Kayıtlar

Sizi tanımıyoruz (kefarnâ biküm)

Resim
“Sizi Tanımıyoruz!”  Mumtehine 4’te Tevhidin Net Tavrı Kur'an-ı Kerim’de geçen İbrahim ve onunla beraber olanların tavrı, yalnızca tarihsel bir kıssa değildir; hak ile bâtıl arasındaki çizginin nasıl çekileceğini gösteren açık bir duruştur. Kur'an-ı Kerim, Mumtehine 4’te şöyle der: “Sizi ve Allah’tan başka taptıklarınızı tanımıyoruz (kefarnâ biküm)...” Bugün bu ayet yıllardır yumuşatıldı, törpülendi, etkisizleştirildi. Oysa ayetteki “kefara” kökü; örtmek, reddetmek, yok saymak anlamına gelir. Yani burada pasif bir uzak duruş değil; bilinçli bir reddediş vardır. Bu reddediş neye karşıdır? Atalardan miras alınan sorgusuz din anlayışına… Allah’ın ayetlerinin üzerine yığılan rivayet kültürüne… Nebileri ve salih insanları ölçüsüzce yücelterek rablik makamına taşımaya… Din adına oluşturulan ruhban sınıfına… Allah’ın hükmüne rağmen insanlar adına helal-haram belirleyen düzene… Bugün birçok insan “tevhid” dediğinde yalnızca Allah’ın varlığına inanmayı anlıyor. Oysa gerçek ...

İktisadi Adalet ve Sosyal Sorumluluk:  “Hak” Kavramı

Resim
İktisadi Adalet ve Sosyal Sorumluluk:  “Hak” Kavramı Modern dünyada ekonomi çoğu zaman yalnızca üretim, tüketim ve sermaye üzerinden okunmaktadır. İnsan merkezli gibi görünen bu sistemler, gerçekte güçlü olanın daha da güçlenmesini sağlayan mekanizmalar üretirken; yoksulluk, gelir adaletsizliği ve sınıfsal uçurumlar sürekli büyümektedir. Kapitalist anlayışta mülkiyet bireyin mutlak hakkı olarak görülürken, sosyalist sistemlerde ise birey çoğu zaman devletin ekonomik kontrolü altında erimektedir. Kur’an ise bu iki yaklaşımın da ötesinde; ahlaki, vicdani ve ilahi dengeye dayanan özgün bir iktisat anlayışı ortaya koyar. İsra Suresi 26 ve 27. ayetler, bu anlayışın temel taşlarından biridir: “Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma! Çünkü savurganlar şeytanların dostlarıdır. Şeytan da Rabbine karşı çok nankördür.” Bu ayetler sadece bireysel yardım çağrısı değildir. Aynı zamanda servetin nasıl kullanılacağına dair ilahi bir anayasa niteliğindedir. K...

Kurbanın Evrenselliği: "Her Ümmet İçin Bir Zaman"

Resim
  Kurban: Ritüelden Takvaya, Gösteriden Teslimiyete İslam dünyasında yüzyıllardır süregelen en köklü geleneklerden biri olan kurban ibadeti, çoğu zaman mezhepsel hükümler, kültürel alışkanlıklar ve örfî uygulamalar üzerinden okunmuştur. Oysa Kur’an’a doğrudan bakıldığında, kurbanın yalnızca belirli günlerde yerine getirilen bir kesim işlemi olmadığı; insanın Allah, nimet, canlı hayatı ve toplumla kurduğu ilişkinin derin bir tezahürü olduğu görülür. Hac Suresi’nin 28, 34, 35, 36 ve 37. ayetleri birlikte okunduğunda, Kur’an’ın çizdiği kurban anlayışı; biçimden çok bilinç, gösteriden çok takva, tüketimden çok paylaşım merkezlidir. 1. Kurbanın Kökeni: İnsanlığın Ortak Hafızası Kur’an kurbanı sadece belirli bir dine özgü ritüel olarak sunmaz: “Her ümmet için bir ibadet yolu belirledik ki kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar...” (Hac 22:34) Buradaki “her ümmet” ifadesi son derece çarpıcıdır. Çünkü bu ayet, kurbanın sadece Müslümanlara ait bi...

Tevhid Sadece “Allah Birdir” Demek midir?

