Kayıtlar

Kur’an’da "Farz Kılınma" Kavramı

Resim
  Kur’an’da Farz Kılınma Kavramı  Kur’ân-ı Kerîm’de dinî yükümlülükler, klasik fıkıh literatüründe yerleşmiş olan ef’âl-i mükellefîn (farz, vacip, sünnet, mendup vb.) tasnifinden ziyade; hitap, misak (ahd) ve fıtrat eksenli bir dil üzerinden inşa edilir. Kur’an’ın emir kipleri, “ketebe” (yazıldı/farz kılındı), “vasiyet”, “ahd” ve “hudûd” gibi kavramlarla kurduğu bağlayıcılık, kul ile Rabbi arasındaki ilişkiyi salt bir hukukî zorunluluk olmaktan çıkararak, derin bir varoluş sözleşmesi hâline dönüştürür. 1. “Farz” Kelimesinin Kur’an’daki Semantik Sınırları Klasik fıkıhta “terki azabı gerektiren kesin emir” şeklinde tanımlanan farz kavramı, Kur’an’da teknik bir ibadet terimi olarak değil; kök anlamı olan takdir etmek, paylaştırmak, ölçü koymak ve sınır belirlemek manalarında kullanılır. a) Hükmün Kesinleşmesi “Allah, peygamberine farz kıldığı (فَرَضَ اللَّهُ) şeylerde ona bir güçlük çıkarmaz.” (Ahzâb, 33:38) Bu ayette farz, ilahî ölçünün meşruiyetini ve bağlayıcılığını ifa...

Kur’an’ın Farz Kılınması

Resim
  İlahi Vaadin ve Sorumluluğun Dengesi Kasas Suresi 85. Ayet Çerçevesinde Kur’an’ı Farz Edinmek Kasas Suresi’nin 85. ayeti, Kur’an’da nadir görülen bir yoğunlukla hem yükümlülüğü , hem teselliyi , hem de istikameti tek cümlede birleştirir. Ayet, doğrudan Son Nebimiz Muhammed’e (selam üzerine olsun) hitap etse de, taşıdığı ilke itibarıyla Kur’an’ı hayatına merkez alan herkes için evrensel bir yasayı ilan eder: “Şüphesiz sana Kur’an’ı farz kılan, elbette seni dönülecek yere döndürecektir. De ki: ‘Kimin doğru yolda olduğunu, kimin açık bir sapkınlık içinde olduğunu Rabbim daha iyi bilir.’” (Kasas 28:85) Bu ayet, vahyin insana verdiği sözü değil; insandan talep ettiği bedeli esas alır. Ardından da bu bedelin karşılıksız kalmayacağını bildirir. 1. Kur’an’ın “Farz” Kılınması: Metin Değil, Yük Ayetin “ Sana Kur’an’ı farz kılan ” ifadesi, Kur’an’ın mahiyetine dair temel bir düzeltme yapar. Kur’an: Sadece okunacak bir kitap değil, Sadece inanılacak bir öğreti değil, Taşı...

1400 Yıl Önce Belirlediği Dişil Kimlik

Resim
Kur’an’ın 1400 Yıl Önce Belirlediği Dişil Kimlik ​Giriş: Bilgi mi, Sezgi mi? ​Bugün biyoloji biliminin kesin olarak ortaya koyduğu gerçek şudur: Bal üreten işçi arıların tamamı dişidir. Erkek arıların (dronlar) bal üretme, kovan inşa etme veya koloni düzenini sağlama gibi bir fonksiyonu yoktur; görevleri yalnızca üremeyle sınırlıdır. ​Bu bilgi; ​ Mikroskop olmadan, ​ Genetik yapı ve koloni davranışları çözülmeden, ​ Entomoloji (böcek bilimi) gelişmeden bilinemezdi. ​Buna rağmen Kur’an-ı Kerim, Nahl Suresi 68–69. ayetlerde arıya hitap ederken bu biyolojik gerçeği dilin en hassas imkânlarıyla mühürlemiştir. Dilin Şifresi: Dişil Fiillerin Sessiz Tanıklığı ​Arapça, gramer yapısı gereği cinsiyet ayrımını en kesin biçimde yapan dillerden biridir. Nahl Suresi’nde arıya verilen emirlerde kullanılan fiillerin tamamı müennes (dişil) kalıptadır: Fiil Anlamı  Gramer Yapısı İttehizî             Edin  Dişil Emir Kulî ...

