Kayıtlar

Gayb Haberleri Neden Benzetmelerle Anlatılır?

Resim
Gayb Haberleri Neden Benzetmelerle Anlatılır? Kur'an'da Gaybın Bildirilmesi, Temsil Dili, Kıssalar ve İnsan İdrakinin Sınırları Kur'an-ı Kerim'de "gayb" kavramı, çoğu zaman yalnızca geleceğe ait bilinmeyen olaylar şeklinde dar bir çerçevede anlaşılır. Oysa Kur'an'ın kendi anlam örgüsü incelendiğinde görülür ki gayb, zamansal bir kavram değil, bilgi boyutuyla ilgili bir kavramdır. Gayb; insanın mevcut duyuları, dolaysız tecrübesi ve gözlemsel tespiti dışında kalan her hakikattir. Bu nedenle melekler ve ahiret gibi duyular ötesi olgular da gaybtır, insanın kalbindeki niyet de gaybtır; hatta yaşanmış ve bitmiş olmasına rağmen bilgisine doğrudan erişemediğimiz tarih (geçmiş) de gaybtır. Kur'an'ın geçmiş peygamberlerin hayatını anlatırken "Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir." (Hûd, 49; Yûsuf, 102) demesi bu yüzdendir. Nûh'un, Yûsuf'un, Mûsâ'nın veya Meryem'in hayatı zaman akışı olarak geçmişte yaşanmıştır; fa...

Olağanın İhtişamı

Resim
  Olağanın İhtişamı  Mucizeyi Yanlış Yerde Aramak "Mucize" denildiğinde çoğumuzun zihninde doğa kanunlarının radikal bir biçimde askıya alındığı, fiziğin sustuğu olağanüstü sahneler canlanır. Ateşin yakmaması, ayın ikiye yarılması, denizin ikiye yarılması, kuru bir asanın canlı bir yılana dönüşmesi veya ölülerin dirilmesi gibi olaylar, popüler dindar algıda ilahî kudretin en büyük, hatta yegâne göstergeleri olarak kabul edilir. Bu bakış açısına göre bir olayın ilahî değer kazanması, onun "doğaüstü" olmasına bağlıdır. Fakat Kur'an-ı Kerim’e bütüncül bir perspektifle bakıldığında, ezber bozan bir durum ortaya çıkar. Vahiy, insanlığı en çok bu tür anlık ve istisnai olaylara değil; her gün, her saniye gözlerinin önünde gerçekleşen ama alışkanlık perdesi yüzünden sıradanlaşan olaylara bakmaya çağırır. Güneşin doğması, yağmurun inmesi, anne karnındaki embriyonun safha safha gelişmesi, kuşların gökyüzünde süzülmesi ve kupkuru bir topraktan rengârenk bitkilerin fışkırm...

Kalplerin Savaşı 🔥

Resim
Kalplerin Savaşı Cahiliye Taassubuna Karşı Allah'ın İndirdiği Sekine Kur'an-ı Kerim, insanlık tarihindeki büyük savaşların yalnızca meydanlarda değil, her şeyden önce kalplerde yaşandığını öğretir. Tarihin akışını değiştiren kırılmaların temelinde çoğu zaman kılıçlar değil; kibir, öfke, taassup ve hakikate karşı gösterilen direnç vardır. İnsan zaferi çoğu zaman karşı tarafı yenmek olarak görür. Oysa Kur'an'ın zafer anlayışı önce kalbin fethedilmesi ni, nefsin arındırılmasını esas alır. İlahi yardım da önce dış şartları değil, insanın iç dünyasını değiştirerek tecelli eder. Hiçbir medeniyet önce surlarını kaybetmedi. Hiçbir savaş önce meydanlarda başlamadı. Önce kalpler teslim oldu. İşte bu yüzden Kur'an, dışarıdaki düşmandan önce içerideki düşmanla mücadeleyi emreder. Bu iç düşmanın adı hamiyyetü'l-câhiliyye yani cahiliye taassubu dur. Allah, bu karanlık ruh hâlinin tam karşısına ise sekineyi, takvayı ve tevhidi yerleştirir. Bu büyük hakikat Fetih Suresi'ni...

NEBÎ'NİN BİLE SINIRLANMASI

Resim
  AHZÂB 50: “AKRABA KIZLARI” MESELESİ DEĞİL, NEBÎ'NİN BİLE SINIRLANMASI MESELESİDİR Giriş Kur'an'ın en çok yanlış anlaşılan ayetlerinden biri, Ahzâb Suresi 50. ayettir. Bu ayet çoğu zaman, "Son Nebî'ye özel ve sınırsız bir evlilik ayrıcalığı tanındığı" iddiasına delil olarak sunulur. Oysa ayet, dikkatle ve bütünlüğü içinde okunduğunda bunun tam tersini ortaya koymaktadır. Kur'an burada yeni bir imtiyaz üretmemekte; aksine, Son Nebî'nin en mahrem alanını bile ilahî hukukla kayıt altına almaktadır. Ayetin Maksadı Yeni Bir İzin Vermek Değildir Ayette amca, hala, dayı ve teyze kızlarının tek tek zikredilmesi, ilk bakışta bunlara özel bir ayrıcalık tanındığı izlenimini verebilir. Ancak tarihî ve fıkhî gerçeklik bunun böyle olmadığını gösterir. Bu akrabalar zaten İslam hukukunda nikâhı yasak olan kişiler arasında değildir. Dolayısıyla ayet, daha önce haram olan bir evliliği Son Nebî'ye helal kılmamaktadır. Öyleyse neden bu kadar ayrıntılı bir sayım ...

