Ayetler ile Öğrenilmeyen Din Ne Üretir?
Allah’ın Ayetleriyle Öğrenilmeyen Din Ne Üretir?
Din Bilgi Değil, Kaynak Meselesidir
İslam’da sorun çoğu zaman “neye inanıldığı” değil, neyden öğrenildiği meselesidir. Aynı kavramlar, aynı ibadet isimleri, aynı kutsal kelimeler kullanılır; fakat kaynak değiştiğinde ortaya çıkan şey artık Allah’ın dini değil, Allah adına kurulmuş bir dindir. Kur’an, bu ayrımı baştan koyar: Din, yalnızca Allah’ın indirdiği ayetlerle inşa edildiğinde haktır. Bunun dışındaki her şey, ne kadar yaygın ve köklü olursa olsun sorgulanmaya muhtaçtır.
1. Ölçünün Kaybı: Hak ile Batıl Arasındaki Terazinin Bozulması
Kur’an, kendisini “furkân” yani ayırıcı ölçü olarak tanımlar. Dini Allah’ın ayetleri yerine gelenek, rivayet veya otorite figürleri üzerinden öğrenen bir zihin, bu ölçüyü yitirir. Artık doğru; ayete göre değil, “bize böyle öğretildi” denilene göre belirlenir. Bu durum, dindarlığın içini boşaltır ve onu alışkanlık temelli bir ritüel setine indirger.
Ölçünün kaybı, sadece bireysel bir hata değildir; toplumsal olarak da yanlışın kutsallaştırılmasına yol açar. Kur’an bu durumu, geçmiş kavimlerin helak sebepleri arasında sayar: Hak, çoğunlukla değil; delille belirlenir.
2. Allah’ın Susturulması, İnsanların Konuşturulması
Kur’an dışı din anlayışında görünürde Allah çokça anılır; fakat fiiliyatta O’nun konuşmasına izin verilmez. Ayetler ya okunmaz ya da başka sözlerle gölgelenir. Böylece Allah susar, yerini Allah adına konuşan insanlar alır.
Bu durum Kur’an’ın en sert uyarılarından birine girer: Allah’a isnat. Çünkü Allah’ın söylemediğini O’na söyletmek, açık bir sapmadır. Sorun sadece yanlış bilgi değildir; ilahi otoritenin gasp edilmesidir.
3. İman Yerine Taklit: Bilincin Askıya Alınması
Ayet merkezli olmayan din, iman üretmez; itaat üretir. Ancak bu itaatin kime olduğu belirsizdir. Kur’an’ın eleştirdiği “atalar dini” tam olarak budur: Sorgulanmayan, devralınan, muhasebesi yapılmayan bir inanç biçimi.
Bu tür bir dindarlıkta:
Sorumluluk bilinci gelişmez
Hesap günü kişisel bir mesele olmaktan çıkar
Birey, düşünmeyi başkalarına devreder
Oysa Kur’an’da iman, bilinçle ve şahsi sorumlulukla birlikte anılır. Taklit ise imanın zıddıdır.
4. Şirk Zemini: Allah’ın Kelimelerine Ortak Koşulması
Şirk, sadece putlara secde etmek değildir. Kur’an’a göre şirk; Allah’ın yetkisine, sözüne ve hükmüne başka bağlayıcılar eklemektir. Ayetlerin yerine rivayetler, yorumlar, mezhepler veya şahıslar mutlaklaştırıldığında, Allah’ın kelimeleri fiilen ikinci plana düşer.
Kur’an bu durumu açık kavramlarla tanımlar:
zan
hurafe
uydurma din
Allah’ın indirmediği sultan
Bu kavramların ortak noktası şudur: Delilsizlik. İlahi kelimeye dayanmayan her dini bağlayıcılık, Kur’an’a göre meşruiyetini yitirir.
5. Dinin Amacından Sapması: Vasıtadan Araca
Ayet merkezinden kopmuş din, Allah’a yaklaştırmaz; insanları yönetir. Güç üretir, korku üretir, itaati örgütler. Fakat adalet üretmez. Ahlak üretmez. Özgür ve sorumlu birey üretmez.
Bu noktada din, amaç olmaktan çıkar; sosyal ve siyasal bir araca dönüşür. Kur’an’ın gönderiliş gayesi olan hidayet, yerini kontrol mekanizmalarına bırakır.
Sonuç: Kaynağa Dönmeyen Din Islah Olmaz
Dini Allah’ın ayetleri ve kelimeleriyle öğrenmeyen bir toplum, Allah’a yaklaştığını zannederken O’ndan uzaklaşan bir düzenin parçası haline gelir. Çözüm yeni yorumlar, yeni otoriteler veya yeni gelenekler değildir. Çözüm, ilk kaynağa dönüştür.
Kur’an’ın çağrısı hâlâ nettir:
Allah konuşuyor.
Sorun, kimin dinlediğidir.
UYARI / HATIRLATMA

Yorumlar
Yorum Gönder