Kayıtlar

DİN etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ayetler ile Öğrenilmeyen Din Ne Üretir?

Resim
Allah’ın Ayetleriyle Öğrenilmeyen Din Ne Üretir? Din Bilgi Değil, Kaynak Meselesidir İslam’da sorun çoğu zaman “neye inanıldığı” değil, neyden öğrenildiği meselesidir. Aynı kavramlar, aynı ibadet isimleri, aynı kutsal kelimeler kullanılır; fakat kaynak değiştiğinde ortaya çıkan şey artık Allah’ın dini değil, Allah adına kurulmuş bir dindir. Kur’an, bu ayrımı baştan koyar: Din, yalnızca Allah’ın indirdiği ayetlerle inşa edildiğinde haktır. Bunun dışındaki her şey, ne kadar yaygın ve köklü olursa olsun sorgulanmaya muhtaçtır. 1. Ölçünün Kaybı: Hak ile Batıl Arasındaki Terazinin Bozulması Kur’an, kendisini “furkân” yani ayırıcı ölçü olarak tanımlar. Dini Allah’ın ayetleri yerine gelenek, rivayet veya otorite figürleri üzerinden öğrenen bir zihin, bu ölçüyü yitirir. Artık doğru; ayete göre değil, “bize böyle öğretildi” denilene göre belirlenir. Bu durum, dindarlığın içini boşaltır ve onu alışkanlık temelli bir ritüel setine indirger. Ölçünün kaybı, sadece bireysel bir hata değildir; toplum...

Din Adına İnşa Edilen Paradoks

Resim
​Şifa mı, Yük mü? Din Adına İnşa Edilen Paradoks ​Günümüzde modern insanın inançla kurduğu bağın zayıflaması üzerine bitmek bilmeyen tartışmalar yapılıyor. Muhafazakar camialar ve dini otoriteler, bir parmak sallama eşliğinde aynı soruyu soruyor: “Gençler neden dinden uzaklaşıyor?” ​Oysa bu sorunun içinde gizli bir kibir ve büyük bir körlük var. Çünkü mesele insanların inançtan kopması değil; dinin yerine ikame edilen, yapay, baskıcı ve her yerinden çelişki akan o devasa sisteme karşı bir "vicdan grevi" başlatmış olmalarıdır. ​Din mi, Kontrol Mekanizması mı? ​Kur’an-ı Kerim, insanı ayağa kaldırmak, ona onurunu hatırlatmak ve akıl ile özgür iradeyi merkeze almak için geldi. Vahyin özünde bir "şifa" ve "kolaylık" vurgusu vardır. Ancak yüzyıllar içerisinde bu berrak su; rivayetlerin, mezhep fanatizminin ve kutsallaştırılmış otoritelerin elinde bulandırıldı. ​Gelinen noktada karşımızda iki farklı tablo var: ​ Vahyin Dini: Akla hitap eder, sorumluluk ...

Masalcı Zihniyetin Dini ⚠️

Resim
   Masalcı Zihniyetin Dini Müteşâbih Üzerinden Yapılan Büyük Sapma Kur’an, insanı hakikate çağırmak için indirilmiş bir hidayet kitabıdır ; masal kitabı değil. Ne var ki tarih boyunca din, bilinç inşa eden ilkeler bütünü olmaktan çıkarılıp; cinler, periler, kanatlı yaratıklar, görünmez varlıklar ve fantastik anlatılar etrafında dönen bir mitolojiye dönüştürüldü. Bu dönüşüm tesadüf değildir. Bu, Kur’an’ın uyardığı çok net bir sapma biçimidir. Müteşâbih: Benzetme mi, Nesne mi? Kur’an’da ayetler ikiye ayrılır: muhkem ve müteşâbih . Muhkem olanlar açık, ilkesel ve yön vericidir. Müteşâbih olanlar ise temsil, benzetme ve soyut anlatım içerir. Sorun tam da burada başlar. Kur’an, müteşâbihi hakikate götüren bir anlatım aracı olarak kullanırken; zihinleri şekilci olanlar benzetilenin kendisini mutlaklaştırdı. Yani işaret edilen anlam bırakıldı, işaretin kendisi kutsallaştırıldı . Cin dendi, görünmeyen varlık icat edildi. Melek dendi, kanatlı figürler çizildi. Şeytan dendi, b...

