Kayıtlar

"Mele" Psikolojisi

Resim
  "Mele" Psikolojisi ve Sistemik Direnç Kur’an-ı Kerim, tevhid mücadelesini anlatırken meseleyi sadece bir "inanç-inançsızlık" düzlemine hapsetmez. Vahyin karşısında duran blok, rastgele bir kalabalık değil; ekonomik, siyasi ve sosyal sermayeyi elinde tutan, Kur’an’ın "Mele" (الملأ) olarak tanımladığı seçkinler sınıfıdır. Kelime anlamı itibariyle "bir yeri dolduran, göze çarpan" demek olan bu zümre, aslında her çağın "statüko muhafızlarını" temsil eder. 1. Sistemin Bekçileri: "Biz Atalarımızı Bir Yol Üzerinde Bulduk" Mele’nin en temel karakteristiği, hakikatin doğruluğuna değil, düzenin devamlılığına odaklanmasıdır. Onlar için değişim bir tehdittir. Kur’an bu refleksi şöyle özetler: "Senden önce de hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek, oranın lüks içinde yaşayan şımarık ileri gelenleri (mütrefûha) mutlaka şöyle demişlerdir: 'Biz babalarımızı bir ümmet (din, yol) üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uymaktayız...

VEKİL KILINAN ÖLÜM MELEĞİ

Resim
  SİZE VEKİL KILINAN ÖLÜM MELEĞİ 🧩 Resûl ve Vekil: Aynı İlahi Yetkinin İki Yüzü Kur’an’da ölüm melekleri için kullanılan iki ana nitelendirme vardır: “resûl” ve “vekîl” . Bu iki kavram, sanıldığı gibi farklı rolleri değil; aynı ilahî görevin iki tamamlayıcı boyutunu ifade eder. Resûl, mesajın iletilme yönünü; vekil ise yetki ve icra yönünü temsil eder. Ölüm hadisesi, bu iki kavramın birleştiği yerde gerçekleşir. 📖 “Size Vekil Kılınan Ölüm Meleği” (Secde 32:11) “De ki: Size vekil kılınmış olan Ölüm Meleği , canınızı alacak; sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.” Bu ayet, ölüm meleğinin konumunu netleştirir: O, bağımsız bir güç değil , yetkilendirilmiş bir memurdur. Vekâlet, kendi adına tasarruf değil; asıl iradenin sınırları içinde hareket demektir. Bu yönüyle ölüm meleği: Karar vermez, uygular Zaman tayin etmez, tayin edileni icra eder Sahiplenmez, teslim eder Bu tam olarak bir hukuk dili dir. Ölüm, burada metafizik bir kaos değil; yetki devri yapılmış resmî bir işlem...

Şuayb’ın Medyen’i ile Musa’nın Medyen’i

Resim
  Kur’an’da Medyen Helâk, Sessizlik ve Aynı Coğrafyada Farklı Kaderler Giriş: Mekân Sabit, Kader Değişken Kur’an kıssalarında mekânlar, tarihin pasif dekorları değil; ahlâkın tezahür ettiği sahnelerdir . Medyen de bu bağlamda, Kur’an’da iki büyük anlatıya ev sahipliği yapar: Nebimiz Şuayb’ın uyarısı ve helâki, Nebimiz Musa’nın hicreti ve inşası. Geleneksel okumalar bu iki anlatıyı aynı zaman dilimine sıkıştırarak, Musa’nın kayınpederini doğrudan Şuayb ile özdeşleştirir. Ancak Kur’an’ın edebî, kronolojik ve kavramsal disiplini bu özdeşliği zorunlu kılmaz; hatta metin içi göstergeler, bunun problemli olduğunu düşündürür. Medyen anlatısını helâk–sessizlik–yeniden inşa ekseninde okuyarak, Kur’an’ın zaman, mekân ve insan ilişkisini nasıl titizlikle ördüğünü gösterelim. 1. “Kardeşleri Şuayb”: Soydaşlık, Aidiyet ve Helâkin Mantığı Kur’an, Nebimiz Şuayb’ı tanıtırken özellikle şu ifadeyi kullanır: “Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik.” (A‘raf 7:85, Hud 11:84) Buradaki “kard...

Kur’an’da "Farz Kılınma" Kavramı

Resim
  Kur’an’da Farz Kılınma Kavramı  Kur’ân-ı Kerîm’de dinî yükümlülükler, klasik fıkıh literatüründe yerleşmiş olan ef’âl-i mükellefîn (farz, vacip, sünnet, mendup vb.) tasnifinden ziyade; hitap, misak (ahd) ve fıtrat eksenli bir dil üzerinden inşa edilir. Kur’an’ın emir kipleri, “ketebe” (yazıldı/farz kılındı), “vasiyet”, “ahd” ve “hudûd” gibi kavramlarla kurduğu bağlayıcılık, kul ile Rabbi arasındaki ilişkiyi salt bir hukukî zorunluluk olmaktan çıkararak, derin bir varoluş sözleşmesi hâline dönüştürür. 1. “Farz” Kelimesinin Kur’an’daki Semantik Sınırları Klasik fıkıhta “terki azabı gerektiren kesin emir” şeklinde tanımlanan farz kavramı, Kur’an’da teknik bir ibadet terimi olarak değil; kök anlamı olan takdir etmek, paylaştırmak, ölçü koymak ve sınır belirlemek manalarında kullanılır. a) Hükmün Kesinleşmesi “Allah, peygamberine farz kıldığı (فَرَضَ اللَّهُ) şeylerde ona bir güçlük çıkarmaz.” (Ahzâb, 33:38) Bu ayette farz, ilahî ölçünün meşruiyetini ve bağlayıcılığını ifa...

