Kayıtlar

Midenin Suskunluğu, Vahyin Sesi

Resim
  Midenin Suskunluğu, Vahyin Sesi: Ramazan’ın Anlam Dünyası Ramazan çoğu zaman “oruç ayı” olarak anılır. Oysa Kur’an-ı Kerim Ramazan’ı tanımlarken söze oruçla değil, vahiy ile başlar: “Ramazan ayı ki onda Kur’an indirildi…” (Bakara 2:185) Bu tercih tesadüf değildir. Önce mesaj gelir, sonra o mesaja uygun bir hazırlık başlar. Oruç, vahyin indiği ayda insanın kendini o mesaja açması için yapılan bilinçli bir hazırlıktır. Açlık burada amaç değil; anlamı daha berrak duyabilmek için yapılan bir arınmadır. 1. Vahiy ve İdrak: Zihni Arındırmak Ramazan, beden üzerinden ruhu eğiten bir süreçtir. Günlük hayatın yoğunluğu, alışkanlıklar ve bitmeyen meşguliyetler zihni sürekli doldurur. Oruç ise bu akışı yavaşlatır. Oruç bir tür zihinsel arınma dır. Mideyi boşaltmak, zihni de gereksiz gürültüden arındırır. Açlık, insanın dikkatini dağıtan fazlalıkları azaltır. Böylece vahyin sesi daha belirgin hale gelir. Açlık burada bir hedef değil, bir hazırlıktır. İnsan, bedenini disipline edere...

Kamerî Takvimindeki Evrensellik

Resim
  Kur’an’ın Kamerî Takvimindeki Evrensellik Sırrı Evren, ilahî bir mimarinin matematiksel kesinliğiyle örülmüştür. Bu mimaride zaman yalnızca kronolojik bir akış değil; adaletin, eşitliğin ve birliğin tecelli ettiği bir düzendir. Kur'an , zamanı ölçerken Güneş ve Ay’ı birlikte zikreder; fakat ibadetlerin merkezine Kamerî sistemi yerleştirir. Bu tercih, coğrafyayı aşan evrensel bir eşitlik manifestosudur. 1. Gökyüzündeki Ortak Dil: Hilâl “Sana hilallerden sorarlar. De ki: Onlar insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.” (2:189) Ayetin “ lin-nâs ” (insanlar için) vurgusu, takvimin belirli bir bölgeye değil tüm insanlığa ait olduğunu gösterir. Hilâl, gökyüzünde ortak bir zaman dili kurar. Ay’ın evreleri küreseldir. Dolunay, hilâl ve diğer menziller dünyanın her yerinde aynı astronomik döngünün parçasıdır. Mevsimlere sabit değildir. Güneş iklim üretir; Ay ise zaman bilinci üretir. Bir kutup dairesinde yaşayanla ekvatorda yaşayan, aynı ayı paylaşır. Böylece takvim, coğr...

Hakikati Geçmişe Hapsetme Yanılgısı

Resim
  Hakikati Geçmişe Hapsetme Yanılgısı “Esâtîru’l-Evvelîn” ve Hal Dili- Kur'an-ı Kerim ’de dokuz yerde geçen “Esâtîru’l-evvelîn” (Eskilerin Masalları) ifadesi, sadece inkârcıların polemik cümlesi değildir. Bu söz, vahiy karşısında kapanmış bir bilincin, sorumluluktan kaçan bir iradenin ve paslanmış bir kalbin hal dili dir. Kur’an bu cümleyi tarihsel bir kayıt olarak değil; insanın hakikat karşısındaki savunma mekanizmasını teşhir etmek için nakleder. 1. Aynı Zihniyetin Farklı Cümleleri Kur’an’da bu ifade ve benzerleri birlikte okunduğunda bir zihniyet haritası ortaya çıkar: Mutaffifîn 13: “Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: ‘Eskilerin masalları’ der.” Ardından teşhis gelir: “Hayır! Bilakis kazandıkları kalplerinin üzerine pas olmuştur.” (14) Nahl 24: “Rabbiniz ne indirdi?” denildiğinde: “Öncekilerin masalları.” derler. En’âm 25: “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir.” Bunlara paralel olarak başka kalıplar da vardır: “Bu apaçık bir sihirdir.” “Bu ...

Kur’an’da “Suhuf” ve “Kitap”

Resim
Kur’an’da “Suhuf” ve “Kitap”: İlahi Yazının Evrensel Düzeni Giriş Kur’an sözlüğünde “suhuf” (sayfalar/kayıt yüzeyleri) ve “kitap” (yazılı belge/hüküm) kavramları genellikle eş anlamlı sanılır. Ancak Kur’an’ın kavramsal haritasına bakıldığında, bu iki terim ilahi iletişimin iki farklı evresini temsil eder: Suhuf , bilginin kaydedildiği "taşıyıcı zemini" ve ham veriyi; Kitap ise bu verinin düzene girmiş, yasalaşmış ve bağlayıcılık kazanmış "otorite" halini ifade eder. Bu inceleme, ilahi kelamın sahifelerden hükme uzanan yolculuğunu; tarihsel, metafizik ve son gün (ahiret) bağlamında ele alacaktır. I. “Suhuf”: Kayıt Alanı ve Yazının Taşıyıcı Zemini 1. Tarihsel Vahiy Kayıtları Kur’an, kendisini önceki vahiylerin bir halkası olarak konumlandırırken "sahifeler" ifadesini kullanır (Taha 133, Necm 36, Ala 18–19). “İbrahim’in ve Musa’nın sahifeleri” vurgusu, vahyin tarih boyunca sadece sözlü değil, yazılı birer belge olarak korunduğunu kanıtlar. Buradaki temel ...