Allah’a ve Mesajına Yapılan En Büyük Haksızlık

Resim
​Allah’a ve Mesajına Yapılan En Büyük Haksızlık: Yalnız O Anılınca Daralan Zihin ​Mesele İçerik Değil, Otoritedir ​Kur’an ayetleri okunduğunda sergilenen o meşhur direncin sebebi, ayetin ne söylediğinden ziyade, sözün sahibidir. Ayet, Allah’tan geldiğini ve mutlak otorite olduğunu ilan ettiği an huzursuzluk başlar. Tuhaftır ki; bu huzursuzluk, Allah’ın ismi beşerî otoritelerle yan yana zikredildiğinde yerini bir "rahatlamaya" bırakır. ​Kur’an bu psikolojik bariyeri şöyle teşhis eder: ​“Allah, tek başına anıldığı zaman ahirete inanmayanların kalpleri daralır; ama O’ndan başkaları anıldığında hemen sevinirler.” ( Zümer 39/45 ) ​1. Allah’ın "Yalnız" Anılması Neden Tehdit Edicidir? ​Allah’ın tek otorite olarak anılması; aracıların devre dışı kalması, geleneksel silsilelerin sarsılması ve insan sözünün "kutsal" zırhından soyunması demektir. Müşrik yapı Allah’ı inkâr etmez; aksine O’nu paylaşır. Çünkü paylaşılan bir otorite; denetlenebilir, yönlendir...

Namazı kim öğretti ❓️

Resim
​NÜSUK, MENÂSİK VE SALÂT: ​Ritüelin Araç, Vahyin Amaç Olduğu Gerçeği ​1. Soruyu Doğru Sormadan Cevap Gelmez ​Kur’an’da namazın şekli, rekâtı veya teknik dizilişi açık bir ritüel şeması olarak tarif edilmez. Buna rağmen geleneksel zihin şu soruda kilitlenir: "Peygamber namaz kıldıysa, bu namazın şekli Kur’an’da neden yazmıyor?" ​Bu soru eksiktir. Doğru soru şudur: Peygamber, vahyin emrettiği SALÂTI neden ve hangi araçla ikame etti? Cevap bizi doğrudan "Nüsuk" ve "Mensek" kavramlarına, yani arınma disiplinlerine götürür. ​2. Nüsuk ve Mensek: Arınma Teknolojisi ​2.1. Kök Anlam (N–S–K) ​Arapça'da Nüsuk , altın ve gümüşün yüksek ateşte eritilerek içindeki tortulardan arındırılması, saf hâle getirilmesi işlemidir. Bu bir "durum" değil, bir süreçtir . ​ Mensek: Bu arınmanın uygulandığı yer, zaman ve yöntemdir. ​ Maide 4 ve "Allah’ın Öğretmesi": Kur'an, eğitilmiş av hayvanlarından bahsederken "Allah’ın size öğrettiği ...

