Mestûr Hakikati
Varlık Levhasındaki Gizli Satırlar: Mestûr Hakikati
İnsanlık tarihi boyunca kâinatı anlamlandırmak üzere ortaya atılan “makine”, “kaos”, “tesadüf” veya “tabiat” gibi kavramsal diziler, Kur’ân’ın sunduğu varlık tasavvurunun yanında sönük kalmaktadır. Kur’ân, varlığı rastgele akışların toplamı değil; ilahî ilmin satırlarına kaydedilmiş bir nizam, bir mestûr (satırlanmış) hakikat olarak tanımlar.
Bu hakikat, Kezâlik (işte böyle hükmedildi), Kitap, Kader, Hüküm, Sünnetullah ve Kalem kavramlarıyla birlikte çalışır.
Kur’an’ın “mestûr” beyanları, yaratılışın ilm-i ilahide bir yazılım (kitab) ile sabit bulunduğunu ve bu yazılımın vahiy, tarih, hukuk, ilim ve kader alanlarında tecelli ettiğini bildirir.
1. Vahyin Satırları: Tur Suresi ve Kalemin Gizli İzleri
Bu yazılmışlık, mushaf sayfalarına inmeden evvel ilimde, kaderde ve emirde mevcuttur. Kur’ân’ın ilmi “kayıt” ile başlar. Vahiy bu kaydın açığa çıkmış halidir; insana “okuma” yetkisi verilen satırlardır.
2. Tarihin Sünnetullah’a Bağlanması: İsra 58 ve Medeniyetlerin Kaderi
“Bu, kitapta mestûr idi.” (İsra 58)
Bu ifade tarih felsefesini kökten değiştirir. Medeniyetlerin yükseliş ve çöküşü tesadüf, güç dengesi veya ekonomik döngülerle açıklanamaz; bunlar olsa olsa Sünnetullah’ın zahirî sebepleridir. Zulme sapmış toplumların helâki veya dönüşümü, ilahî bir mizanın sonucudur. O mizan Kitap’ta mestûrdur; yani hüküm çok önceden bağlanmıştır.
Tarih bu yazılımın dışavurumudur.
3. Hudud ve Mizan: Ahzab 6’da İçtimaî Hukukun İlâhî Kayıtı
Ahzab Suresi’nin “Kitapta mestûr” kaydı, sosyal düzenin keyfiyetine değil, ilahî takdiri ve hukukî nizamına işaret eder. Aile, miras ve akrabalık hukuku; insanın kurduğu geçici sözleşmeler değil, varlık düzeninin hududlarıdır. Bu hududlar bozulduğunda yalnız toplum değil, mizan da bozulur. Bu yüzden Kur’ân, hukuku yalnızca dünyevî düzenleme değil, kozmik bir denge olarak sunar.
4. Perdenin Arkasındaki Yazı: İsra 45 ve Mestûriyet
“Hicaben mestûrâ” ifadesi kelimeyi bu kez ilmi bir bağlama taşır. Hakikat oradadır; fakat onun satırlarına erişim niyet, ihlâs, yetki ve basiret şartına bağlıdır. Burada “mestûr”, yalnızca yazılmışlık değil, aynı zamanda örtülmüşlük demektir. Bilgi saklı değil; okuyucu seleksiyonu vardır. Kur’ân’ın “Allah kalplerini mühürler” söylemi, bu ilmi perdelenmenin temelidir.
5. Kader, Kör Bir Alın Yazısı Değil; Yazılmış Bir Hikmettir
Kur’an’ın “mestûr” söylemiyle açtığı kapı, kaderi pasif bir yazgı olmaktan çıkarır; onu hikmetle dizilmiş ilahî program haline getirir.
-
Vahiy: yazılımın tebliğidir.
-
Tarih: Sünnetullah’ın işleyiş kayıtlarıdır.
-
Hukuk: Hududullah’ın toplumsal karşılığıdır.
-
Basiret: bu satırları okuma maharetidir.
İnsan, başıboş bir varlık değil; yazılmış satırlarda yürüyen, fakat o satırları nasıl okuyacağına ve nasıl karşılık vereceğine dair sorumluluk taşıyan bir iradedir.
Sonuç: Mestûr’un Bize Öğrettiği
“Kitapta mestûr” ifadesi, Kur’ân’ın kozmik iddiasını özetler:
Varlık kayıtlıdır.Kayıt hikmetlidir.Hikmet mizana bağlıdır.Mizan hukukla korunur.Hukuk tarihte tecelli eder.Tarih basiretle okunur.
Bu nedenle insanlık, Kur’ân’ın çağrısını sadece bir dinin daveti olarak değil; varlığın yazılımına dair açıklama olarak okumadığı sürece eksik görmeye mahkûmdur.
UYARI / HATIRLATMA

Yorumlar
Yorum Gönder