Allah’ın Terbiye Edici Öğretimi

Resim
  “İnsana Bilmediğini Öğretti”: Rab Olarak Allah’ın Terbiye Edici Öğretimi Kur'an-ı Kerim ’in nüzul sürecini başlatan ilk hitap, sadece bir okuma emri değil; bir inşa çağrısıdır. Alak Suresi “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” buyruğuyla başlar; hemen ardından Allah’ın “kalemle öğreten” ve “insana bilmediğini öğreten” olduğu bildirilir. Bu tertip, öğretmenin Allah’ın Rab oluşunun bir tecellisi olduğunu gösterir. Bu makale, Allah’ın öğretmesini O’nun Rab (terbiye eden) vasfı merkezinde ele alarak; varlık, bilgi ve ahlâk boyutlarını bir bütün halinde değerlendirmektedir. 1. Rab Sıfatının Terbiyesi: Öğretmek, İnşa Etmektir “Rab” kelimesi sahiplikten öte, kademe kademe yetiştirme ve olgunlaştırma anlamı taşır. Allah’ın öğretmesi kuru bir bilgi aktarma değildir; kulunu adım adım kemale sevk eden bir terbiyedir. Kademeli Yetiştirme Alak Suresi’nde insanın “alak”tan yaratılması ile “kalemle öğretilmesi” arasında derin bir bağ vardır. Nasıl ki insan bedenen aşama aşama yaratılmışsa, ...

VAHİY "İlahi İletişim Ağı"

Resim
Vahiy: Varlığın Her Katmanına Nüfuz Eden İlahi İletişim Ağı Kur’ân’da vahiy (وحي), yalnızca peygamberlere indirilen kitaptan ibaret değildir. Kök anlamı itibarıyla hızlı, gizli, doğrudan iletim demektir. Bu iletim bazen bir şeriat, bazen bir ilham, bazen bir içgüdü, bazen de kozmik bir düzen emri olarak tecelli eder. Bu açıdan vahiy, varlığın her katmanına nüfuz eden bir ilahi iletişim ağıdır . Kur’ân’daki örnekleri birlikte düşündüğümüzde karşımıza geniş bir spektrum çıkar. 1. Fıtrî Vahiy: Bal Arısına Yönlendirme Kur'an-ı Kerim Nahl 68–69’da şöyle buyrulur: “Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları şeylerden evler edin…” Buradaki vahiy: Peygamberlik değildir Bilinçli bir tebliğ değildir Şeriat içermez Bu, yaratılış programının kodlanmasıdır. Arının yön bulma kabiliyeti, altıgen petek mimarisi, nektarı bala dönüştürme süreci Kur’ân diliyle “vahiy” olarak isimlendirilir. Demek ki vahiy, biyolojik içgüdü düzeyinde bile ilahi yönlendirmedir. 2. İlha...

Yazı, Adalet ve İlahi Eğitim ​📖

Resim
​📖 Yazı, Adalet ve İlahi Eğitim ​Kur’an’ın en uzun ayeti; bir mucize anlatmaz, bir peygamber kıssası tasvir etmez veya metafizik bir sahne kurgulamaz. Bakara Suresi 282. ayet, borç alıp verirken yazmayı emreder. Bu tercih, başlı başına sarsıcı bir mesajdır: Vahiy, insanın en çok tökezlediği, nefsin en çıplak kaldığı yere inmiştir: Menfaat ilişkileri. ​1. En Uzun Ayetin Ekonomiyle İmtihanı ​Borç; güveni sınar, güç dengelerini açığa çıkarır ve hafızayı zorlar. Kur’an bu noktada duygusallığa yer bırakmaz: “Yazın” der, “Şahit tutun” der, “Üşenmeyin” der. ​Bu sadece teknik bir muhasebe düzeni değildir; bu, adaletin kurumsallaşmasıdır. Hemen birkaç ayet öncesinde faizin (riba) kesin bir dille yasaklanması (Bakara 275-279), 282. ayeti daha anlamlı kılar.  Kur’an, sömürü düzenini yıkarken yerine sadece "sadaka" gibi gönüllü yardımları değil, hukukla korunan, faizsiz bir borçlanma sistemini koyar. ​2. “Yazmak” Ne Anlama Gelir? ​Arapça “ketebe” kökü sıradan bir fiil değil...