Kayıtlar

Kur’an’da Cehennem Tasvirleri

Resim
  Kur’an’da Cehennem Tasvirleri: Ahiret Mekânından Dünyadaki Bilinç Çöküşüne Giriş: Kur’an Neyi Tasvir Eder? Kur’an’daki cehennem anlatıları çoğu zaman sadece geleceğe ait fiziksel bir mekân gibi okunur. Oysa ayetlerin dili dikkatle incelendiğinde cehennem; sadece gidilecek bir yer değil, yaşanan bir hâl, bilincin, ahlakın ve hakikat algısının çöküşü olarak sunulur. Kur’an, insanın şu anda dünyada deneyimlediği psikolojik ve ahlaki süreçleri "cehennem diliyle" anlatır. Bu bir benzetme değil; dünya ve ahiretin aynı hakikatin iki farklı boyutu olduğu gerçeğidir. 1. Cehennem "Yakmak"tan Önce "Şaşırtır" Kur’an’da cehennem bedeni yakmadan önce zihni ve istikamet algısını dağıtır. Müddessir Suresi 28. ayette geçen “Ne bırakır ne geri çevirir” ifadesi, fiziksel bir ateşten ziyade insanı olduğu hâlde tutmayan ve eski (fıtratındaki) hâline döndürmeyen bir süreci tarif eder. Bu, geri dönüşü olmayan bir bilinç kaybıdır. Hakikati defalarca görüp inkâr eden, yanlışta ...

Sekar: Levha, Ateş ve Kaçışı Olmayan İlâhî İşleyiş

Resim
Sekar: Levha, Ateş ve Kaçışı Olmayan İlâhî İşleyiş Bilinen Bir Olgu – Açığa Çıkan Bir Hakikat Kur’ân’da cehennem anlatımı, salt bir korkutma dili değil; insanın hakikatle zorunlu yüzleşmesini sağlayan çok katmanlı bir işleyiş olarak sunulur. Bu anlatımın merkez kavramlarından biri, yalnızca Müddessir Suresi’nde geçen **“Sekar”**dır. Sekar, Kur’ân’ın başka ayetlerinde dağıtılmış cehennem tasvirlerini kendisinde toplayan, onları anlamlandıran çekirdek bir kavram niteliği taşır. Müddessir 31’de özellikle şu ifade yer alır: “Bu (19), kendilerine kitap verilenlerin kesin bilgi edinmesi içindir…” Bu cümle, Sekar anlatısının muhatap kitlesinin herkesle aynı olmadığını açıkça ortaya koyar. Burada Kur’ân, Ehl-i Kitap’a özgü bir tanınırlık alanına hitap eder. 1. Sekar’ın Temel Niteliği: “Ne Bırakır Ne Yok Eder” Sekar, Müddessir 28–29’da şöyle tanımlanır: “Ne bırakır ne de yok eder. Beşer için levvâhadır.” Bu ifade, Kur’ân’daki diğer cehennem ayetleriyle birlikte okunduğunda öne...

Hakikati Perdeleyen Akıl

Resim
  Hakikati Perdeleyen Akıl ve İnkârın Zihinsel Mekanizması Kur’an-ı Kerim, insanı yalnızca davranışlarıyla değil; o davranışları üreten zihinsel tutumlarla da yüzleştirir. İnkârı, sadece “inanmamak” olarak değil; hakikati bilinçli biçimde yeniden yorumlama süreci olarak ele alır. Bu yaklaşımın en çarpıcı örneklerinden biri, Tûr Suresi 44. ayettir: “Gökten bir parçanın düştüğünü görseler, ‘üst üste yığılmış bulutlardır’ derler.” Bu ayet, meselenin delil eksikliği değil, yorumlama niyeti olduğunu açıkça ortaya koyar. 1. Ayetin Söylediği Şey: Görmemek Değil, Görmek İstememek Ayetin dikkat çekici yönü şudur: İnkârcılar görmüyor değildir ; aksine, son derece sarsıcı bir olaya bizzat tanık olurlar. Gökten düşen şey sıradan bir görüntü değil, ayetin ifadesiyle “kisfan” , yani bütünden kopmuş, ağır ve tehditkâr bir parçadır. Buna rağmen verilen tepki nettir: “Bu sadece üst üste yığılmış bir bulut.” Burada inkâr, olayın varlığını değil; anlamını reddeder. Hakikat, zararsız ...