İlahi İkazlar Karşısında İnsanın Gafleti

Resim
​İlahi İkazlar Karşısında İnsanın Gafleti ​ ​Kur’an-ı Kerim’de "imtihan" kavramı, sadece bir deneme değil; insanın özündeki iyilik ve kötülüğü birbirinden ayıran ilahi bir eleme sürecidir.  Tevbe Suresi 126. ayet, bu sürecin belirli aralıklarla tekrarlandığını ve insanın bu sarsıntılar karşısındaki tutumunu ibretlik bir şekilde gözler önüne serer.  ​1. Fitne: Özü Tortudan Ayıklama İşlemi ​Ayette geçen "yuftenûn" kelimesinin kökeni olan fitne , esasen altının ateşe atılarak içindeki yabancı maddelerden temizlenmesi demektir. Bu bağlamda Kur’an’daki sınanma, Allah’ın kulunu ateşe atıp yakması değil, kulun içindeki sahtelikleri yakıp saf olanı (sıdkı) ortaya çıkarmasıdır. ​Bu süreçte şu temel ilkeler işler: ​ Ayrışma: Hak ile batılın, samimi mümin ile ikiyüzlü münafığın birbirinden tefrik edilmesi. ​ Açığa Çıkma: Kişinin dille söylediği "inandım" sözünün, hayatın zorlukları karşısında ne kadar karşılığı olduğunun ispatlanması. ​2. Sınanmanın Mahi...

Kur’an’da Cehennem Tasvirleri

Resim
  Kur’an’da Cehennem Tasvirleri: Ahiret Mekânından Dünyadaki Bilinç Çöküşüne Giriş: Kur’an Neyi Tasvir Eder? Kur’an’daki cehennem anlatıları çoğu zaman sadece geleceğe ait fiziksel bir mekân gibi okunur. Oysa ayetlerin dili dikkatle incelendiğinde cehennem; sadece gidilecek bir yer değil, yaşanan bir hâl, bilincin, ahlakın ve hakikat algısının çöküşü olarak sunulur. Kur’an, insanın şu anda dünyada deneyimlediği psikolojik ve ahlaki süreçleri "cehennem diliyle" anlatır. Bu bir benzetme değil; dünya ve ahiretin aynı hakikatin iki farklı boyutu olduğu gerçeğidir. 1. Cehennem "Yakmak"tan Önce "Şaşırtır" Kur’an’da cehennem bedeni yakmadan önce zihni ve istikamet algısını dağıtır. Müddessir Suresi 28. ayette geçen “Ne bırakır ne geri çevirir” ifadesi, fiziksel bir ateşten ziyade insanı olduğu hâlde tutmayan ve eski (fıtratındaki) hâline döndürmeyen bir süreci tarif eder. Bu, geri dönüşü olmayan bir bilinç kaybıdır. Hakikati defalarca görüp inkâr eden, yanlışta ...

Sekar: Levha, Ateş ve Kaçışı Olmayan İlâhî İşleyiş

Resim
Sekar: Levha, Ateş ve Kaçışı Olmayan İlâhî İşleyiş Bilinen Bir Olgu – Açığa Çıkan Bir Hakikat Kur’ân’da cehennem anlatımı, salt bir korkutma dili değil; insanın hakikatle zorunlu yüzleşmesini sağlayan çok katmanlı bir işleyiş olarak sunulur. Bu anlatımın merkez kavramlarından biri, yalnızca Müddessir Suresi’nde geçen **“Sekar”**dır. Sekar, Kur’ân’ın başka ayetlerinde dağıtılmış cehennem tasvirlerini kendisinde toplayan, onları anlamlandıran çekirdek bir kavram niteliği taşır. Müddessir 31’de özellikle şu ifade yer alır: “Bu (19), kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesi içindir…” Bu cümle, Sekar anlatısının muhatap kitlesinin herkesle aynı olmadığını açıkça ortaya koyar. Burada Kur’ân, Ehl-i Kitap’a özgü bir tanınırlık alanına hitap eder. 1. Sekar’ın Temel Niteliği: “Ne Bırakır Ne Yok Eder” Sekar, Müddessir 28–29’da şöyle tanımlanır: “Ne bırakır ne de yok eder. Beşer için levvâhadır.” Bu ifade, Kur’ân’daki diğer cehennem ayetleriyle birlikte okunduğunda öne...

Hakikati Perdeleyen Akıl

Resim
  Hakikati Perdeleyen Akıl ve İnkârın Zihinsel Mekanizması Kur’an-ı Kerim, insanı yalnızca davranışlarıyla değil; o davranışları üreten zihinsel tutumlarla da yüzleştirir. İnkârı, sadece “inanmamak” olarak değil; hakikati bilinçli biçimde yeniden yorumlama süreci olarak ele alır. Bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri, Tûr Suresi 44. ayettir: “Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, ‘üst üste yığılmış bulutlardır’ derler.” Bu ayet, meselenin delil eksikliği değil, yorumlama niyeti olduğunu açıkça ortaya koyar. 1. Ayetin Söylediği Şey: Görmemek Değil, Görmek İstememek Ayetin dikkat çekici yönü şudur: İnkârcılar görmüyor değildir ; aksine, son derece sarsıcı bir olaya bizzat tanık olurlar. Gökten düşen şey sıradan bir görüntü değil, ayetin ifadesiyle “kisfan” , yani bütünden kopmuş, ağır ve tehditkâr bir parçadır. Buna rağmen verilen tepki nettir: “Bu sadece üst üste yığılmış bir bulut.” Burada inkâr, olayın varlığını değil; anlamını reddeder. Hakikat, zararsız ...