Kayıtlar

Ekim, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bu Nasıl Peygamber Çarşılarda Dolaşıyor

Resim
  ​📚 Kitap Yüklü Eşekler ve Çarşıda Dolaşan Peygamber: Dinin Hayattan Kopuşuna Eleştirel Bir Bakış ​Giriş: Hayatın İçindeki Peygamber ​Peygamber, hayatın tam kalbinde yürüyen bir insandı. Onun elbisesi tozlanırdı , pazarda dolaşır, yoksulun evine misafir olurdu. Çocukların başını okşar, komşularına selam verirdi. Onun tebliğ ettiği din, fildişi kulelerde yankılanan soyut bir felsefe değil; hayatın tam merkezinde atan, ete kemiğe bürünmüş bir bilinçti. ​Ancak bugün biz, o dini çarşılardan, sokaklardan, insanın günlük meşgalesinden çekip aldık. Onu kitapların arkasına, duvarların içine hapsettik. Din, artık insan kokusundan uzak , hayatla temassız, kuru bir bilgi yığınına dönüştü. Okuyoruz, ezberliyoruz, tartışıyoruz; ama ne yazık ki yaşamıyoruz ve anlamıyoruz . ​I. Kitap Yüklü Eşekler: Bilginin Ağırlığı ​Kur'an-ı Kerim, bu trajik hâli, tarihin en sarsıcı benzetmelerinden biriyle anlatır: ​“Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıya...

Beşerî İzlerin Ardından Gidenler

Resim
​⚖️ Beşerî İzlerin Ardından Gidenler: Yunus 28–29 Bağlamında Şirk İlişkisinin Çöküşü ​I. 🗣️ İki Tür Çağrı: Vahye Teslimiyet mi, Beşerî Otorite mi? ​Kur’an, insanlığı iki ana kaynağa yapılan çağrı konusunda net bir ayrıma tabi tutar: ​ Allah’ın Kelamına Çağıranlar: İnsanı tevhide , yani yalnızca Allah’a yönelişe davet eder. Bu çağrı özgürleştiricidir ve "kul olma" bilincini besler. ​ Beşerî Ototiterin İzine Çağıranlar: İnsanı şirke , yani insanı insana kul kılan bir sisteme davet eder. Bu çağrı bağımlı hale getirir ve "kulluk sistemi"ni üretir. ​Bu ayrım bugün de geçerlidir: Müslüman , doğrudan vahye teslim olandır. Müşrik ise—dini bir kisveye bürünmüş olsa dahi—bir lidere, bir mezhebe, bir şeyhe veya beşerî bir otoriteye davet edendir. ​II. 💔 Ahirette Bağların Çözülüşü: Şirk İlişkisinin Sonu ​Yunus Suresi'nin 28–29. ayetleri, bu dünyevî, sahte bağların Kıyamet Günü nasıl çözüleceğini tasvir eder: ​ “O gün onları hepsini bir araya toplayacağız...

Islık çalmak (mukâ) ve El çırpmak (tasdiye) 

Resim
Enfâl 35'teki Ritüel Eleştirisi: Mukâ ve Tasdiye'nin Kur'anî Anlamı ​Giriş: Kutsal Eylemin Biçimsel Dökülüşü ​Kur’an-ı Kerim’in Enfâl Sûresi 35. ayeti çarpıcı bir ritüel eleştirisi sunar: ​“Onların Beyt yanındaki salâtları, yalnızca ıslık çalmak (mukâ) ve el çırpmaktan (tasdiye) ibarettir.” (Enfâl, 8/35) ​Bu ayet, Mekkeli müşriklerin Kâbe çevresindeki ibadet pratiğini ironik bir dille tasvir ederken, ibadetin özünden koparak anlamsız bir gürültü ve gösteriye dönüşmesini eleştirmektedir. Ayetteki "salât" kelimesinin bu bağlamda kullanılması, görünürdeki bir dindarlığın içtenlik ve bilinçten yoksunluğunu vurgular. ​I. Kavramsal Tahrifat: "Salât"tan "Mukâ" ve "Tasdiye"ye ​Kur’an'da "salât" kavramı, genellikle bilinçli yöneliş, Allah ile bağ kurma, teslimiyet ve öğretiyi canlı tutma anlamlarını taşır (örneğin: 6/162, 11/87). Enfâl 35 ise bu yüce anlamın tam tersini gösterir: ​ Mukâ (Islık Çalma): Dinin, ruhani derinli...