Salât’ın Kadim Hattı

Resim
  Salât’ın Kadim Hattı: Nuh’un Gemisinden İbrahim’in Kıyamına Kur’an’da İstikamet, Ahd ve Tevhid Mirası Kur’an, tarihi olayların kronolojik dizilimiyle ilgilenmez; onun derdi istikamettir . Bu yüzden kıssalar, birbirinden kopuk anlatılar değil; aynı hakikatin farklı zamanlarda aldığı biçimlerdir . Salât-ı İbrâhîmiyye de bir şahıs yüceltmesi değil, kesintisiz bir tevhid hattının bilinçli hatırlatılmasıdır . Bu hat, Nuh’un gemisinde başlar, İbrahim’in kıyamında billurlaşır ve Muhammed (as) ile evrensel çağrıya dönüşür. 1. Nuh’tan İbrahim’e: “Selâm” ile Kurulan Süreklilik Kur’an, İbrahim’i tarih sahnesine yalnız ve kopuk bir figür olarak çıkarmaz. Aksine onun bir mirasın vârisi olduğunu açıkça söyler: “Şüphesiz ki o (İbrahim), Nuh’un şîasındandı. ” (Sâffât 37:83) Buradaki şîa , soy veya grup adı değil; aynı ahde sadakat , aynı tevhid yönelimi demektir. Bu süreklilik, iki büyük “selâm” ile mühürlenir: “Âlemler içinde Nuh’a selâm olsun!” (37:79) “İbrahim’e de selâm olsun!...

Sekar, Kamer ve On Dokuz

Resim
  Sekar, Kamer ve On Dokuz: Müddessir Suresi’nde Zaman, Yazı ve İlahi Ölçünün Gizli Hafızası** Özet Bu makale, Kur’ân’ın Müddessir Suresi’nde yer alan “üzerinde on dokuz vardır” (74:30) ifadesini, klasik tefsirlerdeki dar çerçevenin ötesine taşıyarak; zaman (Kamer), ateş (Sekar), yazı (levh), harf, melek ve imtihan ekseninde bütüncül bir okuma önermektedir. Çalışma, Mezopotamya yazı geleneği ve kil tabletlerin ateşle kalıcılaştırılması pratiğini dikkate alarak, 19 sayısının matematiksel bir veri değil; vahyin tarihsel hafızasına, bilginin yazımsal taşıyıcılığına ve ilahi düzenin ölçülülüğüne işaret eden semantik bir eşik olduğunu savunmaktadır. 1. Giriş: Müddessir Suresi ve Ayıklayıcı Dil Müddessir Suresi, Kur’ân’ın erken döneminde inmiş; uyarı, yüzleştirme ve ayıklama işlevi yüksek bir metindir. Sure, “Ey örtüsüne bürünen, kalk ve uyar” hitabıyla başlar ve insanı, örtülerini kaldırmaya zorlayan bir bilinç sürecine sokar. Bu bağlamda surede geçen her unsur, bilgi vermekten...

Haber Vermek ve Şirk

Resim
  Haber Vermek ve Şirk: Bilginin Kaynağı Üzerinden Tevhid Eleştirisi Şirk, Yanlış Kaynaktan Bilgi Almaktır Kur’an’da şirk çoğu zaman putlara tapmak üzerinden anlatılır; ancak daha derin bir okumada, şirkin asıl mahiyetinin otoriteyi yanlış yere vermek olduğu görülür. Bu otoritenin en kritik alanı ise bilgi ve haber dir. Çünkü insan, neye inanacağını, neye güveneceğini ve nasıl yönleneceğini aldığı “haber” üzerinden belirler. Fâtır Suresi 14. ayet, bu noktada çarpıcı bir teşhis koyar: “Eğer onları çağırırsanız, çağrınızı işitmezler. İşitmiş olsalar bile size cevap veremezler. Kıyamet günü, kendilerine yakıştırdığınız şirki reddederler. Sana, Her Şeyden Haberdar Olan’ın haber verdiği gibi hiç kimse haber veremez.” Bu ayet, şirki sadece bir tapınma biçimi olarak değil, bilgiye dair bir sapma olarak ele alır. 1. Çağrı ve Haber Arasındaki İlişki Ayet “çağırmak” fiiliyle başlar. Çağrı, aslında bir iletişim beklentisi dir. İnsan, çağırdığı varlıktan bir karşılık, bir yönlendi...

Yükselen Kelimeler

Resim
  Yükselen Kelimeler ve Taşıyıcı Eylemler: Kelimu’t-Tayyib Üzerine Bir Analiz Kur’an’ın kavram dünyasında bazı ifadeler, ilk bakışta yalın birer ahlaki öğüt gibi görünse de derinlemesine incelendiğinde varlık, dil ve insan psikolojisi arasında kurulmuş devasa bir köprü olduğu anlaşılır. Bu kavramların başında, Fâtır Suresi 10. ayette zikredilen “Kelimu’t-Tayyib” gelir: “Güzel söz O’na yükselir; salih amel ise onu yükseltir.” (Fâtır 35/10) Bu ifade, sıradan bir hitabet kuralı değil; sözün niyetle, niyetin eylemle ve eylemin mutlak hakikatle olan kopmaz bağının formülüdür. 1. "Kelime" Değil "Kelim": Bir Söylem İnşası Ayet, tekil bir ifadeyi karşılayan "kelime" yerine, çoğul ve bir bütünlük arz eden "kelim" ifadesini kullanır. Bu dilsel tercih, meselenin anlık bir parlamadan ibaret olmadığını gösterir. "Kelim", insanın dil dünyası, hayat felsefesi ve süreklilik arz eden söylem karakteridir. Bir kez söylenen güzel bir sözden ziyade; bir ...