Kayıtlar

Hak Arayışının Dili

Resim
  Sesini Duyuran Kadın ve Sessizliği Bozan İlahi Adalet Kur’an-ı Kerim’in 58. suresi olan Mücâdele Suresi, ismini yalnızca bir kelimeden değil, insanlık tarihinin en temel ihtiyaçlarından biri olan "hak arama bilincinden" alır. Surenin nüzul ortamı ve içeriği incelendiğinde, İslam’ın bireysel dindarlıktan öte, sosyal adaleti ve ev içindeki zulmün tasfiyesini nasıl merkeze aldığı açıkça görülür. Hak Arayışının Dili: "C-D-L" Kelime kökeni itibarıyla c-d-l (mücadele), kaba bir kavga ya da bağırma değil; delillere dayalı, kararlı ve sarsılmaz bir savunma demektir. Bu sure, bir kadının haksızlığa karşı gösterdiği direnişle başlar. Ayetin ifadesiyle, Allah bir kadının kocasını şikâyetini ve seninle (Peygamberle) olan tartışmasını "işitmiştir." Bu başlangıç, teolojik bir devrimdir: Gökyüzünün kapıları, ev içindeki bir haksızlığın feryadıyla açılmaktadır. Geleneğin Kutsallaştırılmasına Karşı İlahi Müdahale Surenin ilk bölümünde ele alınan Zıhâr meselesi, dönemi...

İman ve Sadakat Sınavı

Resim
İman ve Sadakat Sınavı İslam düşünce atlasında her sure, insanın varoluş serüvenine dair bir pencere açar. Mümtehine Suresi , adını aldığı "imtihan" (sınanma) kavramıyla, inancın sadece zihni bir onay değil, toplumsal ve bireysel hayatta somutlaşan bir sadakat pratiği olduğunu ilan eder. Kök anlamı olan "saflaştırma" ve "gerçek yüzü ortaya çıkarma" eylemi, surenin tüm ayetlerine sinmiş durumdadır. 1. Kalbin Pusulası: Dostluk ve Mesafe Surenin başlangıcı, müminin duygusal ve siyasal koordinatlarını belirler. "Benim düşmanımı ve sizin düşmanınızı dost edinmeyin" (60/1) uyarısı, bir nefret söylemi değil, bir kimlik muhafazasıdır. Hakikate savaş açan ideolojilerle kurulacak kontrolsüz gönül bağları, imanın saflığını zedeler. Burada kritik olan, insanlarla insani ilişkiler kurmak değil; değerler dünyasını, değerlerini yok etmeye çalışanlara teslim etmemektir. 2. İbrahimî Tavır: Ayrışma ve Nezaket Sure, Hz. İbrahim’i bir model olarak sunar. İbrahim ...

Ertelenen Ama İptal Edilmeyen Hakikat

Resim
  Ertelenen Ama İptal Edilmeyen Hakikat İnsan zihni, alışkanlıkların ve gündelik rutinin içinde "gerçekliği" sadece gördüğü ve dokunduğu şeylerden ibaret sanma eğilimindedir. Oysa Kur’an-ı Kerim’in en sarsıcı hitaplarından biri olan Hâkka Suresi , bu sahte güvenlik algısını kökünden sarsar. Sure, adını aldığı "Hâkka" kelimesiyle bizi; kaçınılması imkânsız, hükmü kesinleşmiş ve inkarı mümkün olmayan o büyük hakikatle yüzleştirir. Zihni Sarsan Soru: "Nedir O Hâkka?" Surenin girişi, edebi bir sanatın ötesinde pedagojik bir şok dalgasıdır. "Hâkka nedir? Hâkka’nın ne olduğunu sana ne bildirdi?" soruları, muhatabın dikkatini dağıldığı yerden zorla toplar. Bu, sadece bir kıyamet tasviri değil; insanın "yalan" sandığı her şeyin aslında tek gerçek olduğunu ilan eden bir uyandırma servisidir. Tarihin Tanıklığı: Gücün Çöküşü Hâkka Suresi, iddiasını sadece geleceğe dair bir haberle değil, geçmişin somut enkazıyla destekler. Âd ve Semûd kavimlerin...

RÜKÛ: KİBRİN KIRILDIĞI EŞİK

Resim
  RÜKÛ: KİBRİN KIRILDIĞI EŞİK Teslimiyet Öncesi Benliğin Çöküşü Üzerine İnsan çoğu zaman Allah’a inanır; fakat kendinden vazgeçmez . Diliyle teslim olur, fakat zihninde hâlâ ölçüyü kendi koyar. İşte Kur’an’ın asıl mücadelesi tam burada başlar. Çünkü Kur’an’a göre en tehlikeli put, taş ya da heykel değildir; kibirle tahkim edilmiş benliktir . Rükû, bu gizli putun hedef alındığı ilk eştir. O bir beden hareketi değil; iktidarın el değiştirmesidir . Kim hükmeder? Kim ölçü koyar? Kim mutlak kabul edilir? Rükû bu sorulara verilen fiilî cevaptır. 1. RÜKÛ: SADECE BEDENSEL BİR EĞİLİŞ DEĞİL  Kur’an’da rükû, salt fiziksel bir eğilme olarak sunulmaz. Rükû, insanın kendini merkeze koymaktan vazgeçmesi , ölçüyü dışarıdan –Allah’tan– kabul etmesidir. Bu nedenle rükû, istikbârın (büyüklük taslamanın) tam karşısında durur. İstikbâr “eğilmem” demektir. Rükû ise “artık direnmeyeceğim” itirafıdır. Kur’an’da İblîs’in suçu secde etmemesi kadar, eğilmeyi reddetmesidir . Gerekçesi nettir: ...

