Kayıtlar

İsimlerin Ardına Saklanan Din

Resim
İsimlerin Ardına Saklanan Din Kur’an’ın en büyük mücadelelerinden biri, hakikatin üzerinin örtülmesidir. Bu örtme işi her zaman açık bir inkârla yapılmaz. Bazen hakikatin üzerine yeni isimler, yeni otoriteler ve yeni kabuller inşa edilerek gerçekleştirilir. İnsanlar böylece Allah’ın indirdiği mesaja değil, insanlar tarafından oluşturulmuş din anlayışlarına bağlanırlar. Kur’an, müşriklerin putları hakkında şöyle der: “Bunlar sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar sadece zanna ve nefislerin arzusuna uyuyorlar.” (Necm 23) Burada eleştirilen yalnızca taş veya ağaçtan yapılmış putlar değildir. Asıl mesele, Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği şeylerin din haline getirilmesidir. İnsanların kendi ürettikleri isimleri ve kabulleri kutsallaştırmasıdır. Allah, Maide 3. ayette dini kemale erdirdiğini bildirirken; sonradan ortaya çıkan ilave otoriteler ve bağlayıcı hükümler hangi yetkiye dayanmaktadır? Kur...

Kıyamete Neden "Fetih Günü" denir❓️

Resim
Fetih, Hüküm ve Kıyamet Genel algıda “fetih” kelimesi; askeri bir zaferi, sınırların genişlemesini ve şehir kapılarının açılmasını çağrıştırır. Oysa Kur’an terminolojisinde fetih, coğrafi bir hâkimiyetten önce; zihinsel, kalbî ve ontolojik bir açılışı ifade eder. Kelimenin kökü olan f-t-h ; yalnızca bir kapıyı açmak değil, örtülü olan hakikatin üzerindeki perdeyi kaldırmak, düğümü çözmek, hükmü kesinleştirmek ve hak ile bâtılı birbirinden ayırmak anlamına gelir. Bu sebeple kıyamet günü, Kur’an’da yalnızca Yevmü’d-Dîn (Din/Hesap Günü) veya Yevmü’l-Fasl (Ayrım Günü) olarak değil; aynı zamanda hakikatin bütünüyle açığa çıkacağı Yevmü’l-Feth (Fetih Günü) olarak da karşımıza çıkar. 1. Hakikatin Açılması ve Gaybın Görünür Hale Gelmesi Dünya hayatı, perdeler ve imtihanlar alanıdır. Hak ile bâtıl, iman ile nifak, doğru ile yanlış aynı zemin üzerinde iç içe bulunur. İnsan çoğu zaman hakikati sınırlı bir idrakle görür. Kıyamet ise bütün perdelerin kaldırıldığı büyük açılıştır. Kur’an bu...

Sizi tanımıyoruz (kefarnâ biküm)

Resim
“Sizi Tanımıyoruz!”  Mumtehine 4’te Tevhidin Net Tavrı Kur'an-ı Kerim’de geçen İbrahim ve onunla beraber olanların tavrı, yalnızca tarihsel bir kıssa değildir; hak ile bâtıl arasındaki çizginin nasıl çekileceğini gösteren açık bir duruştur. Kur'an-ı Kerim, Mumtehine 4’te şöyle der: “Sizi ve Allah’tan başka taptıklarınızı tanımıyoruz (kefarnâ biküm)...” Bugün bu ayet yıllardır yumuşatıldı, törpülendi, etkisizleştirildi. Oysa ayetteki “kefara” kökü; örtmek, reddetmek, yok saymak anlamına gelir. Yani burada pasif bir uzak duruş değil; bilinçli bir reddediş vardır. Bu reddediş neye karşıdır? Atalardan miras alınan sorgusuz din anlayışına… Allah’ın ayetlerinin üzerine yığılan rivayet kültürüne… Nebileri ve salih insanları ölçüsüzce yücelterek rablik makamına taşımaya… Din adına oluşturulan ruhban sınıfına… Allah’ın hükmüne rağmen insanlar adına helal-haram belirleyen düzene… Bugün birçok insan “tevhid” dediğinde yalnızca Allah’ın varlığına inanmayı anlıyor. Oysa gerçek ...

İktisadi Adalet ve Sosyal Sorumluluk:  “Hak” Kavramı

Resim
İktisadi Adalet ve Sosyal Sorumluluk:  “Hak” Kavramı Modern dünyada ekonomi çoğu zaman yalnızca üretim, tüketim ve sermaye üzerinden okunmaktadır. İnsan merkezli gibi görünen bu sistemler, gerçekte güçlü olanın daha da güçlenmesini sağlayan mekanizmalar üretirken; yoksulluk, gelir adaletsizliği ve sınıfsal uçurumlar sürekli büyümektedir. Kapitalist anlayışta mülkiyet bireyin mutlak hakkı olarak görülürken, sosyalist sistemlerde ise birey çoğu zaman devletin ekonomik kontrolü altında erimektedir. Kur’an ise bu iki yaklaşımın da ötesinde; ahlaki, vicdani ve ilahi dengeye dayanan özgün bir iktisat anlayışı ortaya koyar. İsra Suresi 26 ve 27. ayetler, bu anlayışın temel taşlarından biridir: “Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma! Çünkü savurganlar şeytanların dostlarıdır. Şeytan da Rabbine karşı çok nankördür.” Bu ayetler sadece bireysel yardım çağrısı değildir. Aynı zamanda servetin nasıl kullanılacağına dair ilahi bir anayasa niteliğindedir. K...

