm...

Kur’an’da Merkez Stratejisi

Resim
  Kur’an’da Merkez Stratejisi Ümmü’l-Kurâ’dan Ümmü’l-Kitâb’a Uzanan İlâhî Mimari Kur’an, hitabını gelişi güzel bir zemine yerleştirmez. Mesajın indiği mekân ile hedeflediği insanlık ufku arasında bilinçli bir köprü kurar. Bu köprünün iki ayağı vardır: mekânın merkezi ve hakikatin merkezi . Kur’an bunu iki ana kavramla ifade eder: Ümmü’l-Kurâ (Şehirlerin Anası) Ümmü’l-Kitâb (Kitabın Anası) Bu iki kavram birlikte okunduğunda, vahyin nasıl hem coğrafî hem ilmi bir merkezden yayıldığı anlaşılır. I. “Ümm” Kavramı: Anne Değil, Asıl ve Merkez Arapça’da “Ümm” (أمّ) sadece biyolojik anne değildir. Bir şeyin: Aslı Dayanağı Kendisine dönülen kaynağı Sisteminin kalbi anlamlarına gelir. Kur’an’da bu kökten türeyen üç büyük kullanım dikkat çeker: Ümmü’l-Kitâb – Hakikatin ana kaynağı Âl-i İmrân 7 Zuhruf 4 Ümmü’l-Kurâ – Şehirlerin merkezi En‘âm 92 Şûrâ 7 Ümmet – Aynı merkeze yönelen topluluk Demek ki “Ümm”, Kur’an’da merkezîlik ilkes...

Medeniyet Yazılımı Olarak Kayıt 

Resim
Bir Medeniyet Yazılımı Olarak Kayıt Kültürü Kur’an’ın en uzun ayeti olan Müdayene (Borçlanma) Ayeti , yalnızca finansal bir düzenleme değildir. O, kaosu kozmosa; kalabalığı topluma; güveni sistemli bir yapıya dönüştüren bir medeniyet algoritmasıdır . Bu ayet, ibadeti yalnızca bireysel ritüel alanından çıkarır; onu noter masasına, ticari ahlaka ve toplumsal hafızaya taşır. 1. Yazı: Gücü Şahıstan Alıp Belgeye Devretmek İnsanlık tarihi yazıyla sıçramıştır. Ancak Kur’an, yazıyı teknik bir imkân olarak değil, ahlaki bir zorunluluk olarak kodlar. Ayet “yazın” derken şunları inşa eder: Hafızanın Kamusallaşması: Söz bireyseldir ve unutulabilir; yazı kamusaldır ve sabittir. Keyfiliğin Sonu: Gücü, şahısların hafızasından ve yorumundan alıp belgenin tarafsızlığına teslim eder. Adaletin Mührü: Yazmak, “Allah katında adalete daha yakın” bir eylemdir. Bu nedenle yazı, salt teknik değil; zulmü engellediği için ibadettir. Burada yazı, bir kültür değil; bir ahlak rejimidir . 2. Kâtip ve ...

Eğilmeyen Nebî, Eğilip Bükmek İsteyen Sistem

Resim
  İnsandan “Zenîm”e Kalem Suresi’nde Çürümenin Anatomisi göreceğimiz bir pasaj vardır.  Kur'an-ı Kerim ’in en sarsıcı karakter tasvirlerinden biridir. Burada yalnızca tarihsel bir şahıs değil; vahiy karşısında konumlanan bir insan tipi teşhir edilir. Bu tip, hakikati inkâr eden sıradan bir muhalif değil; hakikati itibarsızlaştırmaya çalışan, iyiliğin önünü kesen ve gücünü kibirden alan sistemik bir figürdür. 1. İlkesiz Uzlaşma Talebi: Eğil ki Eğelim “Yalanlayanlara boyun eğme… Onlar, uzlaşmanı isterler ki onlar da uzlaşsınlar.” Buradaki “tudhinu” (yağ çekmek, taviz vermek), hakikatin özünü bozmadan küçük bir yumuşama değil; hakikatin keskinliğini törpüleme çağrısıdır. Kur’an’a göre en tehlikeli saldırı açık inkâr değil, hakikati ehlileştirme çabasıdır . Benzer bir direniş psikolojisi Müddessir Suresi ’nde görülür: Vahyin etkisini hisseden ama çıkarı zedeleneceği için geri adım atan tip. Burada peygambere verilen emir, tüm çağlara yöneliktir: Hakikat pazarlık konusu d...

Hristiyanlar gibi OLMAYIN !

Resim
  Unutulan Öğüt ve Parçalanan İtaat: Kur’an’ın Hafıza Uyarısı Kur’an, tarih anlatmaz; ibret inşa eder . Kur’an-ı Kerim ’de “öğütlendikleri şeyden nasiplenmeyi unutanlar” ifadesi, sadece geçmiş bir topluluğun hikâyesi değil; vahyin karşısındaki her insanın zihinsel ve ahlâkî riskini ortaya koyar. Bu bağlamın en çarpıcı örneği, Maide Suresi 14. ayettir: “Biz ‘Nesârâ’yız’ diyenlerden de söz aldık; fakat kendilerine hatırlatılan şeyden pay almayı unuttular…” Buradaki “unutmak” (nisyân), sıradan bir hafıza zayıflığı değildir. Kur’an’ın dilinde unutmak; bilinen hakikatin gereğini terk etmek , yani bilgi ile amel arasındaki bağın kopmasıdır. 1. İşitmek Var, İtaat Yok: Seçici Dinleme Problemi Kur’an birçok yerde “işittik ve isyan ettik” diyen bir zihniyetten söz eder (bkz. Bakara Suresi 93). Buna karşılık müminlerin vasfı: “İşittik ve itaat ettik”tir (Bakara 285). Demek ki sorun işitmemek değil; neyi işitmeye razı olduğumuz ve neyi itaat kapsamına aldığımızdır. Seçici işit...