Mekke Dindarlığı 📜

Resim
​📜 Vahiy Gelmeden Önce Mekke Dindarlığı: Şekil ve Şirk Arasında Bir Analiz ​I. Allah'a İnanıyorlardı... Ama O'na Güvenmiyorlardı 🎯 ​Kur’an’ın ilk nazil olduğu şehir olan Mekke, sanılanın aksine dinsizlerin değil, katı dindarların şehriydi.  Mekke müşrikleri, bugünün modern insanından farklı olarak, Yüce bir Yaratıcı'nın varlığını reddetmiyorlardı. ​Kur’an bu gerçeği defalarca teyit eder: ​ “Andolsun onlara: ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan, mutlaka ‘Allah’ derler.” (Lokman 25) ​ Sorun iman eksikliği değil, tevhid eksikliğiydi. Allah’ı yüce yaratıcı (Hâlık) olarak kabul ediyorlar, fakat O'nun hayata karışmasına, yönetmesine ve hükmetmesine (Melik, Hâkim) izin vermiyorlardı.  Yaratmayı Allah'a, yönetmeyi ise kendi “ortak koştukları ilahlara” ve yerleşik sistemlerine bırakmışlardı. ​ Anahtar Duruş: Onlar için Allah, sadece “kozmik bir başlangıç noktasıydı,” günlük hayatın otoritesi değil. ​II. Ritüel Vardı, Anlam Yoktu: Kâbe'nin Etra...

Süslenmiş Sesler, Susturulmuş Anlamlar ​📖

Resim
​📖 Süslenmiş Sesler, Susturulmuş Anlamlar: Kur’an’ı Dinlemek mi, Düşünmek mi? ​I. Makamın Gölgesinde Kaybolan Kitap ​Bugün Kur’an, sesiyle yüceltilen fakat ironik bir şekilde sesiyle susturulan bir kitaba dönüştü. ​Biri onu güzel bir makamla okuduğunda "ne güzel ses!", "maşallah ne tilavet!" nidaları yükselir. O an, dinleyici kitlenin bilinci değil, sadece estetik algısı tatmin edilir. Ancak aynı ayetler anlamıyla, sorgulayıcı bir bilinçle ele alındığında rahatsızlık başlar: "Bu kadar sorgulama!", "O kadar da derinleşme!", "Sen kim oluyorsun da ayeti yorumluyorsun?" ​Kur’an, anlaşılmak için değil, adeta fon müziği gibi dinlenmek için açılıyor artık. Oysa Yüce Allah, bu durumu net bir uyarıyla tersine çevirir: ​ “Onlar Kur’an üzerinde hiç düşünmezler mi? Yoksa kalplerinin üzerinde kilitler mi var?” (Muhammed, 47/24) Bu ayet, okuyuşun değil, düşünüşün esas olduğunu; tilavetin zirvesinin, tefekkürün derinliği olduğunu hatırlatı...

Islah Maskesi Altında Fesat

Resim
  ​🧭 Islah Maskesi Altında Fesat: Bakara 2/11 Üzerine Bir Tahlil ​ “Onlara: ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!’ denildiğinde, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler.”  (Bakara, 2/11)   ​I. Giriş: Bozgunculuğun Islah Sanrısı ​Kur’an’ın bu kısa ama derin ayeti, insanın en karmaşık çelişkisini özetler: Kendini düzeltici (ıslah edici) sanarken aslında bozgunculuk (fesat) yapma hâli. Bu, yalnızca bireysel bir ahlaki zaaf değil; toplumsal, ekonomik ve politik bir körlüktür. Zira insan, yaptığı yanlışın farkında olduğunda pişman olabilir; fakat yanlışını "doğru" sanıyorsa, orada hakikatin sesi susturulmuştur. ​II. Fesat: Düzenin Özünden Uzaklaşmak ve Mizanı Bozmak ​Arapça “fesad” kökü, bir şeyin fıtratından sapması, bozulması anlamına gelir. Kur’an’da fesat; adaletin, merhametin ve ölçünün (mîzan) bozulduğu yerde başlar. ​Dolayısıyla "bozgunculuk" yalnızca savaş, yıkım ya da kan dökmek değildir; adaleti çarpıtmak, hakkı manipüle etmek, ölçüyü kaybetmek de fesat t...