ŞİRKİN EN SESSİZ BİÇİMİ

Resim
​ ŞİRKİN EN SESSİZ BİÇİMİ: DİN ADINA HÜKÜM KOYMAK ​ GÖRÜNMEZ PUTLARIN İNŞASI Şirk, çoğu zaman heykeller, putlar ve açık tapınmalar üzerinden düşünülür. Oysa Kur’an’ın en sert uyarıları, gözle görülen putlara değil; zihinde kurulan otoritelere yöneliktir. Şûrâ Suresi 21. ayet, bu bağlamda Kur’an’ın en kritik ayetlerinden biridir. Çünkü bu ayet, şirkin sadece bir ibadet hatası değil, bir otorite gaspı olduğunu ilan eder. ​ 1. AYETTEKİ TEMEL SUÇLAMA: ‘DİN İCAT ETMEK’ ​Ayetin merkezinde yer alan “Onlar için dinden bir şeyler şeriatlaştırdılar” ( şerau lehum min ed-dîn ) ifadesi, Kur’an’ın suçladığı asıl eylemi ortaya koyar. Burada hedef alınan kitle inançsızlar veya Allah’ı inkâr edenler değildir. Aksine, Allah’ın ismini kullanarak O’nun söylemediğini söyleyen, O’nun indirmediğini dinleştiren ve böylece Allah’ın yetkisini paylaşanlardır. Kur’an’a göre din adına hüküm üretmek, şirkin en yalın tanımıdır. ​ 2. “ORTAKLAR” KİMDİR? PUT DEĞİL, OTORİTE ​Ayetin kullandığı “şürekâ / ortakla...

Göğe Bakma Durağı 👀💥

Resim
​Göğe Bakma Durağı 👀💥 Mülk Suresi 4. Ayet ve Bilginin Sınırları ​Gökyüzüne baktığımızda ne görürüz? Kimimiz için sadece parlayan yıldızlar, kimimiz için uçsuz bucaksız bir karanlık, bilim insanları içinse devasa bir matematiksel denklem...  Kur’an-ı Kerim, Mülk Suresi’nde bizi tam da bu noktaya davet eder: "Bak" der, "Bir daha bak." Ama bu bakışın sonunda bizi şaşırtıcı bir final bekler. ​1. "Bir Daha Bak": Bitmeyen Bir Keşif Yolculuğu ​Mülk Suresi 3. ve 4. ayetlerde Allah, göklerin kusursuz bir uyumla yaratıldığını söyler ve insanın bu düzende bir eksiklik aramasını ister. Ayet, "Bakışını tekrar tekrar çevir" diyerek bizi adeta bilimsel bir araştırmaya teşvik eder. ​Buradaki mesaj açıktır: Evreni incelemekten, teleskoplarımızı en uzağa çevirmekten çekinmeyin. Ancak ayetin sonunda sarsıcı bir tespit vardır: "Bakışın sana aciz ve yorgun olarak geri dönecektir." Bu, "Bakma, göremezsin" demek değildir; aksine "Ne k...

KÜLTÜRÜ DİNLEŞTİRMENİN TEHLİKESİ

Resim
  🕊️ DİN VE KÜLTÜR: ETKİLEŞİM, AYRIŞMA VE KÜLTÜRÜ DİNLEŞTİRMENİN TEHLİKESİ Din ve kültür, insanlık tarihinin en güçlü iki belirleyici alanıdır. Din, insanın varlık, anlam, ahlak ve sorumluluk sorularına ilahi bir referansla cevap verirken; kültür, insanın yaşadığı çevre içinde ürettiği dil, gelenek, sanat, hukuk ve davranış kalıplarının bütünüdür. Tarih boyunca bu iki alanın tamamen yalıtılmış olması mümkün olmamıştır. Din kültürle temas eder, kültür dinden etkilenir. Ancak burada hayati bir ayrım vardır: din ile kültürün etkileşimi kaçınılmazdır; fakat kültürün dinleştirilmesi son derece tehlikelidir. Bu makalede din–kültür ilişkisi üç temel eksende ele alınacaktır: etkileşimin doğallığı, ayrımın zorunluluğu ve kültürü dinleştirmenin doğurduğu yapısal riskler. 1. DİN VE KÜLTÜR: KAVRAMSAL AYRIM Din , kaynağı itibarıyla beşerî değil, aşkındır. İlahi vahye dayanır ve evrensel bir iddia taşır. Zamanlar, toplumlar ve coğrafyalar üstü ilkeler sunar. Adalet, tevhid, ahlak, sorumluluk ve...