Kur’an’ın Farz Kılınması

Resim
  İlahi Vaadin ve Sorumluluğun Dengesi Kasas Suresi 85. Ayet Çerçevesinde Kur’an’ı Farz Edinmek Kasas Suresi’nin 85. ayeti, Kur’an’da nadir görülen bir yoğunlukla hem yükümlülüğü , hem teselliyi , hem de istikameti tek cümlede birleştirir. Ayet, doğrudan Son Nebimiz Muhammed’e (selam üzerine olsun) hitap etse de, taşıdığı ilke itibarıyla Kur’an’ı hayatına merkez alan herkes için evrensel bir yasayı ilan eder: “Şüphesiz sana Kur’an’ı farz kılan, elbette seni dönülecek yere döndürecektir. De ki: ‘Kimin doğru yolda olduğunu, kimin açık bir sapkınlık içinde olduğunu Rabbim daha iyi bilir.’” (Kasas 28:85) Bu ayet, vahyin insana verdiği sözü değil; insandan talep ettiği bedeli esas alır. Ardından da bu bedelin karşılıksız kalmayacağını bildirir. 1. Kur’an’ın “Farz” Kılınması: Metin Değil, Yük Ayetin “ Sana Kur’an’ı farz kılan ” ifadesi, Kur’an’ın mahiyetine dair temel bir düzeltme yapar. Kur’an: Sadece okunacak bir kitap değil, Sadece inanılacak bir öğreti değil, Taşı...

1400 Yıl Önce Belirlediği Dişil Kimlik

Resim
Kur’an’ın 1400 Yıl Önce Belirlediği Dişil Kimlik ​Giriş: Bilgi mi, Sezgi mi? ​Bugün biyoloji biliminin kesin olarak ortaya koyduğu gerçek şudur: Bal üreten işçi arıların tamamı dişidir. Erkek arıların (dronlar) bal üretme, kovan inşa etme veya koloni düzenini sağlama gibi bir fonksiyonu yoktur; görevleri yalnızca üremeyle sınırlıdır. ​Bu bilgi; ​ Mikroskop olmadan, ​ Genetik yapı ve koloni davranışları çözülmeden, ​ Entomoloji (böcek bilimi) gelişmeden bilinemezdi. ​Buna rağmen Kur’an-ı Kerim, Nahl Suresi 68–69. ayetlerde arıya hitap ederken bu biyolojik gerçeği dilin en hassas imkânlarıyla mühürlemiştir. Dilin Şifresi: Dişil Fiillerin Sessiz Tanıklığı ​Arapça, gramer yapısı gereği cinsiyet ayrımını en kesin biçimde yapan dillerden biridir. Nahl Suresi’nde arıya verilen emirlerde kullanılan fiillerin tamamı müennes (dişil) kalıptadır: Fiil Anlamı  Gramer Yapısı İttehizî             Edin  Dişil Emir Kulî ...

İlahi İkazlar Karşısında İnsanın Gafleti

Resim
​İlahi İkazlar Karşısında İnsanın Gafleti ​ ​Kur’an-ı Kerim’de "imtihan" kavramı, sadece bir deneme değil; insanın özündeki iyilik ve kötülüğü birbirinden ayıran ilahi bir eleme sürecidir.  Tevbe Suresi 126. ayet, bu sürecin belirli aralıklarla tekrarlandığını ve insanın bu sarsıntılar karşısındaki tutumunu ibretlik bir şekilde gözler önüne serer.  ​1. Fitne: Özü Tortudan Ayıklama İşlemi ​Ayette geçen "yuftenûn" kelimesinin kökeni olan fitne , esasen altının ateşe atılarak içindeki yabancı maddelerden temizlenmesi demektir. Bu bağlamda Kur’an’daki sınanma, Allah’ın kulunu ateşe atıp yakması değil, kulun içindeki sahtelikleri yakıp saf olanı (sıdkı) ortaya çıkarmasıdır. ​Bu süreçte şu temel ilkeler işler: ​ Ayrışma: Hak ile batılın, samimi mümin ile ikiyüzlü münafığın birbirinden tefrik edilmesi. ​ Açığa Çıkma: Kişinin dille söylediği "inandım" sözünün, hayatın zorlukları karşısında ne kadar karşılığı olduğunun ispatlanması. ​2. Sınanmanın Mahi...