Hayatın Sahnesinde Büyük İmtihan

Resim
​🌌 Mülk Suresi 1–4: Hayatın Sahnesinde Büyük İmtihan ​Ayetler: Mübarektir O’nun eliyle hükümranlık (mülk) olan; O, her şeye gücü yetendir. ​O ki, hanginizin amelce daha güzel olduğunu denemek için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak üstün ve çok bağışlayandır. O, yedi göğü birbiriyle uyum içinde yaratmıştır. Rahmân’ın yaratışında bir tutarsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Bir bozukluk görebiliyor musun? ​Sonra tekrar tekrar bak; gözün yorgun düşer, ama bir kusur bulamazsın. ​ 🔹 1. Mülk Kimin? İmtihanın Ön Sözü ​Sure, zihnimizdeki “ben merkezli mülk” anlayışını sarsan en temel kelimeyle başlar: Mülk (Egemenlik). ​ Gerçek hükümranlık (Mülk), sen değil; hayatın da ölümün de sahibi olan Yalnız O'nundur. ​İlk ayet, gücün kaynağını tanımlarken; ikinci ayet bu Sonsuz Gücün Amacını ilan eder: ​ “Hanginizin amelce daha güzel olduğunu denemek.” ​Hayat, bir güç gösterisi değil, bir Ahlaki Sınav alanıdır. Bu bağlamda: ​ Ölüm: Son değil, Asıl Başlangıçtır. ​ Hayat: ...

Bir Sineğin Gölgesinde

Resim
  ​ Bir Sineğin Gölgesinde Tanrılık Taslayan İnsan ​ (Hac Suresi 73. Ayet Üzerine Modern Bir Okuma) ​ [72] "Kendilerine âyetlerimiz açık açık okunduğunda, inkârcıların yüzlerindeki hoşnutsuzluğu hemen fark edersin. Kendilerine âyetlerimizi okuyanlara neredeyse saldıracaklar. Onlara de ki: “Size şimdi bundan daha vahim olanı haber vereyim mi? Ateş! Allah onu inkâr edenler için belirledi. Ne kötü bir sondur o!” ​ [73] “Ey insanlar! Size bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin: Sizin Allah’tan başka çağırdıklarınız, hepsi bir araya gelseler dahi bir sinek bile yaratamazlar! Ve eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, onu ondan geri alamazlar. Hem isteyen güçsüz, hem istenen.” ​ [74] “Onlar Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, mutlak galiptir.” (Hac, 22/72-74) ​I. Hakikate Karşı Çıplak Öfke ve Sinek Misali ​ayet, tevhid (birleme) mesajını dinleyen inkârcının ilk tepkisini resmeder: öfke ve saldırganlık . Hakikat, nefsani arzuları putl...

SAĞLAM KALELER ve KESİLEN AĞAÇLAR

Resim
SAĞLAM KALELER, KESİLEN AĞAÇLAR VE EKONOMİNİN İLAHİ SINAVI ​Kur’an’da Güven, Direniş ve Boykotun Anlamı ​I. Sağlam Kalelere Sığınanlar:  Güvenin Kaynağı Kimdir? ​Kur’an, insanın temel güvenlik arayışını anlatırken "kaleler" ve "sığınaklar" metaforunu sıkça kullanır. Yahudilerin Medine’deki durumu bu konuda çarpıcı bir örnektir: ​“Allah’ın onları sürgüne göndereceğini sanmıyorlardı. Onlar kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını zannediyorlardı. Fakat Allah’ın emri onlara hiç ummadıkları yerden geldi.” (Haşr, 59/2) ​Bu ayet, güvenin maddi yapılara, servete, askeri veya siyasî güce bağlanmasının bir tür ilah edinme, yani şirk olduğunu bildirir. Buradaki “Sağlam kale” , sadece taş ve sur değildir; modern kapitalin, ekonomik üstünlüğün, stratejik ittifakların ve teknolojinin sembolüdür. ​Kur’an’ın eleştirisi, bu yapıların varlığına değil, mutlak güvenin Allah’tan başka bir şeye yöneltilmesine yöneliktir. Bugün de aynı “kale mantığı” sürmektedir: askeri te...