Korku Propagandasına Karşı Psikolojik Direnç 

Resim
  Korku Propagandasına Karşı Psikolojik Direnç ve İlahi Yasaya Güven ​ Tevbe Suresi'nin 51. ayeti ("De ki: 'Bize, Allah’ın bizim için yazdığından (ketebe) başka hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlâ’mızdır. O halde müminler yalnız O’na tevekkül etsinler.'"), Müslüman toplumun iç tehdit olan münafıkların korkutma kampanyalarına karşı psikolojik ve ahlaki bir savunma hattı kuran, aktif tevekkülü öğreten bir mesajdır. ​I. Suredeki Temel Bağlam: Siyasi Bir Özne Olarak Toplum ​Tevbe Suresi, Medine döneminde inmiş olup, Müslümanların siyasi bir güç hâline geldiği, savaş, ittifaklar ve iç tehditlerle (münafıklar) mücadele ettiği bir döneme aittir. ​ Temel Çatışma Alanı: Toplumsal düzeni ve güvenliği içeriden sabote eden, ikiyüzlü bir tutum sergileyen münafıklar . ​ Münafıkların Stratejisi (49–50. Ayetler): ​ Korku Yayma (49): "Bize izin ver, fitneye düşürme" diyerek savaştan kaçma ve toplumu tereddüde düşürme. ​ Moral Bozma (50): Müminlere gelen i...

Kur'an Kelimelerinin Anlamın Aslına Dönüşü

Resim
​📖 Kur'an'da Kelimelerin Tanımı ve Anlamın Aslına Dönüş Metodolojisi ​Bir kavramın Kur'an'daki tanımı, kökü ve uygulaması üzerine yapılan bu inceleme, kelimenin kökenine dönmeden hakikate ulaşılamayacağı tezi üzerine kurulmuştur. Kur'an dili, anlamı koruyan bir ilahi sistemdir. ​💡 Giriş: Kelimenin Köküne Dönmeden Hakikate Ulaşılamaz ​Kur'an'daki bir kavramın yerini ve işlevini anlamak için, öncelikle Allah'ın o kelimeyi nasıl tanımladığına bakmak gerekir. Her kelimenin yaratılış kökü (fitrî anlam alanı) ve vahiydeki kullanım biçimi (ilahi anlam çerçevesi) vardır.  Bugünkü dinî tartışmalar, kelimelerin Kur'an'daki asli bağlamlarından koparılmasından kaynaklanır. Tıpkı "şemsiye" örneğinde olduğu gibi (güneşten koruyandan yağmurdan koruyana dönüşüm), dinî kavramlarda da aynı dönüşüm, hakikatin yerini şekilciliğin almasına yol açar.   Asıl soru: "Allah o kelimeyle hangi ilkeyi anlatmak istedi?" ​I. Kur'an'da Kavra...

Bu Nasıl Peygamber Çarşılarda Dolaşıyor

Resim
  ​📚 Kitap Yüklü Eşekler ve Çarşıda Dolaşan Peygamber: Dinin Hayattan Kopuşuna Eleştirel Bir Bakış ​Giriş: Hayatın İçindeki Peygamber ​Peygamber, hayatın tam kalbinde yürüyen bir insandı. Onun elbisesi tozlanırdı , pazarda dolaşır, yoksulun evine misafir olurdu. Çocukların başını okşar, komşularına selam verirdi. Onun tebliğ ettiği din, fildişi kulelerde yankılanan soyut bir felsefe değil; hayatın tam merkezinde atan, ete kemiğe bürünmüş bir bilinçti. ​Ancak bugün biz, o dini çarşılardan, sokaklardan, insanın günlük meşgalesinden çekip aldık. Onu kitapların arkasına, duvarların içine hapsettik. Din, artık insan kokusundan uzak , hayatla temassız, kuru bir bilgi yığınına dönüştü. Okuyoruz, ezberliyoruz, tartışıyoruz; ama ne yazık ki yaşamıyoruz ve anlamıyoruz . ​I. Kitap Yüklü Eşekler: Bilginin Ağırlığı ​Kur'an-ı Kerim, bu trajik hâli, tarihin en sarsıcı benzetmelerinden biriyle anlatır: ​“Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıya...