Kur'an'ın Doğa Dili ve Medeniyet Tasavvuru

Resim
  Kur'an'ın Doğa Dili ve Medeniyet Tasavvuru Vahyin Doğa Üzerinden İnşa Ettiği İnsan ve Toplum Düzeni Giriş Kur'an-ı Kerim asırlardır iki farklı uç yaklaşımla okunmaktadır. Bir kesim, tabiatla ilgili ayetleri yalnızca Allah'ın kudretini gösteren fizikî olaylar olarak değerlendirmiştir. Diğer bir kesim ise bu ayetleri modern bilimin haber verildiği mucize ifadeler olarak yorumlamaya çalışmıştır. Oysa Kur'an kendisini ne bir fizik ne de bir biyoloji kitabı olarak tanıtır. Kendisini "hidayet", "furkan", "hikmet", "rahmet" ve "insanlar için açıklama" olarak tanımlar. Aynı zamanda göklerde ve yerde bulunan bütün ayetlerin, düşünen, akleden ve ibret alan kimseler için birer işaret olduğunu tekrar tekrar bildirir. Bu durum bize önemli bir gerçeği göstermektedir. Kur'an'ın tabiatı anlatmasının asıl amacı tabiatı öğretmek değil, tabiat üzerinden insanı, toplumu ve medeniyeti öğretmektir. Kur'an'da geçen...

Kur'an'a Göre İnsan Neden En Ağır Yükü Taşıyor?

Resim
Kur'an-ı Kerim'de Kulluk ve Vebal Sorumluluğu: İradenin Sıkleti ve Es-Sekaleyn Hakikati Kur'an-ı Kerim'in kavramsal dünyası, modern insanın madde merkezli düşünme alışkanlığını sürekli kırar. Günümüz zihni "ağırlık" denildiğinde kilogramı, hacmi ve kütleyi düşünür. Kur'an ise aynı kelimeyi çoğu zaman insanın vicdanı, sorumluluğu ve ahirette taşıyacağı hesap için kullanır. Bu nedenle Kur'an'daki ثقل (sıklet) yalnızca fiziksel ağırlık değildir; insanın iradesinin meydana getirdiği manevi yoğunluğu ifade eder. Aynı şekilde حمل (haml) de sıradan bir yük taşımak değil, Allah'ın yüklediği emaneti, risaleti veya günahı omuzlamaktır. Kur'an'ın kavram haritasında asıl ağır olan beden değil; iradedir. 1. Kur'an'da Ağırlık Neden Kilogram Değildir? Kur'an'ın en dikkat çekici ifadelerinden biri şöyledir: "Şüphesiz sana ağır bir söz (قَوْلًا ثَقِيلًا) vahyedeceğiz." (Müzzemmil 5) Burada ağır olan kelimelerin te...

İndirilen Nura İman ve Aldanma Günü

Resim
  İndirilen Nûr, Aldanma Günü ve Nefsin Cimriliği: Teğâbün Sûresi’nin Bütüncül Okuması Teğâbün Sûresi, insanı çok boyutlu eksenlerde sarsan kozmik bir uyarı ve inşa metnidir. Sûre; imanın kaynağı (nûr), varoluşun son muhasebesi (teğâbün), en yakın ilişkilerin doğası (fitne) ve ahlâkın pratik sınavı (infak–nefis) arasında mekik dokur. Bu hatlar birlikte okunmadığında sûre parçalanır, ayetlerin birbirine bağlanan görünmez köprüleri kopar ve mesajın bütüncül gücü zayıflar. 1. İndirilen Nûr: Hakikatin Görünür Kılınması “…Allah’a, Resulüne ve indirdiğimiz nûra iman edin…” (Teğâbün, 64:8) Buradaki “nûr”, sadece sayfalar arasına sıkışmış tarihsel bir metin değildir. Kur’an kendisini “nûr” (ışık) olarak tanımladığında, bir bilgi nesnesinden değil, eşyanın ve varoluşun hakikatini aydınlatan aktif bir güçten bahseder. Nûr: Sadece neyin doğru olduğunu göstermez; aynı zamanda neyin sahte, geçici ve illüzyon olduğunu da açığa çıkarır. İnsan davranışının, dindarlık iddialarının ve kelimelerin a...