Allah Yolunda Ölenlere Ölü Demeyin

Resim
  ​🌿 Allah Yolunda Ölenlere Ölü Demeyin: Diriliğin Gerçek Anlamı ​ (Bakara 2/153–157 Bağlamında Bir Değerlendirme) ​Giriş: Sabır, Şuur ve İlahi İmtihan ​Bakara Suresi’nin 153. ayetiyle başlayan pasaj, inanan topluluğa en ağır kriz, kayıp ve savaş anlarında dahi korunması gereken temel bilinç hâlini öğretir: ​“Ey iman edenler! Sabır ve salât ile yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (2/153) ​Bu ilahi çağrıdaki “sabır ve salât” kavramları, yalnızca pasif bir dayanıklılık veya şekilsel bir ibadet değil; ilahi ilke ile kesintisiz irtibatı sürdürme ve vahyin öğretisini zihinde ve eylemde diri tutma çabasıdır. Bu bilinç (şuur), insanın kriz anında dahi yönünü Allah’a çevirebilme kararlılığıdır. ​Hemen ardından gelen 154. ayet, bu bilincin ulaştığı doruk noktasına işaret eder: ​“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler; fakat siz farkında değilsiniz.” ​Bu ifade, sabırla ve şuurla yürüyen bir topluluğun, karşılaştığı ölümü b...

Yeryüzünde Dolaşmak ve Fark Etmek

Resim
  🌍 Yeryüzünde Dolaşmak ve Fark Etmek: Akleden Kalbin Uyanışı ​ Giriş: Kur’an’da bilgi, salt bir zihinsel faaliyet olarak değil; ahlaki, vicdani ve derin bir idrak olarak tanımlanır. Bu anlayışın merkezinde, yalnızca düşünceyi değil, aynı zamanda hissedişi ve idraki de içeren “akleden kalp” kavramı yer alır. Özellikle Hac Suresi 22:46. ayeti, bu idrakin yeryüzündeki bir ibret yolculuğu ile nasıl kazanılacağını göstererek, bilginin yerini ve kaynağını yeniden tanımlar. ​1. Kalp, Aklın Merkezidir: Bilginin Vicdani Boyutu ​Kur’an, “akletme” eylemini sürekli olarak kalple ilişkilendirir: ​“Onların kalpleri vardır ama onlarla akletmezler.” (A’râf 7:179) ​Bu yaklaşım, aklın donuk bir zeka değil, uyanmış bir vicdan olduğunu vurgular. Gerçek akletmek, yalnızca mantıksal çıkarımlar yapmak değil; doğruyu hissedebilmek, ahlaki gerçekliğe karşı içsel bir duyarlılık geliştirmektir. Akıl, kalple bütünleştiğinde hikmete dönüşür. ​2. Hac 22:46: Dolaşmak, İbret Almaktır ​Hac Suresi, in...

İMTİHAN VE HALİFELİK

Resim
  İMTİHAN VE HALİFELİK: KENDİNİ BİLMEKLE YERYÜZÜNÜN EMANETİ ARASINDA ​Giriş: Bilginin Değil, Bilincin Açığa Çıkışı ​Kur’an’da sıklıkla geçen “imtihan” (بلاء / ابتلاء) ve “halife kılmak” (خلف) kavramları, genellikle yüzeysel biçimde “Allah’ın kullarını sınaması” ve “insanı yeryüzüne egemen kılması” şeklinde yorumlanır. Oysa bu ifadeler, yalnızca bir güç ilişkisini değil; bilincin açığa çıkışını ve sorumluluğun sürekliliğini anlatan temel varoluşsal meselelerdir. ​Kur’an’a göre Allah, “her şeyi bilendir” (Alîm). Dolayısıyla denemek, bilmediğini öğrenmek için değil; insanın kendini bilmesi içindir. Aynı şekilde, halifelik bir “saltanat” ya da “hükmetme yetkisi” değil, emanetin kuşaktan kuşağa taşınması anlamına gelir. ​1. İmtihanın Odak Noktası: Kendini Keşif ​Kur’an’da Allah’ın “denediği” ifadesi, ilahî bir bilgi edinme eylemi değil, insan açısından bir potansiyeli açığa çıkarma eylemidir: ​ “O, hanginizin daha güzel iş yaptığını denemek için ölümü ve hayatı yaratmıştır...