Bilinçle Yürüyen Din 🧭

Resim
  ​Bilinçle Yürüyen Din: Korkudan Değil Hakikatten Doğan İman ​ I. Korkunun Gölgesindeki Din: Cehalet mi, Bilinç mi? ​Korku, insanın içgüdüsel savunma refleksidir; hayatta kalmayı sağlar, ancak hakikati göstermez. Korkan insan, sorgulamaz; sadece sığınır. Kur’an ise sığınmayı değil, bilinçli bir yönelişi (îmân) ister. "Gerçekten bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer 9) sorusu, tam da bu ayrımı ortaya koyar: Korku cehaletin kalkanıdır; bilinç ise hakikatin anahtarıdır. ​Bugün din, çoğu kez korku üzerinden yaşatılır: cehennem tehdidiyle, yasak listeleriyle, günah kataloğuyla… Oysa Kur’an, hakikat yolunun “takvâ” , yani bilinçli korunuşla yürüneceğini bildirir. Korkudan doğan dindarlık itaat üretir; ama bilinçten doğan iman, adalet üretir. ​ II. İman: Durağan Kabul Değil, Dinamik Yöneliş ​İman, bir kimlik değil, bir yöneliştir . Bu yöneliş, dışsal bir otoriteye değil, içsel bir farkındalığa dayanır. “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra dosdoğru olanlar (Fussilet 30), inan...

İslam’ın Kaynak Krizi

Resim
​İslam’ın Kaynak Krizi: İlahi Din mi, Beşerî Araklama mı? ​Giriş: Tamamlanmış Din ve Bulanıklaşan Vahiy ​İslam inancının temel direği olan Kur’an-ı Kerim, dinin kemale erdiğini açıkça ilan eder: “ Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’a razı oldum. ” (Mâide 5:3). Bu ayet, ilahi mesajın bütünlüğünü, tamamlanmışlığını ve herhangi bir eklemeye veya eksiğe ihtiyaç duymadığını kesinleştirir. ​Ancak tarih boyunca, bu tamamlanmış dinin saf kaynağına beşerî yorumlar, siyasi çıkarlar, kültürel gelenekler ve mezhepsel dogmalar eklenerek yeni bir “din dili” oluşturulmuştur. Bu yeni yapı, Allah’ın gönderdiği ilahi ilkeleri değil; mezhep, tarikat ve şahıs otoritelerinin şekillendirdiği beşerî kuralları merkeze almıştır. Sonuç, ne yazık ki “Allah’ın dini” olmaktan çıkmış, Allah’a rağmen veya O’nun otoritesini gasp ederek oluşturulan bir inanç sistemi haline gelmiştir. Vahyin saf suyu, tarihsel akış içinde bulanıklaştırılmış; “...

Koyunlaştırılmış Kitlesel Güç

Resim
Koyunlaştırılmış Kitlesel Güç “Koyun” derken hayvanın kendisinden ya da klonlamasından değil; insanların dogmalarla, kurulu sistemlerle, kör inançlar ve ritüellerle adeta kopyalanmasından, tek tipleştirilmesinden söz ediyoruz. Dünyada kurulan acımasız düzenler, doğduğumuz aileye, şehre, dine, devlete göre bizi kendi dogmalarına zincirliyor. İnsan çoğu zaman kendi iradesiyle değil, içine doğduğu “kirli atmosferle” şekilleniyor. Örneğin İran’da doğan biri Ayetullah’ı “din adamı” olarak görürken, aynı kişi Avrupa’da papazı, Hindistan’da Budist rahibi, İsrail’de hahamı, Türkiye’de şeyhleri ve imamları aynı konumda görecektir. Dogmaların Köleliği Otoriter yapılar, dogmaları dayatarak insanları özgür birey olmaktan çıkarır; onları kuklaya, makineye ve gönüllü askere dönüştürür. Bireyin yerine toplum, devlet, kurum, ırk, sermaye ve din adına konuşan yapılar söz sahibi olur. İsrail’de doğan biri Filistinlilere kurşun sıkar, ama Filistin’de doğsa aynı kurşun ona dönerdi. Irak’ın Şii k...