SERVET Ayeti Nasıl Susturuldu? Kur’an’dan Hadis Meşruiyeti Devşirme Sanatı

Resim
  FEY, SERVETİN DOLAŞIMI VE OTORİTE “Allah’ın, beldeler halkından Resûlü’ne verdiği feyler; aranızda yalnızca zenginler arasında dolaşan bir servet olmasın diye; Allah’a, Resûl’e, yakınlara, yetimlere, miskinlere ve yolcuya aittir. Resûl size ne verdiyse onu alın, sizi neden men ettiyse ondan vazgeçin. Allah’a karşı takvâ sahibi olun. Şüphesiz Allah’ın azabı şiddetlidir.” (Haşr 59/7) Bu ayet, tarih boyunca yalnızca bir ganimet/fey düzenlemesi olarak değil; iktisadî adalet , servetin dolaşımı , siyasal-ahlâkî otorite ve daha da önemlisi Resûl’ün söz ve uygulamalarının bağlayıcılığı tartışmalarının merkezine yerleştirilmiştir. Ancak bu merkezîlik, ayetin bağlamından koparılarak başka bir alana –özellikle hadislerin mutlak delil kılınması alanına– taşındığında ciddi bir epistemolojik kırılma üretmiştir. Bu makale, Haşr 7 ayetinin ne söylediğini , ne söylemediğini ve nasıl başka bir şeye dönüştürüldüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. 1. FEY NEDİR? AYET NEYİ DÜZENLİYOR? Fey, Kur’...

Sarsıcı Bir Bilinç Uyandırma Yöntemi

Resim
  Firavun Düzeni Üzerinden Bir Uyanış Analizi Kur’an-ı Kerim’de Firavun ve kavminin başına gelenler, genellikle sadece bir "helâk hikâyesi" olarak okunur. Ancak A‘râf Suresi’ndeki detaylara daha yakından bakıldığında, karşımıza ilahi bir cezalandırmadan ziyade, sarsıcı bir bilinç uyandırma yöntemi çıkar. 1. Kademeli Sarsıntı: "Bitirmek" Değil, "Uyarmak" A‘râf Suresi 130. ayet, sürecin niyetini açıkça ortaya koyar: “...ki öğüt alsınlar.” Eğer amaç doğrudan yok etmek olsaydı, helâk bir anda gerçekleşirdi. Oysa süreç; yıllar süren kuraklık ve ürün eksikliğiyle başlar. Bu bir pedagojik uyarıdır. İlahi irade, toplumu bir kerede yıkmak yerine, onlara konfor alanlarını terk edip sistemlerini sorgulayacakları "ara duraklar" sunar. 2. Zulmün Aynası Olarak Felaketler Mısır halkının başına gelen tufan, çekirge, haşerat ve kan gibi musibetler rastgele seçilmiş doğa olayları değildir. Her biri, Firavun düzeninin çarpıklıklarına tutulmuş birer aynadır: Su K...

Kitaplığın Kutsanması ⚠️

Resim
  Kitaplıkla Övünen Dindarlık: Kur’an’a Karşı Kurulan Sessiz İktidar Duvar dolusu kitaplar… Cilt cilt tefsirler, şerhler, haşiyeler, risaleler… Ve bu kitaplığın önünde poz veren din-i-darlar , şeyhler, hocalar. Bir soru soralım — sarsıcı ama zorunlu : Eğer din anlaşılmak için bu kadar kitaba muhtaçsa, Allah neden tek bir kitap indirdi? ⚠️ Sorun kitapta değil, kitaplığın kutsanmasında. Kur’an mı Açık, Yoksa Anlaşılamaz mı? Kur’an kendini nasıl tanımlar? “Apaçık bir kitaptır” “Öğüt almak isteyen için kolaylaştırılmıştır” “İnsanlar düşünsün diye indirilmiştir” Peki bugünkü din dili ne diyor? “Bu ayeti herkes anlayamaz.” “Bunun için 30 yıl ilim gerekir.” “Şu hocayı okumadan Kur’an’a yaklaşma.” ⚠️ Bu söylem Kur’an’ı değil, insanları büyütür. Kitaplık Dindarlığı: Bilgi mi, İktidar mı? Kitapla övünmek masum değildir. Çünkü mesaj şudur: “Ben biliyorum, sen bilemezsin.” “Ben okudum, sen sus.” “Ben aracıyım, sen muhtaç.” Bu, tevhid değil , bu bilginin ilahlaştırılm...