Resim
  Tevhid Sadece “Allah Birdir” Demek midir? Bugün birçok insan dilinde sürekli “tevhid” kelimesini taşıyor. “Tevhid ehliyiz” diyorlar… “Şirke karşıyız” diyorlar… Ama iş dinin kaynağına geldiğinde, Allah’ın apaçık kitabının yanına yüzlerce yorum, rivayet, mezhep sözü, gelenek ve kutsanmış insan görüşü ekleniyor. Peki gerçekten tevhid yalnızca Allah’ın varlığını birlemek midir? Yoksa Allah’ın hükmünü, otoritesini ve dinini de birlemek midir? Kur’an’a baktığımızda tevhid sadece teorik bir inanç bildirisi değildir. Tevhid; otoriteyi bölmemektir. Hükmü parçalamamaktır. Allah’ın dinine ortak kaynaklar üretmemektir. Çünkü şirk sadece taşa secde etmek değildir. Şirk bazen Allah’ın sözünün önüne başka sözleri koymaktır. Bazen Allah’ın açık hükmünü bırakıp insan üretimi dini sistemlere teslim olmaktır. Kur’an çok net konuşur: “Hüküm yalnızca Allah’ındır.” (Yusuf 40) Ama insanlar bu ayeti okurken bile hükmü; mezheplere, şeyhlere, hadis külliyatlarına, geleneğe ve kutsallaştırılmış di...

Salatlarda Kur’an Okumak

Resim
  Salatlarda Kur’an Okumak   Kur’an’da “salat”, sadece belirli beden hareketlerinden oluşan bir ritüel gibi sunulmaz. Salat; yöneliş, bilinç, bağ kurma, zikretme ve vahiy ile temas hâlidir. Bu nedenle vakitli farz salatların merkezinde, Allah’ın ayetleri vardır. Çünkü salatı inşa eden şey; insanın Rabbiyle kurduğu bilinçli bağdır. Kur’an, salat esnasında vahyin okunmasına açık şekilde işaret eder: “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun.” (Müzzemmil 20) Bu ayette dikkat çeken nokta şudur: İnsanlara ağırlaştırılmış bir kalıp değil, kolaylaştırılmış bir okuma önerilir. Çünkü amaç; mekanik tekrar değil, bilinçli yöneliştir. Her insanın anlayışı, dili, gücü ve hâli farklıdır. Bu yüzden Kur’an, “kolayınıza gelen” ifadesini kullanır. Salatın temel amacı da yine Kur’an’da açıklanır: “Beni anmak için salatı ikame et.” (Tâhâ 14) Demek ki salat; unutulan hakikati yeniden hatırlama hâlidir. İnsanı dünya gürültüsünden çekip Allah’ın ayetlerine yönelten bir bilinç eylemidir. A...

SALAT VE VAKİTLERİ NEDİR ❓️

Resim
  Kur’an’da Salât: Vahiyle Bağ Kurmak, Desteklemek ve Yöneliş Bilinci Salât Sadece Ritüel midir? Kur’an’da “salât” kavramı çoğu zaman yalnızca belirli fiziksel hareketlerden oluşan bir ibadet biçimine indirgenmiştir. Oysa Kur’an’ın kelime örgüsüne bakıldığında salât; bağ kurmak, desteklemek, yönelmek, takip etmek, arkasında durmak ve vahiy ile ilişki içinde olmak gibi çok daha geniş anlam alanlarına sahiptir. Salâtın fiil kökü olan “s-l-v / s-l-y” yapısı; yöneliş, ilişkililik ve destek anlamlarını taşır. Bu nedenle Kur’an’da salât sadece insanın Allah’a yönelişi değil; Allah’ın da kuluna yönelişi ve destek oluşu şeklinde anlatılır. Bu bakış açısıyla salât, vahiy merkezli bir bilinç hâlidir. Allah’ın Salâtı: Kulunu Karanlıktan Nura Çıkarması Kur’an’da Allah’ın insana salât etmesi, doğrudan rehberlik ve destek olarak açıklanır: “O ki sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size salât eder; melekleri de. O, müminlere karşı çok merhametlidir.” — Ahzâb Suresi Burada salât; fiz...

Kur’an’da Giysi Sembolizmi

Resim
  Kur’an’da Giysi Sembolizmi, “İnzal” Kavramı ve İnsanın Manevi Örtüsü Giriş: Giysi Sadece Kumaş mıdır? Kur’an-ı Kerim’de “giysi” kavramı yalnızca bedeni örten fiziksel bir nesne olarak anlatılmaz. Giysi; insanın medeniyetini, hayâ duygusunu, korunma ihtiyacını, kimliğini ve manevi durumunu temsil eden çok katmanlı bir semboldür. Kur’an’ın kullandığı “libas”, “serabil”, “sündüs”, “istebrak” gibi kavramlar; hem dünya hayatındaki ihtiyaçları hem de ruhsal olgunlaşmayı ifade eder. Modern dünyada kıyafet çoğu zaman moda, statü veya tüketim kültürüyle ilişkilendirilirken; Kur’an’da giysi, insanın yaratılış hakikatine bağlı bir nimet ve aynı zamanda ahlaki bir metafordur. Bu nedenle Kur’an’da giysi meselesi; sadece “ne giyildiği” değil, insanın “neyle örtündüğü” sorusunu da gündeme getirir. 1. “Size Giysi İndirdik” Ayeti ve İnzal Kavramı A’râf Suresi 26. ayet, Kur’an’daki en dikkat çekici ifadelerden biridir: “Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süs elbises...