Kurbanın Evrenselliği: "Her Ümmet İçin Bir Zaman"

Resim
  Kurban: Ritüelden Takvaya, Gösteriden Teslimiyete İslam dünyasında yüzyıllardır süregelen en köklü geleneklerden biri olan kurban ibadeti, çoğu zaman mezhepsel hükümler, kültürel alışkanlıklar ve örfî uygulamalar üzerinden okunmuştur. Oysa Kur’an’a doğrudan bakıldığında, kurbanın yalnızca belirli günlerde yerine getirilen bir kesim işlemi olmadığı; insanın Allah, nimet, canlı hayatı ve toplumla kurduğu ilişkinin derin bir tezahürü olduğu görülür. Hac Suresi’nin 28, 34, 35, 36 ve 37. ayetleri birlikte okunduğunda, Kur’an’ın çizdiği kurban anlayışı; biçimden çok bilinç, gösteriden çok takva, tüketimden çok paylaşım merkezlidir. 1. Kurbanın Kökeni: İnsanlığın Ortak Hafızası Kur’an kurbanı sadece belirli bir dine özgü ritüel olarak sunmaz: “Her ümmet için bir ibadet yolu belirledik ki kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar...” (Hac 22:34) Buradaki “her ümmet” ifadesi son derece çarpıcıdır. Çünkü bu ayet, kurbanın sadece Müslümanlara ait bi...

Tevhid Sadece “Allah Birdir” Demek midir?

Resim
  Tevhid Sadece “Allah Birdir” Demek midir? Bugün birçok insan dilinde sürekli “tevhid” kelimesini taşıyor. “Tevhid ehliyiz” diyorlar… “Şirke karşıyız” diyorlar… Ama iş dinin kaynağına geldiğinde, Allah’ın apaçık kitabının yanına yüzlerce yorum, rivayet, mezhep sözü, gelenek ve kutsanmış insan görüşü ekleniyor. Peki gerçekten tevhid yalnızca Allah’ın varlığını birlemek midir? Yoksa Allah’ın hükmünü, otoritesini ve dinini de birlemek midir? Kur’an’a baktığımızda tevhid sadece teorik bir inanç bildirisi değildir. Tevhid; otoriteyi bölmemektir. Hükmü parçalamamaktır. Allah’ın dinine ortak kaynaklar üretmemektir. Çünkü şirk sadece taşa secde etmek değildir. Şirk bazen Allah’ın sözünün önüne başka sözleri koymaktır. Bazen Allah’ın açık hükmünü bırakıp insan üretimi dini sistemlere teslim olmaktır. Kur’an çok net konuşur: “Hüküm yalnızca Allah’ındır.” (Yusuf 40) Ama insanlar bu ayeti okurken bile hükmü; mezheplere, şeyhlere, hadis külliyatlarına, geleneğe ve kutsallaştırılmış di...

Salatlarda Kur’an Okumak

Resim
  Salatlarda Kur’an Okumak   Kur’an’da “salat”, sadece belirli beden hareketlerinden oluşan bir ritüel gibi sunulmaz. Salat; yöneliş, bilinç, bağ kurma, zikretme ve vahiy ile temas hâlidir. Bu nedenle vakitli farz salatların merkezinde, Allah’ın ayetleri vardır. Çünkü salatı inşa eden şey; insanın Rabbiyle kurduğu bilinçli bağdır. Kur’an, salat esnasında vahyin okunmasına açık şekilde işaret eder: “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun.” (Müzzemmil 20) Bu ayette dikkat çeken nokta şudur: İnsanlara ağırlaştırılmış bir kalıp değil, kolaylaştırılmış bir okuma önerilir. Çünkü amaç; mekanik tekrar değil, bilinçli yöneliştir. Her insanın anlayışı, dili, gücü ve hâli farklıdır. Bu yüzden Kur’an, “kolayınıza gelen” ifadesini kullanır. Salatın temel amacı da yine Kur’an’da açıklanır: “Beni anmak için salatı ikame et.” (Tâhâ 14) Demek ki salat; unutulan hakikati yeniden hatırlama hâlidir. İnsanı dünya gürültüsünden çekip Allah’ın ayetlerine yönelten bir bilinç eylemidir. A...